Tam benim tipim

Simon Garfield, Tam Benim Tipim adlı çalışmasında yazı karakterlerinin öyküsünü sunuyor.

12 Temmuz 2012 Perşembe, 09:43
Abone Ol google-news

Simon Garfield, temelde harfleri yazma biçimi olan, düşüncenin belli işaretlerle tespit-ifade edilmesini sağlayan ve bir eylem olarak da yazma işi olarak nitelenen yazının oluş(tur)um sürecinde gerek estetiksel gerekse işlevsel açıdan tercih edilen fontların bir diğer deyişle yazı karakterlerinin öyküsünü Tam Benim Tipim adlı çalışmasında tüm incelikleriyle işleyerek sunuyor.

Tam Benim Tipim, hayatın işlevselliğini ve gerçekliğini bir anlamda yazıyla olanaklı kılan herkese seslenen bir kitap. Özellikle, günümüzde ilerleyen bilişim olanakları ve artan sosyal medya uygulamaları sayesinde her okurun yazar, her yazarın okur olduğu bir dönemde ister istemez herkes yazının bir parçası. Bu bağlamda yazının istenen biçimleyici ve dönüştürücü erkinin fontla gerçekleştirilebildiği rahatlıkla hissedilebilir.

Fark edilmenin yolu font

Kuşkusuz, fontla ilgili yapılan nitelemelerin duygusal, algısal ve estetik bir boyutu olduğu gibi biçimsel, izleyişsel ve görsel bir boyutu da bulunduğunu unutmamak gerekir. Font, yazıyı görsel açıdan ne kadar sanatsal kılıyorsa okuma açısından bir o kadar da işlevsel kılabilir. Yazı karakterleri arasında belirli bir oranın korunması, kullanım yerlerindeki doğru konumun seçilmesi ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğu sağlayarak yazının ifade gücü kazanması gerekir. Bir bakıma yazının okunması, alınması ve anlamlandırılması adına istenen simetrinin oluşturulabilmesi için fontun bir o kadar doğru seçilmesine büyük gereksinim vardır. Kitabın yazarı Simon Garfield'a göre kullanılan bir fontun en temel görevi fark edilir olabilmek. Çok ince ayrıntılarla çeşitli farklılıklara sahip olan fontlar, kendilerine biçilen rolü oynarken sunulmak istenen bilgiyi karşı tarafa verebilmeli.

Modern zaman font salgınının başlatılması Garfield'a göre, Steve Jobs'ın onları bilgisayarımızın font menüsüne yüklemesine denk düşer. Steve Jobs tarafından ilk Macintosh bilgisayarın tasarlanması ve bu makinede kimsenin aklına gelmemiş olan bir şeyin yani çok sayıda font seçeneğinin kullanılması yeni bir şeylerin de başlangıcı olmuştur. Bu bağlamda 'fontları değiştirebilme olanağı o dönemde kesinlikle başka bir gezegenden gelmiş bir teknoloji' (s. 12) olarak değerlendirilmiştir. Harflerle ve yazı karakterleriyle günlük ilişkilerde tam bir deprem etkisi yaratmış olan böylesi bir buluş sayesinde, o güne kadar sadece tasarım ve matbaacılık alanındaki teknik dilin-uygulamanın bir parçası olan 'font' sözcüğü böylece bütün bilgisayar kullanıcılarının diline ve düşününe girmiştir.

Anlamanın, anlamın ve anın dili olarak fontlar bilginin, duygunun ve düşüncenin akışında yeni bir vurgu olsa da aynı zamanda bakışım zamanının da dili olur. Kuşkusuz, yazı karakterleri önce anlamın sonrasında ise algının yordamını öğretir. Hangi dilde neyi anlatmak istiyorsanız isteyin fontlar dünyasında söze, söylenene bakmak aynı zamanda da görüntüye, resme bakmak demektir. Yeni bir bilgi ve bilinç edinmenin yanı sıra yeni bir bakış ve duyuş kazanmanın aracılığını üstlenen yazı karakterlerinde Garfield'a göre okunaklılık ve okunurluk arasında önemli bir fark bulunur. Bundan ötürü bazı yazıların okunmaktan çok görünmesi gerektiği söylenebilir. Bu tür yazılar 'podyumda harika görünmek üzere tasarlanmış ama hiçbir şeyden korumayan bir giysiye' (s. 57) benzetilebilir. Öte yandan, 'en okunaklı yazı karakteri aynı zamanda en güzel yazı karakteridir' (s. 58) görüşünü savunan Fransız oftalmolog Dr. Louis Emile Javal'ın bu kuramı ise artık iyice geçerliliğini kaybetmiştir. Okunaklılık daha çok biçimsel olmayan bir özellikle yani zevk ile tanımlanabilir bir durumdur. Bir diğer deyişle okunaklılık moda olmayla aynı şey değil, daha çok yazı karakterinin popülerliğiyle, ne kadar yaygın tüketildiğiyle ilgili. Kaliforniyalı radikal yazı karakteri tasarımcısı Zuzana Licko'nun popüler kuramına göre 'En iyi okuduğunuz şey en çok okuduğunuz şeydir' (s. 60). Kullanılan fontun doğuştan okunaklı olması şart değildir, önemli olan insanların görmeye alıştığı bir şeyin kullanılmasıdır. Dolayısıyla, Times New Roman gibi yazı karakterlerinin tercih edilmesinin nedeni daha çok alışkanlıktan ötürüdür. Nitekim Times New Roman ilk çıktığında insanlar bu yazı karakterine alışkın değildi ama kullandıkça bu yazı karakteri fazlasıyla okunaklı hale geldi.

Yazıdan, yazmaktan vazgeçilen zamanların olmaması gibi yazıyla başlayan ve fontlarla süren yolculuğun gezgincisi olmak için belirtmek gerekiyor ki; yazı karakterlerinin beş yüz yıllık tarihinin gözden geçirilmesine olanak sağlayan ilk yayın 1953'te yayımlanan 'editörlüğünü St Bride Matbaacılık Kütüphanesi'nde kütüphaneci W Turner Berry ve British Museum'daki kitap sorumlusu AF Johnson' (s. 173) yaptığı Encyclopedia of Type Faces (Yazı Karakterleri Ansiklopedisi) olmuştur. Kuşkusuz, tasarım dünyasında büyük ilgi ve beğeniyle karşılanan bu çalışma yazı karakteri alanında büyük bir coşkunun da oluşmasına fırsat sunmuştur. Bunun nedeni ise ansiklopedinin içinde haddinden fazla yazı karakteri bulunmasıdır. Günümüzde ise yazı karakterlerinin çıkardığı bir yolculuğu dura-düşüne yaşamak isteyenler; tam bir kült eser olarak değerlendirilen, FontShop tarafından yayımlanan, Yazı Karakterleri Ansiklopedisi'nden daha ansiklopedik bir yazı rehberi olan FontBook adlı kapsamlı yayını mutlaka incelemelidir.

Kişiliğin dışavurumu

Lexmark'a göre font seçimimiz 'zevklerimiz ve büyük olasılıkla karakterimiz hakkında diğerlerine güçlü sinyaller gönderiyor' (s. 313). Neredeyse tarifsiz ve büyülü bir güç olarak fontlar, kimliğimiz olmaktadır. Yazıya ait temel rolü içerisinde yazı her ne kadar değişebilir, değiştirilebilir olsa da fontlar size özel olur. Özellikle, bazı fontlar onlarla yazılan her şeye dürüst ya da hiç olmazsa adilmiş hissi verebilme gücü taşır. Örnek vermek gerekirse 2000'de yazı tasarım şirketlerinden Hoefler & Frere-Jones için Tobias Frere-Jones tarafından tasarlanmış Gotham için böylesi bir durumun geçerli olduğu savunulur. Hem köklü hem de yenilikçi görünmeyi başaran bir font olarak Gotham, gerek Obama'nın başkanlık yarışında kullandığı 'CHANCE WE CAN BELIEVE IN' yani 'değişime inanabiliriz' yazısıyla gerekse bir sonraki yıl kullanılan 'CHANGE, HOPE, YES WE CAN' yani 'değişim, umut, evet yapabiliriz' gibi bütün dinamik Obama sloganlarında önemli bir rol üstlendi ve bir yazı karakteri olarak artan bir popülerliğe sahip oldu. Bunun en önemli nedeniyse bu fontun göze batmaması ve saldırgan görünmemesine karşın sağlamlık ve ileriyi düşünmek gerektiğini yansıtması olmuştur. Özde, Obama ekibinin ilk seçimi olan çok ciddi ve katı olduğu düşünülen Gill Sans yazı karakterinin yerine kullanılmaya başlanan Gotham yazı karakteri, 'Amerika'nın dinamik ama vicdanlı bir devlet görevlisine en uygun yazı karakteri' (s. 211) olarak yükselişe geçmiştir. Bu yazı karakterinin seçimi bazıları içinse 'Amerika'nın geçmişine yönelik bir özlemin, çağdaş kültürün ve bir tür görev duygusunun gizil bir bileşimini' içeriyordu.

İşte Tam Benim Tipim adlı estetik değeri yüksek bir font kitabı olan bu çalışmanın hemen hemen her sayfasında çeşitli fontların hikâyelerini ve taşıdıkları karakterlerini kısacası neyin-nerede-nasıl biçimlendiğini okuyanlar, artık hiçbir yazının aynı olmadığının farkına varacak. Bu bağlamda hemen kısaca örnek vermek gerekirse Gill Sans 'garip bir şekilde cinsiyetsiz bir font' (s. 49) ama aynı zamanda 'çok ciddi ve katı' (s. 211), Albertus 'bulabileceğimiz en dışavurumcu font' (s. 68), Grotesk 'samimi ve saldırgan' (s. 152), Futura 'yazı fanatiklerinin tutku duyduğu bir font' (s.194), Sabon: 'bütün kitap fontları arasında en okunabilir olanı' (s.251) ve 'tarihsel açıdan, en sevilenlerden biri' (s. 251) olarak açıklanmaktadır. Özetle, yeryüzünde 100 binden fazla yazı karakteri-font varken bunların yarım düzinesiyle yetinilememesi yazı ile bütünleşmenin birer sonucu.

Ayrıca, Garfield eserinde bilgi ve düşüncenin biçimleyicisi olan yazı ve onun dışavurumcu yakınsaması için kullanılan fontlar için kuralları yıkma ironisi yapar. Ona göre bir belgede üç yazı karakterinden daha fazlasının kullanılmaması, ana başlıkların zorunlu olarak büyük ve sayfanın üstünde kullanılması, hizalamada sola hizalı kullanılırken sağa hizalanmanın kullanılmaması ve çok kısa ya da çok uzun satırların oluşturulmasının istenmemesi gibi kurallar aslında harflerin sadece görünümleriyle değil, bir yazının sayfa üzerindeki kullanımlarıyla ilgili tipografi kuralları oldukları için zenginlik yaratımı açısında yıkıcı bir bileşim oluşturabilir. Bundan dolayı en içgüdüsel tasarımcılar yani gerçek sanatçılar bu tür kuralları yıkabilmeli, neyin işe yaracağını ya da neyin bir kenara bırakılması gerektiğini öngörebilmelidir.

Tam Benim Tipim/ Simon Garfield/ Çeviren: Sabri Gürses/ Domingo Yayınevi/ 352 s.