Yepyeni, sağlam bir ‘Yol’...

‘Yol’, yeni eklenen karakterler ve yeni bir kurguyla bir kez daha Cannes’da gösterildi.

20 Mayıs 2017 Cumartesi, 22:45
Abone Ol google-news

Türk sinemasının ilk kez kazandığı Altın Palmiye’den 35 yıl sonra, “Yol”un yeni ‘tam versiyonu’nu yine Cannes’da, bu kez yeni festival sarayının Bunuel salonunda izlemek, 1982’yi yaşamanın, Yılmaz Güney’le ödül öncesi söyleşi yapmış olmanın getirdiği kaçınılmaz nostaljik duyguların çok ötelerinde, katıksız bir heyecan ve yeni bir mutluluk verdi bana. “Yol”, ilk montajında kullanılmayan Süleyman karakterinin (Güven Şengül) eklenmesi yanında, izin kâğıdını kaybeden Yusuf’un (Tuncay Akça) öyküsüne getirilen yeni sahnelerle genişletilmiş. Montaj yoğunlaştırıldığı için sadece birkaç dakika uzamış bulunan bu yeni versiyon, Yılmaz Güney’in ne kadar sağlam bir gözlemci olduğunu; sergilediği gerçeklerin temelindeki kültürel ve toplumsal boyutları ne kadar zengin ve incelikli bir senaryo içinde işlemeyi başardığını; bugün daha belirgin biçimde gözler önüne seriyor. Şerif Gören’in tüm zorluklara ve eksikliklere karşın çekmeyi başardığı görüntülerin ne kadar güçlü olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Sevindiren nokta, “Yol”un insani boyutuyla ne kadar zaman ötesi, işlediği temalarla da ne kadar evrensel kalabildiği.

Bu bağlamda üzüntü veren noktaysa, Yılmaz Güney’in parmak bastığı tüm konularda (töre cinayetlerinden geleneksel yaşamın tutuculuğuna, katı ahlak anlayışından kaynaklanan mahalle baskısından, Kürt köylerindeki sıcak silahlı çatışmalara dek) Türkiye’nin o günden bu yana bırakın gelişmeyi, daha da geriye gïttiğini sergiliyor olması. Son günlerde, Yılmaz Güney’in yakınlarının ve filmin yeni montajı üzerinde çalışanların kişisel hesaplaşmalardan arındırılamamış izlenimi veren tepkileri, temelde anlaşılabilir tepkiler. Dağıtım hakkı gibi konuların mahkemelere yansıması da, sinema dünyasında ne yazık ki sık görülen bir durum. Ancak, “Yılmaz Güney olsaydı bu montajı kabul etmezdi; zaten o zaman da bazı bölümleri beğenmeyip atmıştı” görüşüne katılmak mümkün değil.

Her şeyden önce, Yılmaz Güney yaşıyor olsaydı, o günlerin Yılmaz Güney’inden mutlaka çok farklı olacaktı. Kıvrak zekâsı ve yaratıcı bakışıyla belki yeni sahneler çeker, hatta bir yedinci, sekizinci karakter daha ekleyebilirdi. Zaten ilk aşamada on karakter içeren bir senaryo yazmamış mıydı? Kaldı ki, 1982’de festivalin o dönemlerde uzun filmleri pek istememesi nedeniyle aceleyle kısaltılan ilk montajın Yılmaz Güney’in kafasındakinden farklı olduğu biliniyor. Filmin İsviçreli yapımcısı Donat Keusch, yeni kopyanın o dönem çekilmiş görüntülerden ve Yılmaz Güney’in yazılı olarak bıraktığı ilk kurgu planından yola çıkılarak oluşturulduğunu vurguluyor. Önemli olan, içeriksel ve biçimsel düzeylerde Yılmaz Güney ile Şerif Gören’in çalışmalarını yücelttiğini ileri sürebileceğim bu yeni “Yol”un, sinemaseverlere şu ya da bu yoldan ulaşacak olmasıdır.