Sinemanın niteliği

Yaşadığımız çağın, söylemi gereği paradoksal ve kışkırtıcı unsurların bir arada akıp giden görüntülerine teslim olmuş bir zamanı kuşandığını söylemek bence mümkün görünmektedir. İşte bu nedenle üretilen sanatın her zamankinden daha fazla niteliğe gereksinimi vardır. Çünkü herkesin hikayesinin, birbiriyle benzerlik gösteren tarafları olmakla birlikte, birbirinden ayrışan temel uçurumlarının iç içe olduğu bir parça başıboş bir hareketler dönemi ile çoktan tanışmış bulunuyoruz.

12 Ekim 2009 Pazartesi, 13:28
Abone Ol google-news

Bugün artık herkes, kendi hikayesini iştahlı biçimde anlatmak ve bunu da farklı addetmek istemektedir. Teknoloji, etkin biçimde kurgulanmış tüm paylaşım alanlarında, kişilerin kendi hikayelerini anlatmalarına olanak tanımakta, fotoğraf makinaları ve sayısız kişisel görüntü bunu desteklemektedir. Bu bir bakıma bir popülerlik kaygısıdır ve elbette uçucudur. Yalnızlığın en dramatik tarafı, teknolojiyle giderek baskınlaşan ‘yabancı olma’ halinden bir değer çıkarma çabasıdır. Benzer kalabalıkların aynılaşmış hikayelerini birbirinden farklı hale getiren en temel gerçek sanattır. Kesişim noktalarından ortak söylemi çekip alabilen sinema, ayrışma noktalarından da diyalektik ve yaratıcı cümleleri köprü yapabilecek gücü barındırır. Kendini tanımlayabilecek kadar entelektüel, kitle alışkanlığı haline gelebilecek kadar da özgün bir sıradanlık içermektedir. En kolay göstergelerle yaşam alanı bulabileceğimiz yüzyılda en zor olanı anlamı bulabilmektir. Somut olarak göründüğü halde varlık teşkil edebilecek yeterlikte olmayan işler üretmek ve gizil suçluluk duygusundan kurtulmanın en geçerli yolu sanırım bir değer olmayı başarmaktır. Tıpkı Halit Refiğ ve bir çok değerimiz gibi… Sinemanın diğer disiplinlerin varlığı gibi gündelik, muğlak, kolaycı olanın uzağında bir alanın yaratıcılarına  bu nedenle ihtiyacı  daima vardır.


Ulusal Sinema Kavgasında Bir Ömür ve Halit Refiğ


Bir sinemacıyı ele alırken, henüz sineması endüstri haline dönüşmemiş toplumlarda üretim ilişkilerinin, toplumsal, kültürel ve felsefi arka planın analizleriyle bütünlük arz eden gerçekçi bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. Sinema, bütün bu tarihsel basamakların üzerinden ilerleyerek yükselen bir sanattır. Halit Refiğ, yaşamı boyunca ilerlediği yolda, seçimleri; ulusal sinemamızın oluşması ve evrilmesi adına kullandığı sinema diliyle hem gerçekçi ve diyalektik hem de ödünsüz ve yaratıcıdır. Toplumsal varoluşunu, sinemasına özveriyle aktarırken bunu onurlu bir estetik cümleye dönüştürmüştür. Öyle ki, başarıya giden yol daima zordur. Özellikle de batı toplumlarıyla kıyaslandığında Refiğ gibi sinemacıların yetişmesi için gereken, kendiliğinden koşulların varlığına rağmen tam anlamıyla “auteur”’ lerin çok da fazla kendini gösteremiyor oluşu, usta sinemacımızın ve benzer nitelikte sinemacılarımızın özelliklerini daha da fazla bize kanıtlamaktadır. Coates’in bir sözünü anımsadığımızda, zorlayıcı koşullara rağmen sinema yapmayı, hem de içerik ve estetik açıdan dolu dolu bir sinema yapmayı başarabilmiş ustalarımıza olan bakışımız daha da derinleşmelidir. “Sinema, romantik bir düşün, teknoloji ve sanayi ile gerçekleştirilmesi demektir”.Hem bir düşü, yaşadığınız ülkede izlenebilir kılacak hem de bunu içinde bulunduğunuz koşulların teknik ve kültürel gerçeğine karşın yapacaksınız. Hem çok yalnız olmayı göze alacaksınız bir tarafıyla da çok kalabalık… Bunu yapabilmenin erdeminin sırtını dayadığı en güzel gerçek, ulusal bir sanat yaratma uğruna duyulan inançtır. “Türk sineması bir halk sanatıdır”  der Halit Refiğ.  Bir filmi çekip kenara çekilmekten çok fazlasını, sinema için kuram üretmek, fikir üretmek kısmını da gelecek kuşaklar yararına büyük bir sabırla ele almıştır. Refiğ’in sinema anlayışında, evrensellik kisvesinde tamamen öykünmeci ve devşirme bir sanata olan eleştiriye yer vardır. Çok yönlü tespitler ve çözüm için gereken fikirlerin üretimi kuşkusuz, Halit Refiğ gibi sinemacılarımızın estetik bilinci ve toplumsal sağduyusu sayesinde durgun bir su olmaktan daha fazlası olabilme yoluna girmiştir. Aydın yabancılaşması tespitiyle aslında hala güncelliğini koruyan tartışmalarının ekseninde sinemanın ülkemizde neden kendi olma mecrasına bu denli geciktiğinin cevabını da vermiş bulunmaktadır.

Özetle Halit Refiğ’in filmlerini, yapıtlarının isimlerini ve yaşam öyküsünü tekrar gözden geçirmenin yanı sıra, sinemamızın kendi ayakları üzerinde durabilen, özgün bir sinema olması için gösterdiği uzun soluklu yaşamsal çabanın da farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum.