'Yeni Osmanlıcılık' Gerçeklerle Bağdaşabilir mi?..

28 Kasım 2009 Cumartesi, 07:38
Abone Ol google-news

‘Yeni Osmanlıcılık’ Gerçeklerle Bağdaşabilir mi?..

Aydınlarımız, acaba “Yeni Osmanlıcılık” yerine niçin “Atatürkçülük”ü benimsemekten kaçınmaktadır?.. “Yeni Osmanlıcılık”; boyun eğmek, sindirilmek, yenilgiye uğratılmak, küçük düşürülmek, hor görülmek, diğer devletler nezdinde itibarını yitirmek demektir.

Osmanlı dönemine öykünen sözde aydınlarımız; bakalım, bunda haklılar mı?..

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda sonun başlangıcındadır, yani çöküş dönemini yaşamaktadır. Büyük Güçlerolarak isimlendirilen Rusya, Avusturya, İngiltere ve Fransa, Osmanlıya 19. yüzyılın ikinci yarısında artık Hasta Adamgözüyle bakmakta; bu hastayı tedavi etmek yerine, onu, uzuvlarını parçalayarak ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

Rusyanın gözü İstanbulda ve Boğazlardadır. Rus Çarı Deli Petro zamanından beri Rusyanın başlıca hedefi, İstanbul ile Boğazları ele geçirerek, Akdenize inebilmek olmuştur.

Rusyanın en büyük rakibi konumunda olan ise, İngilteredir. İngiltere, egemenliği altındaki Hindistana giden ticaret yolunu tehlikeye düşürmemek amacıyla, bu yolun, güçlü bir Rus Çarlığı yerine, güçsüz ve kendi denetimi altındaki Osmanlı Devletinin elinde kalmasını yeğlemektedir.

Fransa, Osmanlı Devletinin egemenliği altında bulunan Katolik halkların koruyucusu rolünü benimsemekte ve Osmanlıdan sağlamış olduğu kapitülasyonlarla, bu devleti ekonomik açıdan sıkı sıkıya kendine bağlamak istemektedir.

Batılı devletler

Osmanlı padişahları, 18. yüzyılın sonlarında, artık Osmanlı Devletinin kendi ayakları üzerinde duramayacağının ayırdına vararak, ilk kez Batıya kapılarını açmışlar ve yabancı devletlerle sürekli diplomasiuygulamasını başlatmışlardı. Öte yandan, Osmanlı Devleti, Büyük Güçlere yönelik olarak denge politikasını uygulamaya başlamış ve dönemin koşullarına koşut olarak, ancak sırtını güçlü bir devlete dayamak suretiyle, varlığını sürdürebilmeyi başarmıştı.

Bu gelişmeyle birlikte, Batılı Büyük Güçler, bundan böyle Osmanlı Devletini kendi denetimleri altına almak yoluyla, bu devletin varlığını sürdürmesine izin vermiş; Osmanlı Devleti de, dış politikaya ilişkin kararlarını, kendi özgür iradesi sonucunda değil, Batılı Güçlerin buyrukları doğrultusunda alabilmişti. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı padişahlarının, İngiltereye danışmadan hiçbir savaş ya da barış kararı alamadıkları gayet iyi bilinmektedir.

Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) fermanlarının, büyük ölçüde Batılı devletlerin diretmeleri ve baskıları sonucunda Osmanlı padişahları tarafından çıkartılmış oldukları bir gerçektir.

Ayrıca, padişahların söz vermiş oldukları reformların uygulanmasını denetlemek istediklerini ileri sürenler de, yine aynı Batılı devletler değil midir?..

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılın başlarından itibaren, kendi egemenliği altında bulundurduğu Balkan topraklarını teker teker yitirmiş; Balkan halklarından olan Yunanlılar, Sırplar, Karadağlılar, Romenler, Bosna-Hersekliler, Arnavutlar ve Bulgarlar, Osmanlıdan önce özerkliklerini, daha sonra da tam bağımsızlıklarını sağlayarak, kendi ulus-devletlerini kurmuşlardı. Bu, önüne geçilemeyecek olan bir gelişmeydi, çünkü 1789 Fransız Devriminin öne çıkarttığı ulusçuluk ilkesi, bağımlı halkların, kendilerini imparatorlukların egemenliklerinden kurtarmalarına ve ulusal devletlerini kurmalarına yolu açmıştı.

İçlerine sindiremediler

Kendilerini Yeni Osmanlılar diye nitelendirenler, acaba Osmanlının 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında düşmüş olduğu bu acıklı durumun, yeniden sahneye konmasına mı özenmektedir?..

Batılı devletler, her zaman için kendilerinden küçük gördükleri Müslüman Türkün, Mustafa Kemal Atatürk gibi mucizevi bir liderin önderliğinde, Osmanlının küllerinden yeniden doğuşunu hiçbir zaman içlerine tam anlamıyla sindirememiştir.

Onlar, Atatürkün onlara başkaldırışını ve savaş alanında kazandıklarını, aynen diplomasi masasında da kendilerine kabul ettirebilmesini hiç hazmedememişlerdir. Batılılar, Atatürk döneminden sonra Türkü, aynen Osmanlıya yapmış oldukları gibi, yeniden hizaya getirebilmeyi hiç akıllarından çıkarmamışlardır.

AKP hükümeti, Batılıların bu tuzağına düşmemeye özen göstermelidir. Başka devletlerin isteklerine boyun eğerek ve onların hiçbir sözünden çıkmayarak, bağımsız bir devlet yönetilemez. O zaman Osmanlının son dönemini aynen yaşamak zorunda kalırız.

Hiçbir Cumhuriyet Hükümetinin, Türk ulusunu böyle bir durumla karşı karşıya bıraktırmaya hakkı ve haddi yoktur.

Aydınlarımız, acaba Yeni Osmanlıcılık yerine niçin Atatürkçülükü benimsemekten kaçınmaktadır?.. Yeni Osmanlıcılık”; boyun eğmek, sindirilmek, yenilgiye uğratılmak, küçük düşürülmek, hor görülmek, diğer devletler nezdinde itibarını yitirmek demektir.

Oysa, Atatürkçülük”; başı dik olmak, yenilmemek, başka devletlerle eşit statüde bulunmak, uluslararası toplulukta itibar sahibi olmak ve onurlu olmak demektir.

Sizler, bu iki düşünce sisteminden hangisini benimserdiniz?..