"Sigara içme kardeşim, alkolü de az tüket!"

Başbakan Erdoğan, partisinin Kızılcahamam kampında yaptığı AKP 18. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılış konuşmasında motorlu taşıtlar, içki, alkol ve cep telefonuna konulan ÖTV zammıyla ilgili eleştirilere yanıt verdi.

15 Ekim 2011 Cumartesi, 10:40
Abone Ol google-news

Başbakan Erdoğan AKP'nin 18. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmasında, yapılan son ÖTV zamlarına ilişkin "Sigarayı içmezsin olur biter. Alkolü biraz daha az tüketirsin olur biter. Kalkıp da Porsche kullanacağına gel Fiat kullan Volkswagen kullan" dedi.

 

Anayasa Çalışmaları

Başbakan Erdoğan, yeni Anayasa çalışmalarına ilişkin açıklamalarında , yeni Anayasa'nın bürokratik iradelerin değil milletin eseri olacağına vurgu yaparak şunları söyledi:

"Bugünkü ihtiyacımıza ister yeni bir kontrat diyelim, ister yeni bir mukavele diyelim, ister adına yeni bir toplumsal sözleşme diyelim, demokrasimizi geliştiren, özgürlük alanlarını genişleten yeni bir anayasa şart olduğunda herkes hemfikirdir. Biz, kontrat gibi, mukavele gibi, sözleşme gibi kavramların hepsinin sınırlayıcı ve yetersiz olduklarını düşünüyoruz. Zira, millet eliyle yapılacak olan bu anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarına kendi ülkelerinde ev sahibi olduklarını hissettiren, vatandaşlık aidiyetlerini perçinleyen bir anayasa olacaktır. Bu anayasa, kiracı ile ev sahibi arasında bir mukavele değil, istisnasız her vatandaşımızın hukukunu güvenceye alan bir toplumsal mutabakat metni olmalıdır."

Başbakan Erdoğan 1982 Anayasası'nın değişmesi konusunda toplumun hem fikir olduğuna da vurgu yaptığı konuşmasında darbe anayasanın, artık bu bedene uymadığında herkesin mutabık olduğunu ifade etti. Erdoğan "Hatırlayın kamusal alan tartışmalarını, neler çektik değil mi? Hem bir taraftan gülüyorduk bu tartışmalara, ama bir taraftan da uymak durumunda kalıyorduk. Neden? Toplum gerilmesin. İşte bu tartışmaların olduğu dönemlerde, devleti milletten esirgeyen bir anlayışı yaşadık, ama biz bunları asla kabul etmiyoruz. Devleti millete ait kılan ve vatandaşlık aidiyetini perçinleyen bir anayasaya ihtiyacımız var, işte bunu gerçekleştirmemiz lazım. Bizim milletimizi yüzyıllardır ayakta tutan bir değerler sistemimiz zaten var. Türkiye artık, kapalı devre bir ülke değil. Artık, eski vehimlere yeni vehimler ekleyemeyiz" diye konuştu.


BDP'ye yüklendi

Konuşmasında yurttaşlara "En az Türkiye büyüklüğünde düşünün" çağrısında da bulunan Erdoğan, Türkiye'nin dünyanın yeni kutup yıldızı olmak için sabırsızlandığını ifade etti.

Hiçbir zaman istismar politikaları içinde olmadıklarına da vurgu yapan Erdoğan BDP'nin türban serbestisi konusundaki önergesine de sert çıkarak şunları söyledi:

"İşte son hafta içinde bakıyorsunuz bir grup çıkıyor hemen pat bir tane önerge sunuyor. Öyle bir derdi yok. Öyle bir derdi olsa zaten olması gereken neyse yapar buna mani bir hal de yok madem öyle bir şey istiyorsun yola çık yap. Benim başörtülü kardeşlerimi niye istismar ediyorsun. Yapacaksan yap. Gelsin girsinler senin böyle bir derdin yok ki. Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Derdi istismar. Acaba AK Parti'yi köşeye nasıl sıkıştırırım. Geç bunları geç. Siz kimi köşeye sıkıştırıyorsunuz. Bu millet kimin ne olduğunu gayet iyi biliyor. Bu iş konuşulmaz bu iş yaşanır yapılır. Bu ülkeyi lüzumsuz germeye de kimsenin hakkı yok." 

 

Terör

Başbakan Erdoğan AKP 18. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşmasında terörle mücadele konusuna da değindi. Erdoğan terör örgütünün mutlaka ve mutlaka kaybedeceğini belirterek şunları söyledi:

"Türkiye'nin ayağına zincir olmak isteyen, genç, kadın, çocuk, hamile, işçi, köylü demeden ocaklar söndüren caniler, sonunda mutlaka ama mutlaka kaybedecekler. Demokrasinin yollarına mayın döşeyenlerin kandan beslenmesine izin vermeyeceğiz. Terörle mücadelede yeni bir dönem başlamıştır. Süreci yeni baştan ele aldık ve yeni açılımlar, ilave tedbirler geliştirdik. Şartlar neyi gerektiriyorsa o yapılıyor, eksik bir şey varsa tamamlanıyor, bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın. Terörün acısını en çok o bölgede yaşayan masum insanlarımız çekiyor, terörün maliyetini en çok onlar ödüyor. Terör, acıyı büyüterek varlığını sürdürmek istiyor. Terörist, acıyı büyütmek için evine ekmek alan polisime, askerime kurşun sıkıyor. Ve bunu kalleşçe yapıyor, gelip arkadan bunu yapıyor. Acıyı büyütmek için hamile kadına, bir veda yemeğine giden genç kızların yoluna pusu kuruyor, kurşuna diziyor. Zira, o cinayet örgütü, kaos istiyor, aklıselimin kaybolmasını, metanetimizi yitirmemizi istiyor. Herhalde, en çok bunu istiyor. Ama bu büyük millet bu tuzağa evvelallah düşmeyecek. 74 milyon vatandaşımızın terör ve terör örgütü karşısındaki hissiyatı birdir. İnsan hayatına kastedeni, hayata, masumiyete pusu kuranı hep birlikte lanetliyoruz. Terör yoluyla bu milleti birbirine düşürmek isteyenler bu karanlık ideallerine hiçbir zaman kavuşamayacaktır."

 

"Sigarayı içmezsin, alkolü az tüketirsin olur biter"

Başbakan Erdoğan konuşmasında yurttaşlara ve medyaya seslenerek ÖTV zammı konusunda yapılan eleştirilere yanıt verdi. "Kelimeleri sağa sola kaydırmayı sevmem" diyerek sözlerine başlayan Erdoğan şunları söyledi:

"Biz bu ara bazı ürünlere zam yaptık. Alkol tütün lüks araçlar vs. hemen başladılar. Milletvekilleri kendi maaşlarına baksın. Kim yapıyor bu işi. Beline diline dursun. Milletvekilleri 9 yıllık sürecimizde biz milletvekillerine zam yapmadık. Hani o geçmiş dönemlerde olur ya. Sadece en düşük memur ne alıyorsa zam noktasında milletvekilleri onu aldı. Oyunlar vs. o tür şeyler yapmadık. Ne diyor biliyor musunuz? Her milletvekilinin altında bir araba diyor. Onlara araba veriyormuşuz. Ondan sonra dağıttılar. Benzinleri uçak paraları bilmem neleri yahu bu terbiyesizliktir. Biz iktidara geldik milletvekillerinin tüm lojmanlarını sattık. Bu nasıl terbiyesizlik. Milletvekili lojmanları satıldığı zaman ses çıkarmadılar. Bunu bu parlamento yaptı. Niye bunu konuşmuyorsun niye bunu dillendirmiyorsun. Benim milletvekilimin çoğu kirada oturuyor. Bunu niye konuşmuyorsun. Ayıptır ya. Böyle milleti tahrik etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Milletvekilleri zannediyorlar el bebek gül bebek çalışıyor. Bu bir aşk meselesi dertli olmak gerekiyor. Hele hele Anadolu milletvekilleri bütün Anadolu'dan gelen misafirleri Ankara'da ağırlamak durumunda. Ağırlamadığı zaman o spiker gibi bak milletvekili oldu bizi bile kabul etmiyor ağırlamıyor. Hemen bunu söylerler. Ama onlar tabi haberi varsa bile bunu duymaz. Ayıptır ya ayıp. Milletin temsilcisini milleti ile nasıl ayırıyor. Bunun oyunlarını oynuyorlar. Sigarayı içmezsin olur biter. Alkolü biraz daha az tüketirsin olur biter. Kalkıp da Porsche kullanacağına gel Fiat kullan ne olacak Volkswagen kullan ne olacak. ülkenin cari azcık sorunu var. Rahmetli Özal'ın kemer sıkma dediği olay işi sıkı tutmazsak Yunanistan'ın durumuna mı düşelim. Biz eşeği sağlam kazığa bağlayalım."

Erdoğan yurttaşa yapılan zamların enflasyon oranlarının altında olduğunu da belirterek "Sizi enflasyona ezdirmeyeceğiz" diye seslenirken muhalefete ise "Siyaseti otomatiğe bağlamış olanlar rakamların ne dediğine bakacak cesareti kendilerinde bulamıyorlar" yanıtını verdi.

 

AB ilerleme raporu

Erdoğan konuşmasında AB'nin Türkiye konusundaki politikalarını da eleştirerek şunları söyledi:

"Türkiye, Avrupa Birliği standartlarına bugün en yakın olduğu noktadadır. Aslında AB standartlarına sahibiz. Bunlar bizde var, 'niye olmuyor' derseniz onlar çok iyi biliyor, biz de biliyoruz, ama germeye gerek yok, yolcu yolunda gerek. Avrupa Birliği'nden müzakere tarihini alan da müzakereleri başlatan da AK Parti Hükümeti olmuştur. Bütün çifte standartlara, bütün haksızlıklara rağmen biz reform sürecinde kararlıyız, kararlı bir şekilde de yolumuza devam ettireceğiz. Varsın onlar kendi ayak oyunlarını sürdürsünler... Varsın verdikleri sözü tutmasınlar, ama karşı karşıya gelip konuştuğumuzda inanın bize bir cevap veremiyorlar, kendilerini savunamıyorlar. Niye? Haklı değiller. Zaten ne halde oldukları da ortada... Dökülüyorlar, her şeyleri dökülüyor, üyeleri dökülüyor, parada pulda ne olduğu belli, Avrupa Birliği Merkez Bankası onlara para yetiştirmeye çalışıyor, karşılıksız para basıyor, ama Türkiye onlarla ayakta durmuyor, kendisi milletiyle ayakta. Kredi derecelendirme kuruluşları her gün notunu yükseltiyor. Biz, hele bir şu müktesebata uyum sürecini tamamlayalım gerisini o zaman da zaten konuşuruz, konuşacağız. Çarşamba günü yayımlanan İlerleme Raporu bir kez daha bazı konularda Avrupa Birliği'nin ciddi bir akıl tutulması içerisinde olduğunu gösterdi. Maalesef müzakere sürecini tıkayan sorun alanlarında hala Avrupa Birliği tarafından statükocu bir yaklaşımın benimsendiğini, bu Rapor'da bir kez daha gördük. 'Ne yapayım da Türkiye'ye çamur sıçratalım' dert bu."
 

Vize serbestisi

Erdoğan, vize serbestisine de değinerek "Şunu da herkesin bilmesi gerekir ki her konuda olduğu gibi vize meselesinin de Türkiye için bir lütuf olmadığını hatırlatmak istiyorum. Türkiye, vize konusunda bir lütuf beklentisinde değildir, sadece hakkı olanı talep ediyor. Hakkımızı alana kadar da bu mücadelemize devam edeceğiz. Brezilya'nın, Bolivya'nın AB ile ne alakası var, sen gel buralara Schengen Vizesi ver, Türkiye'ye vermekten kaçın. Bunlar kendilerine göre orta sahada top çevirmeye çalışıyorlar" diye konuştu.
 

Kıbrıs

Kıbrıs meselesine de değinen Erdoğan, sondaj konusuyla Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin sabote edildiğini, "sorumsuz hareketleri" herkesin dikkatle ve ibretle izlemekte olduğunu söyledi.

Erdoğan hiç kimsenin Ada'nın ortak malı ve ortak zenginlikleri üzerinde tek taraflı hak iddia edemeyeceğini de belirterek şunları söyledi:

"Hak iddia eden ve hatta bu doğrultuda tek taraflı çabalara girişen olursa da Türkiye'den bunun karşılığını misliyle görür. Kıbrıs bizim milli davamız. Başından beri 'kazan-kazan' ilkesinin hayata geçirilmesini biz savunduk. Başından beri çözümden yana olan taraf biz olduk. Başından beri yapıcı olan, sözlerini tutan taraf biz olduk. Ama sürekli çözümden kaçan ve işi yokuşa süren ise Rumlar oldu. Buna rağmen AB üyeliği ile ödüllendirilen de yine Rumlar oldu.

Özellikle Avrupa Birliği'ne sesleniyorum: Hiç rahatsız olmasınlar, çünkü bu bizim hakkımız. Bu sorun artık AB için bir namus meselesidir, bunu böyle ele almak durumundadırlar. AB, ya 2004 yılında yaptığı tarihi hatadan geri dönerek, 26 Nisan 2004 tarihli Konsey kararını uygulayacak ve KKTC ile ticaretin önünü açacak ya da Rum kesimini şımartmaya devam ederek, ömür boyu bu kara lekeyle yaşamak zorunda kalacak.

Şunu da tekrarlamakta fayda görüyorum: Bizim arzumuz 2012 yılının ikinci yarısında Birleşik Kıbrıs Devleti'nin AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenmesidir. Aksi takdirde tek taraflı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin üstleneceği bir Dönem Başkanlığı'nda, bizim için yok hükmünde olan bir sözde ülkeyle aynı masaya oturmayız, oturmayacağız. O 6 ay içerisinde AB, karşısında Türkiye'yi bulamayacaktır, çünkü muhatabımız olmayan bir Güney Kıbrıs vardır. Bunu kabul etmeleri gerekir, bunu kendilerine hep söyledik, yine söylüyoruz. Tutulmayan sözlerin, atılmayan adımların, cevabı verilemeyen soruların bedelini artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ödemeyeceğini herkesin bilmesi ve bu düşünceyle hareket etmesi gerekir. Kaldı ki KKTC adına Güney Kıbrıs'ın herhangi bir tasarrufta bulunma yetkisi, hakkı yoktur. Bölünmüş bir ada hakkında Kuzey hakkında herhangi bir yetkiye sahip değildir, kendileri çalarlar, kendileri oynarlar. Türkiye'nin Avrupa Birliğine adaylık sürecindeki mevcut engellerin aşılmasının bedeli, hiçbir şekilde Kıbrıs Türkleri'nin yalnız bırakılması olamaz."