TÜSİAD Başkanı'ndan mesajlar

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, ''Vergi, bir demokrasi kültürü ögesidir. Türkiye'nin demokratik saygınlığını zedeleyen bir araca dönüşmesi hazindir'' dedi.

01 Ekim 2009 Perşembe, 09:46
Abone Ol google-news

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantısının açılışında konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, ''Bir YİK toplantısında daha, içimdeki tüm ağırlığa rağmen, hatta belki tam da bu nedenle sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum'' sözleriyle başladı.

İnsanın bazen, ''sözün hükmünün artık geçerli olmadığına, gücün sözü bitirdiğine'' inandığını ifade eden Yalçındağ, ''Üzerinize bir kasvet çöküyor. Ama sonra silkiniyorsunuz. Biliyorsunuz ki, söze inancınızı tazeleyip doğru bildiğinizi söylemeye devam etmekten başka çareniz yok. TÜSİAD'ın her zaman yaptığı gibi...'' şeklinde konuştu.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, ''Vergi, bir demokrasi kültürü ögesidir. Türkiye'nin demokratik saygınlığını zedeleyen bir araca dönüşmesi hazindir'' dedi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantısının açılışında konuşan Yalçındağ, demokrasi konusunu tartışırken üzerinde pek durmadıkları bir konuya değinmek istediğini, bunun da vergiyle demokrasi arasındaki ilişki olduğunu kaydetti.

Yalçındağ, ''Vergi ödenmeyen bir ülkede demokrasi de serpilmez, İngiltere'de demokrasi, vergi mükelleflerinin siyaset üzerinde denetim talebiyle doğdu ve gelişti. Vergi bir demokrasi kültürü ögesidir. Türkiye'nin demokratik saygınlığını zedeleyen bir araca dönüşmesi hazindir'' diye konuştu.

TÜSİAD olarak yıllardan bu yana vergi idaresinin özerkleşmesi gereğini savunduklarını, 2001 yılında bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladıklarını hatırlatan Arzuhan Doğan Yalçındağ, şunları kaydetti:
''O dönem oldukça ilgi çekti ve tartışıldı raporumuz... Eğer bu gerçekleşmiş olsaydı her yıl aksatmadan vergi rekortmenleri arasına giren kurumlara karşı yıllar sürecek incelemelerle bir tür baskı yapılırken kayıt dışı ekonomi her geçen gün büyümezdi. Sonuçta doğru yolun bulunacağına, demokratik kültürümüzün derinleşeceğine, liberal demokrasinin bütün değerleriyle gerçekleşeceğine inanıyorum. Tıpkı bunları gerçekleştiren Türkiye'nin dünyada yeni şekillenmekte olan düzende önde gelen, yapıcı bir rol oynayacağına inandığım gibi.
Ancak, o rolü oynayabilmek için bugün geçmişten de daha fazla iç barışını sağlamış, çoğulculuğu hem siyaset katında hem toplumsal olarak benimsemiş bir ülke olmamız gerekiyor.
"

Yalçındağ, 40 gün sonra soğuk savaşı bitiren olayın, Berlin Duvarı'nın yıkılmasının 20. yıl dönümünün kutlanacağını, aslında soğuk savaşın bitmesinin özünde, sözün kuvvete karşı bir zaferi olduğunu belirterek, sıradan yurttaşların özgürlük, adalet ve söz hakkı istemeleri, o güne dek geçerli olan düzene karşı ''Artık yeter'' demeleriyle Orta ve Doğu Avrupa'daki antidemokratik rejimlerin çöktüğünü vurguladı..

Küresel ekonomik sistemin düzgün çalışmasını denetleyen ve gözeten mekanizmaların yaratılamamış olmasının halen içinden geçilen küresel krize yol açtığını, bunun yarattığı sarsıntının etkilerinin de özellikle gelişmiş ülkelerde kolay geçmeyeceğinin belli, ayrıca ürkütücü toplumsal dalgalanmalar ihtimalinin de ''maalesef güçlü'' olduğunu dile getiren Yalçındağ, bu arada, dünyanın bugüne dek benzeri görülmemiş bir ekonomik güç kaymasına tanıklık ettiğini, alıştıkları ve bildikleri düzenin birçok parametresinin değiştiğini söyledi.

Ulusal planda olduğu gibi uluslararası planda da ekonominin gelişmesinin, demokrasinin de gelişmesini gerektirdiğini vurgulayan Yalçındağ, ''Küresel krize çare ararken çözüm daha çok sayıda ülkenin katılımında, bir bakıma uluslararası kurumların demokratikleşmesinde aranıyor. Gelir üretmek kadar, gelirin paylaşımı da yeni ekonomik düzenin odağında olacak. Ülkeler, yeni yapılanma içinde kendileri için en uygun pozisyonu alma çabası içine girecek'' diye konuştu.

Ülkelerin küresel iş bölümünde öne çıkabilmek için fark yaratacak özelliklere ve becerilere yatırım yapacağını belirten Yalçındağ, ''Türkiye de G-20'nin bir üyesi olarak bu küresel yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olacak. Bu durumda ekonomik geleceğimizi tanımlamak, küresel iş bölümünde nasıl ve hangi güçlü yönlerimizle yer almak gerektiğini tartışmak zorundayız. Saptadığımız hedeflere varmak için gerekli önlemleri almalı, başta eğitim felsefemiz olmak üzere üretim yapımızda, teknoloji geliştirme kapasitemizde köklü bir dönüşüm çabası içine girmeliyiz'' şeklinde konuştu.

''Yeni düzen Türkiye'nin çevresinden başlayarak kuruluyor"

Arzuhan Doğan Yalçındağ, dünyanın yeni bir yapılanmaya gittiğini, gücün eskisine kıyasla daha dengeli dağıldığını, ülkesinin demokratik değerlerini siyasetinin merkezine yerleştiren ABD Başkanı Obama'nın da dünyayla birlikte hareket etmek istediğini, dünyada yeni bir düzenin kurulması için müttefiklerine ve diğer ülkelere işbirliği çağrısında bulunduğunu anlattı.

Yeni düzenin Türkiye'nin çevresinden başlayarak kurulduğunu, dünyanın en istikrarsız bölgeleriyle çevrili, enerji havzalarının sınırındaki Türkiye'nin, düzenin kurulmasında ve yerleştirilmesinde önemli bir rol üstleneceğinin anlaşıldığını ifade eden Yalçındağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Uluslararası sistemde ön plana çıkan Türkiye, içeride daha istikrarlı, daha öngörülebilir, hukukun üstünlüğünün ön plana çıktığı ve tüm vatandaşların kendilerini eşit ve özgür hissettikleri bir düzeni köklü kılmalıdır. Toplumsal istikrar ve huzuru da bulmak zorundadır. Bunu yapamazsa, uluslararası yükümlülüklerini taşıyamayacağından kaygı duyuyorum.''


Türkiye-AB ilişkileri


TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, ekim ayı içinde Avrupa Komisyonu'nun bu yılki ilerleme raporunun açıklanacağını, uzun zamandan beri ilk kez eleştiri dozu yüksek bir rapor çıkması olasılığının ilgili çevrelerde dile getirildiğini söyledi.

Yalçındağ, konuşmasına şöyle devam etti:
''Hepimizin bildiği gibi Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bir süreden beri sağlıksız bir şekilde sürüyor. Teknik olarak müzakerelerin devam ediyor olması, Türkiye'de yapısal reform iştahının azaldığı, AB üyelerinden bazılarının ise Türkiye'ye karşı kabul edilemez ölçüde hasmane bir tutum içinde oldukları gerçeğini gizleyemiyor. Bu süreçte, ancak daha çok güçlü bir siyasal vizyon, toplumsal uzlaşma, entelektüel derinlik, hedef odaklı girişimcilik ruhu, modern iletişim anlayışı ve etkileyici bir insan sermayesiyle başarılı olabiliriz. Türkiye'de çok az kurum AB üyeliği konusunda TÜSİAD kadar zaman, para, enerji harcamış, düşünce üretmiş, ilişkilerin sağlıklı bir mecrada yürümesi için gayret sarf etmiştir. Dolayısıyla bu konudaki gelişmeleri yakından izliyoruz.

Almanya'daki seçimler sonucunda kurulacak yeni hükümetin Türkiye ile ilişkileri daha da zora sokacak bir yaklaşımı benimsemeyeceğini umuyoruz. Özellikle Almanya ile ülkemizin ortak meselelerinin olduğunu ve çıkarlarının pek çok konuda çatıştığını da vurgulamak isterim. Bu yıl sonuna kadar Kıbrıs müzakerelerinde Rum yönetiminin yapıcılıktan uzak tutumu yüzünden çözüm rotasından çıkılabilir. O takdirde AB ile ilişkilerin daha da hasar göreceğinden korkuyorum. AB rotasından çıkmış veya üyelik için heyecanını kaybetmiş bir Türkiye'nin, hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokratik sistemi kurumsallaştırmasının daha uzun süreceğini, hatta zor olacağını düşünüyorum, bunun kaygısını taşıyorum.''

Kürt Açılımı


Özellikle son aylarda Türkiye'nin bölge ve dünya açısından önemini gösteren gelişmelere tanık olduklarını ifade eden Yalçındağ, son toplantıdan bu yana geçen süre içinde iki tarihi açılıma da tanıklık ettiklerini, ''Kürt açılımı'' ya da ''demokratik açılım'' adı verilen siyaset inisiyatifini yaklaşık 2 aydır tartıştıklarını, açılımın başarıya ulaşması halinde Türkiye'nin, tarihine damgasını vurmuş önemli bir meselesini çözmüş olacağını söyledi.

Yalçındağ, ''Daha da önemlisi, buna bağlı olarak ülkemizi çeyrek yüzyıldır acılara boğan terörizm belasından da kurtulacağız. Elbette bunu yürekten temenni ediyoruz'' dedi.

Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesinin kendileri için bölgesel barış ve entegrasyon açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Yalçındağ, şunları kaydetti:
''Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin gerçekleşmesi, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ihtilafın adil ve uluslararası hukuk kurallarına uygun bir şekilde çözülmesiyle de yakından bağlantılıdır. Bu paralel süreçlerde başarıya ulaşıldığı takdirde Kafkaslar'ın siyasi kaderi de değişecek, Türkiye ve Türk özel sektörü bu bölgenin küresel ekonomiye entegrasyonunda önde gelen bir rol üstlenecektir.
Bir bakıma bu son gelişmeler, TÜSİAD'ın yıllardır gündemde tutmaya çalıştığı meselelerin halledilmesine yönelik adımlardır. Türkiye'nin demokratikleşme süreci içinde neler yapılması gerektiğini bizden daha sık ve tutarlı şekilde işlemiş bir kurum ülkemizde yok.''

Vergi konusuna da değinen Yalçındağ, konuşmasını tamamlarken, ''İktidar mücadelesini, sıfır toplamlı bir oyun diye görmeden yapabilen bir Türkiye'yi kurmamız şart oluyor. Yeni bir demokrasi kültürü oluşturmak ve kökleştirmek gibi bir yükümlülükle de karşı karşıyayız'' dedi.