Sinema yapmak istiyorum

Aşk-ı Memnu’nun Peyker’i Nur Aysan, çocukluğundan bu yana istediği oyunculuğa geç de olsa kavuşmuş. Artık hedefi, zor rollerin altından kalkarak kendini kanıtlayabilmek. Çok izlenen dizinin yanı sıra önünde çok istediği sinema ve tiyatro kariyeri var.

10 Ocak 2010 Pazar, 08:10
Abone Ol google-news

Nur Aysan, nam-ı diğer Peyker, Aşk-ı Memnu dizisinin sakin yüzü. Daha çok canlandırdığı rolle ve onun adıyla tanınan Aysan, istediklerini zamanla ve sabırla almış, yaşamdaki kavşaklara tesadüfen ulaşmış, kimi zaman şans eseri dönmüş. Ancak sabrettiğinde geldiği noktaya da sıkı sıkıya tutunmuş bir kadın. O yüzden de rolünün ismiyle anılmayı dert etmiyor. Tek derdi herkesin karşısında dik durabilmek. Hatta yarın çocuklarına bırakacağı manevi mirası, şu an her şeyin önünde. Kararlarını da buna göre veriyor.

Yaşamının dönüm noktalarından biri olan Aşk-ı Memnu ise tam hayatın içinden ona göre. Amcasının oğluna ya da dayısının kızına âşık olanları da örnekliyor, şehir yaşamındaki entrika ve nefreti de. Aysan, insana dair her türlü duyguyu dizinin barındırdığını söylüyor. Ona göre dizinin mayasının tutmasının nedeni de bu. Aysan’la hem oyunculuk serüvenini konuştuk, hem de şimdilerde en çok konuşulan Aşk-ı Memnu’ya uzandık.

- Diziyle bir anda görünürlük sağladınız. Peki bugüne dek neredeydiniz?

- 17 yaşımda bankacılıkla başladım iş hayatına. 7 yıl çalıştıktan sonra gün geldi ve “Bu, benim hayatım değil” dedim. Ablam Skytürk’te spiker. Bankacılıktan sıkılınca televizyona ve rakamlara ilgim olduğu için ben de Skytürk’e geçiş yaptım. Kendimi ekonomi programı sunarken buldum.

- Oyunculuk hangi noktadaydı sizin için?

- Televizyonda çalışırken, eşimin de desteğiyle yarım kalan işimi tamamladım. Üniversiteye girdim. Moda tekstil tasarımı son sınıftayım. Okulu ve kanalı bir arada yürütemediğim için programı bıraktım. Sonrasında sadece okul kesmedi ve bir ajansa kaydoldum. Benden Baba Olmaz, Gönül Salıncağı, arada reklam filmleri derken Aşk-ı Memnu ile kesişti yollarımız.

- Tesadüfler yönetmiş gibi hayatınızı.

- Engeller diyelim. Kendi istediğime yönelemedim. Belli olgunluğa eriştikten sonra istediğim noktaya ulaştım.

- Engel olan aileniz miydi?

- Babamdı. Beni farklı bir kariyere yönlendirmeye çalıştı. Bizim ailede baba ağır basıyor. Karadenizliyiz. Orada yaşamasak da bazı gelenekleri sürdürüyoruz.

- Şimdi nasıl karşılıyor babanız?

- Artık mutlu mutlu izliyor.

- Şimdilerde dizide canlandırdığınız karakterin adıyla tanınıyorsunuz. Belki çıkış noktası olarak tanınmanızı sağlıyor ama diğer yandan da tüketmiyor mu?

- Bence tüketmiyor. Kalıcı olmaya da engel görmüyorum. Belki Beren’e gelen tepkiler bana gelmediği için böyle hissediyorum.

- Peki çok aykırı bir rol var mı hayalinizde?

- Bir deliyi canlandırmayı çok isterim. Bir de Fransız kadınını. Peyker’den sıkıldığım zamanlar oluyor kimi zaman. Aynı çünkü, çok fazla iniş çıkışı yok. Bir şeyler olsun da canlansın istiyorum. Zorlanmak istiyorum.

- Yani yapabildiğinizi de görmek ve göstermek…

- Aynen öyle. Zoru seviyorum. Ben hayatım boyunca zoru sevdim zaten.

- Peki sizce televizyonda eksikliğini hissettiğiniz bir hikâye var mı anlatılmayı bekleyen?

- 1980’lerde yaşananların daha güzel anlatılabileceğini düşünüyorum. Dönem dizileri daha iyi olabilirdi.

- Peki neyi eksik buluyorsunuz?

- İnsanlar yanlış anlaşılmaktan korkup çok net bir şekilde anlatamıyor olabilirler. Bu yüzden iyi bir dönem dizisinin eksikliğini yaşıyoruz bence. İnsanlarımız ağlatmayı, öpüştürmeyi, seviştirmeyi çok seviyor. Bu kez o çıplaklığı göstermek için dizinin konusundan sapılıyor. Ben rahatsız oluyorum.

- Aşk-ı Memnu da çok konuşuldu. Peki siz oynamayı tercih etmiyor musunuz?

- Etmiyorum, çünkü ileride çocuklarıma yanlış bir şey bırakmak istemiyorum.

- Bunlar Türkan Şoray kanunları gibi mi?

- Öyle demeyelim ama dört duvar arasında paylaştığım şeyi yapamam. Oyuncuyum evet, her şeyi yapabilmeliyim gerektiğinde. Ama o özel.

 

Kadın olmak bir mücadele

- Moda tasarımı okuyorsunuz. Peki modayla ilgili projeleriniz neler?

- Bir dönem filmine kostüm tasarlamak istiyorum. Ayrıca kişiye özel tasarımlar yapacağım. Bir de modayla ilgili çok farklı bir çizgide program yapmak istiyorum.

- Moda tasarımı da mı içinizde kalmıştı?

- Moda, annemden gelen bir şey. Annem de kız sanat lisesi mezunu. Ben de lisedeyken bütün arkadaşlarımın eteklerini alır, evde kısaltır, darlaştırır, onlara götürürdüm. O da varmış demek ki içimde.

- İçinizdekiler birer birer çıkıyor ortaya. Peki daha neler çıkacak sizce?

- Aslında geçmişime döndüğümde içimde olan her şeyi şu an yapıyorum. Sunuculuk, moda hep çocukluğumda oyun gibiydi. Oyunculukla ilgili bütün aktivitelere katılırdım. Şimdi yapmadığım bir şey kalmadı sanırım.

- Yapmak istedikleriniz neler?

- Çocuk doğurmadan gitmek istemem.

- Peki mesleki anlamda?

- Sinema yapmadan bu piyasadan çekilmek istemem. Tiyatroya da bulaşmak istiyorum. Görüşmelerim oldu.

- Yaş 30 olunca neler değişti hayatınızda?

- Daha mantıklı, sabırlı, olgun, olaylara daha farklı açılardan bakmaya çalışan biri oldum. Ama yine bir yandan Pollyanna olurken, bir yandan da dik ve güçlü durmanız gerekiyor. Kadın olmak da bir mücadele. Her alanda maalesef savaşmak zorunda kalıyoruz. Kimi zaman yorulsam da güçlüyüm, ayaktayım.