Times: İstanbul'da yapılan kazılara göre Vikingler o kadar güçlü değildi

İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden Sunday Times, pazar günü yayımlanan makalesinde İstanbul'da Vikingler dönemine ait olan bir alanda yapılan kazı çalışmalarına yer verdi.

BBC Türkçe
11 Ekim 2020 Pazar, 23:19
Abone Ol google-news
Times: İstanbul'da yapılan kazılara göre Vikingler o kadar güçlü değildi
Getty Images

İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden Sunday Times, pazar günü yayımlanan makalesinde İstanbul'da Vikingler dönemine ait olan bir alanda yapılan kazı çalışmalarına yer verdi.

Makalede İngiltere'nin popüler bakış açısına göre Vikinglerin öfke dolu, düşmanlarını korkutan, yağma ve tecavüzle ünlü bir toplum olduğu algısının olduğunu, ancak son yapılan arkeolojik çalışmaların bu düşünceyi sarstığı belirtildi.

İstanbul'un Küçükçekmece ilçesinde yapılan arkeolojik kazılara göre bu bölgede yaşayan Vikingler, yetersiz beslenen ve güçsüz bir topluluktu; genel olarak savaş yüzünden değil doğal sebeplerle hayatlarını kaybettiler.

İstanbul'un Küçükçekmece gölünün Bathonea antik kentinde yapılan kazılarda 10'uncu yüzyılda hayatını kaybeden 20 yaşındaki, 1,60 boyundaki bir Viking'in İstanbul'da ölmesine rağmen Baltık Denizi bölgesine ait göğsünde sarı bir haç taşıdığı ve Viking olduğu keşfedildi.

Ancak Viking olmasına rağmen kaslı bir yapısının bulunmadığı belirtildi.

Gazeteye konuşan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi ve kazı alanında sekiz yıldır çalışan Dr. Ömer Turan, "Açlık çektiğine, dişlerinin kötü bir durumda olduğuna ve çok sert şeyler yediğine dair işaretler var. Bu alanda daha çok fazla iskelet var. Yapacağımız araştırmalarla bu insanların gerçekte nerede doğduğunu bulmak istiyoruz" dedi.

'Bizans kültürü ve dinini kabul ettiler'

Savaşçı, paralı asker, tüccar ve zanaatkar olarak çalışan bu kişilerin kimilerinin İstanbul'daki hayatlarında zenginleştiği kimilerinin açlık çektiği, ancak hepsinin şehrin tarihine katkıda bulunduğu aktarıldı.

Bu alanda yaşayan Vikingler'in Bizans İmparatorluğu döneminde bölgeye göçtüğü biliniyor.

İstanbul'a ilk göçen Vikingler Rus olarak adlandırılıyordu; bunlar Bizans İmparatorluğu'na varmadan Doğu Avrupa'ya göç eden ve Slav topluluklarını etkisi altına alanlardı.

Kazı alanında çalışan Polonyalı uzman Blazej Stanislawski, "Bizans kültürünü ve dinini kabul etmeye karar verdiler. Yazları burada kaldılar, kışları ise kuzeye gittiler." dedi.

İstanbullu kimi veterinerlere göre Vikingler Norveç orman kedilerini beraberinde getirdi, bu kedilerin yerel kedilerle çiftleşmeleri sonucunda ise şehrin bugünkü sahibi kediler ortaya çıktı.

İstanbul'da batırılan bir Viking gemisi
Getty Images
İstanbul'da batırılan bir Viking gemisi

İsveç mutfağının İstanbul'dan gelen malzemeleri

Geri dönerken de beraberlerinde kakule, safran ve köfte taşıdılar; bütün bu yiyecekler bugün İsveç mutfağının önemli malzemeleri.

10. yüzyılda Bizans İmparatorluğu tarafından verilen kararlar gereği belli sayıdan fazla Viking'in şehre girmesi ve şehir duvarları içinde silah taşımaları yasaklandı.

Kimi İskandinavyalı göçmenlerin ipek alıp sattığı, bir statü simgesi olarak ipek giydiği ve İpek Yolu üzerinde yolculuk ile ticaret yaptıkları ifade ediliyor.

Kimilerinin sofistike zevkine rağmen bir Viking'in Ayasofya'nın bir duvarına, "Halfdan buradaydı" yazdığı görülebiliyor.

Beşiktaş mı Küçükçekmece mi?

Vikinglerin İstanbul'da tam olarak nerede yaşadığı ise uzun yıllardır tartışılan bir konu.

Kimileri tarihi belgelerde Vikingler'in yaşadığı bölge olarak göresterilen Aya Mamas adlı yerleşim yerlerinin bugünün Beşiktaş'ı olduğunu söylüyor.

Ancak Bathonea kazı alanında çalışan arkeologlar, Aya Mamas'ın Küçükçekmece gölü etrafında olabileceği görüşünde.

Polonyalı uzman Stanislawski, "Denizci oldukları için ancak gemilerle gelebilirlerdi. Burada da yaklaşık 5 km. uzunluğunda bir liman var" diyor.

Vikinglerin şiddetle özdeşleştirilmesine rağmen en azından Bathonea'dakilerin barış içinde yaşadığı görülüyor.

Yapılan kazılarda hiçbirinin travmatik yaralar yüzünden hayatını kaybetmediği bulundu.

Kazı alanın başında bulunan Kocaeli Üniversitesi'nden Doç. Dr. Şengül Aydıngün, "Bu kazı alanı bir kütüphane gibi. Her sayfayı çevirdiğinizde kendinizi yeni bir zaman diliminde buluyorsunuz" diyor.


BBC Türkçe