TBB Genel Kurulu'na Doğru

23 Mayıs 2013 Perşembe, 06:12
Abone Ol google-news

Yakın planda resmin kareleri nelerdir? Yargıçlar ve savcılar, terimi bağışlayınız, asarım, keserim, duruşma salonundan atarım, tavrını bırakacaklar, yasanın kendilerine verdiği disiplini sağlama görevini yerine getirirken uygun olan durumlarda disiplin yaptırımlarını da uygulayacaklar.

25-26 Mayıs’ta Türkiye Barolar Birliği (TBB) genel kurulu toplanacak. Bu toplantı önemli, çünkü TBB’nin yeni yönetimi belirlenecek. Bu genel kuruldan Türk hukuku adına, avukatlık mesleği adına, avukatların ülke sorunlarına sahip çıkmaları ve seslerini duyurmaları adına, beklentilerimiz var.

Bu vesileyle hukuk uygulamasında kamuoyunu derinden rahatsız eden konulara kısaca değinmek istedim.
Türk insanı bir şeyin farkında olmalı. Ülkemiz artık ceza soruşturmaları ve buna bağlı olarak ceza davaları ülkesi. Bu uzunca zamandır böyle. İster gazete okuyucusu olun, isterseniz internet üzerinden güncel olayları izleyin, her satırda karşınıza çıkacak olan bu husus değişmez. Savcılık filan kişi/kişilerin ifadesini aldı; filan mahkemede dün yapılan duruşmada şunlar şunlar oldu. Hele “Silivri davaları” adı verilen yargılamalarda yaşananlar Nasreddin Hoca’nın kar helvasından beter. Bunu ne yapanlar beğeniyor olmalı ne de yemeleri için kendilerine sunulanlar.

Ceza sisteminin yapı taşları

Oysa bu böyle olmamalı. Ceza adalet sisteminin yapı taşları bellidir ve bunlar kaya gibi sağlamdır. Kurallar önceden konulmuştur ve herkes için bağlayıcıdır. Hatta toplumun gözü önünde yaşanması planlanmış olan duruşma devresi, bu konuda teorisyenlerin sevdiği bir terimle, bir törendir. O törenin her adımı bellidir, aynen Amerikan filmlerinde gördüğünüz nikâh törenlerinde olduğu gibi. Tören aslında bir disiplinin de göstergesidir. Bu disipline herkes uymak zorundadır.
Bu sayfada yayımlanmasını düşündüğüm her yazımı kaleme alırken kendime bir doğrultu veriyorum. Bu yazı yalnız hukukçulara hitap etmeyecek, bunu unutma diyorum. Bu bağlamda bu ülkenin insanının bilmek hakkıdır ki, daha bizim duruşma salonlarımızda kim nerede oturacak, kim ne zaman ayağa kalkacak, bu bile tartışmalara neden oluyor. Bu tartışmalara hiç gerek yoktur. Sanığı ve şikâyetçiyi avukatlarıyla yan yana oturtursunuz, sanık ya da şikâyetçi onlara danışırlar ve beyanda bulunurlar. Kalabalık davalarda bu nasıl olacak, sorusunu duyuyorum. İşte çözüm: Sanık sorguya çekilirken ya da şikâyetçi beyanda bulunurken bu formülü hayata geçirirsiniz, hiç yoktan iyi olur.

Yargıçların tutumu

Çoğu yargıç duruşmada avukatları ayağa dikmeye pek meraklıdır. Bunu yaparken mahkemenin otoritesini göstermek amacı başköşede. Yukarıda tören dedim, tören disiplini dedim, işte uygulaması. Yasaya bakıyorsunuz, hüküm (son karar) verilirken herkes ayağa kalkar diyor. Demek ki avukat da kalkacak. Onun dışında bir mecburiyet yok. Ama gelgelelim, nice yargıç kalktın-oturdun tartışmasında disiplin mekanizmasını işletmeye kalkıyor. Bu tavırlar yanlıştır.
Silivri’de havalar nasıl diye sorarsanız, hava kurşun gibi ağır, ortalık toz duman. Herkesin kendi doğrusu var, üst tarafı lafügüzaf (saçma sapan söz). Kimse karşısındakini ne dinliyor ne de onun söylediklerine değer veriyor. Peki bu neden kaynaklanıyor? Sanıyorum “karşılıklı güven eksikliğinden”. Oysa, adalet dağıtılan yerler olmaları kaçınılmaz olmaları gereken mahkemeler ve duruşma salonlarında görev yapan tüm unsurlar önce muhataplarına güvenecekler, sonra yasaların kendilerine biçtiği rolü oynayacaklar ve adaleti arayacaklar. Her kafadan bir ses çıkarsa hiçbir yere ve amaca ulaşılamaz. Bir kez daha vurgulamak isterim, güven eksikliği her ortamı karıştırmaya yeter de artar bile.
Çözüm nedir ve nerededir? Sözü uzatmaya hiç mi hiç gerek yoktur. Önce karşılıklı güven, yasalara ve hukuka saygı, sonra hakkına razı olmak hak arayanlar için, yetkisinin sınırlarını bilmek ve onları aşmamak hak dağıtanlar için. Bu düzlemde yaşanır ve yaşatılırsa olay, ortalık süt liman, sessizlik egemen olur.

Asarım keserim tavrı

Yakın planda resmin kareleri nelerdir? Yargıçlar ve savcılar, terimi bağışlayınız, asarım, keserim, duruşma salonundan atarım tavrını bırakacaklar, yasanın kendilerine verdiği disiplini sağlama görevini yerine getirirken uygun olan durumlarda disiplin yaptırımlarını da uygulayacaklar.
Avukatlar savunma ayağında meramlarını tam ve eksiksiz anlatabilmek için, stratejilerini iyi kuracaklar, anlattıklarıyla hedefi on ikiden vurmaya çalışacaklardır. Zamansız ve gereksiz anlatımların ne kendilerine ne de savundukları kişilere bir yarar sağlamayacağını dikkate alacaklardır. Unutmamak gerekir ki, duruşmada çok konuşmak, iyi hukukçuluğun göstergesi değildir. Önemli olan kişinin sözlerinde ne kadar “iyi hukuk” olduğudur.
Bu bağlamda sanıklar elbette birinci derecede önem taşırlar. Öyle ya, her şey sanık adı verilen kişinin yarattığı iddia edilen bir olaydan kaynaklanır. Bu nedenle sanığa da meramını anlatma olanağının sağlanması kaçınılmazdır. Her sanık açısından her ceza davası haksız, yersiz ve mesnetsiz açılmış bir davadır. İnsan psikolojisinin bir sonucudur bu düşünce ve duygu ağı. Böyle bir ortam içinde, olay ceza adaleti boyutunda öyle yaşanmalı ve yaşatılmalıdır ki, sonuçta her sanık, ben bu sonucu hak ettim, demelidir.
Son söz: Yargılamanın süjeleri olan herkes bir “iç muhasebe” yaparsa, yolun yarısını geçmişiz demektir. Bu düşüncelerle TBB genel kuruluna başarılı çalışmalar diliyorum.

Prof. Dr. Erdener Yurtcan-İstanbul Barosu