Yeni Türk Vatandaşlığı Kanunu

13 Haziran 2009 Cumartesi, 06:07
Abone Ol google-news

1964 yılında, o zamanın koşullarına uygun, çağdaş bir düzenleme olarak kabul edilmiş olan 403 sayılı TVK, zaman içinde, yeni gelişmelerin gerisinde kalmış bir yasa haline gelmişti. Özellikle, yurtdışında uzun sürelerle yaşayan, geçimini oralarda sağlayan Türk’lerin sayısındaki olağanüstü artış, yeni düzenlemeler yapılmasını gerektirmişti. Bu durum karşısında, 1981 yılından başlayarak TVK’de 8 kez değişiklik yapıldı ve yasanın bütünlüğü ciddi biçimde bozulmuş oldu.Yeni TVK, 12 Haziran 2009 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunuyor.

Vatandaşlık hukukunun soyut ve kuramsal düzeyde kabul edilen en temel ilkelerinden biri “herkesin yalnız bir uyrukluğu olması gerektiği”dir. Bu ilke, kişinin aynı anda birden çok devletin uyrukluğuna sahip olmasının sakıncalı bir durum olduğu anlamına gelir. Ancak, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllardan bu yana çok artan uluslararası seyahatler, temaslar ve ilişkiler bu konuda bazı yeni değerlendirmeler yapılmasına yol açmıştır. Özellikle, geçimini yabancı ülkelerde sağlayan insanların sayısındaki artış gibi gelişmelerin sonucu olarak, bu ilke gücünü yitirmiş görünmektedir.

Türkiye’den, başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelere giderek oralarda sürekli olarak yaşayıp geçimini sağlayan insanlarımızın sayısı milyonlarla ölçülmektedir. Bugün 15 Türk’ten birinin yurtdışında yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Bu durum, “çifte (çok) vatandaşlık” konusunu Türkiye açısından önemli bir hale getirmiştir; çünkü, yurtdışındaki Türk’lerin pek çoğu, yaşadıkları ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamında hak ettikleri yeri alabilmek için o devletin uyrukluğunu kazanmak istemektedir.

Yeni TVK’nin getirdiği yenilikler arasında en başta belirtilmesi gereken düzenleme, kanunun deyimiyle “çok vatandaşlık”la ilgili olandır. Önceki kanunun 25/a maddesine göre “izin almaksızın, kendi istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar”ın, Türk vatandaşlığını kaybetmelerine Bakanlar Kurulu’nca karar verilebiliyordu. Bu yasa hükmü karşısında, geçimini sağladığı devletin ülkesindeki ekonomik ve sosyal koşulların zorlamasıyla da olsa, yabancı devletin uyrukluğunu kazanmış olan Türkler için Türk vatandaşlığını yitirme olasılığı her zaman söz konusuydu. Üstelik, eski TVK m. 25/a’nın uygulanmasında, İdarece “seçici” davranıldığı; aynı durumda olan çok sayıdaki Türk’ten sadece bazılarına “kaybettirme” işlemi uygulandığı, büyük çoğunluğunun ise “görmezden gelindiği”; yani bir anlamda “ayrımcılık” yapıldığı da gerçekti.

Eski TVK’nin yürürlükte olduğu dönemde yapılan değişikliklerle “sınırlı” ve -deyim yerindeyse- “üstü kapalı” biçimde tanınmış olan çok (çifte) uyrukluk durumları, yeni TVK ile açıkça tanınmış ve yasal hale getirilmiştir. Yeni TVK’nin “Çok vatandaşlık” başlıklı 44. maddesine göre “Herhangi bir nedenle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişilerin, bu durumlarına ilişkin belgeleri ibraz etmeleri ve yapılacak inceleme sonucunda kayden aynı kişiler olduklarının tespiti halinde, nüfus aile kütüklerindeki kayıtlarına çok vatandaşlığa sahip olduklarına dair açıklama yapılır.”

Bu yeni yasa hükmündeki “herhangi bir nedenle” sözcükleri, yabancı bir devlet vatandaşlığının kendi isteği ile kazanılması hallerini de kapsamaktadır. Dolayısıyla, artık kendi isteğiyle yabancı devlet vatandaşlığını kazanmış olanların, bu nedenle Türk vatandaşlığından yoksun bırakılmaları söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, bir Türk’ün kendi isteğiyle yabancı bir devletin uyrukluğunu kazanması, Türk vatandaşlığının yitirilmesine yol açmayacaktır.

Yeni TVK, “çok (çifte) vatandaşlık” konusunda apaçık bir biçimde hoşgörülü bir anlayış benimsemişse de; yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılar için “taşıdıkları devlet vatandaşlığından çıkma” koşulu aranabilecektir.

“Bu takdirin kullanılmasına ilişkin esasların tespiti Bakanlar Kurulu’nun yetkisindedir” (m. 11/2). Bu hükmün uygulanmasıyla, bazı yabancı devletlerin vatandaşlarının Türk vatandaşlığını kazanmaları halinde, önceki vatandaşlıklarıyla ilişkinin kesilmesinin zorunlu kılınabileceği anlaşılmaktadır. Yabancı devletler arasında böyle bir ayrıma gidilmesinin “siyasal” nitelikli nedenleri olabilir; vatandaşlık verilecek kişilerin, Türk vatandaşlığını belli yabancı devletlerin vatandaşlığı ile birlikte kazanmaları “sakıncalı” sayılabilir. Ancak, tersi durumda, yani halen Türk vatandaşı olanların bu “sakıncalı” devletlerden birinin vatandaşlığını kendi isteğiyle kazanması halinde, yeni TVK’de engelleyici bir hüküm yoktur.

Sonuç

Yeni TVK, yurtdışında uzun yıllar yaşayan ve geçimini sağlayan Türk’lerin, bulundukları ülkenin vatandaşlığını kazanmalarını “tehlikeli” ve “sakıncalı” bir durum olmaktan çıkarmıştır. Sorun Türkiye açısından çözüme kavuşturulmuştur. Ancak, bu çözümün yabancı devletleri bağlamayacağını, yani örneğin Almanya’nın, vatandaşlık vermek için Türk vatandaşlığıyla ilişkinin kesilmesi koşulunu aradığını da unutmamak gerekir; yani, bundan sonrası Almanya’ya düşmektedir.