Zehra İpşiroğlu'ndan Aydınlanan Yollar

Zehra İpşiroğlu hem aldığı, hem de verdiği çok yönlü eğitim ve birikimi yansıtan bir üslupla son derece akıcı ama her adımda da sorgulayıcı, diyalog havasında, herkesin anlayabileceği bir kitap daha ortaya çıkardı.

03 Haziran 2012 Pazar, 11:26
Abone Ol google-news

Doğu Anadolu’daki Kardelenlerin anlattıldığı „Aydınlanan Yollar - Kardelen Öyküleri“ kitabı, düşündürürken harekete geçme arzusu da uyandırıyor, kesintisiz eğitimin kesintiye uğratılmak istendiği bugünlerde, Van özelinden yoksul ve tutucu tüm yörelerimizdeki kızların sorunlarına parmak basıyor. Prof.Dr. Zehra İpşiroğlu, halen Köln ve İstanbul’da tiyatrodan çocuk ve gençlik edebiyatına, uzanan geniş bir yelpazede eğitimci yazar olarak çalışmalarını sürdürüyor.
 
Kitap nasıl doğdu? Bir araştırmanın parçası mıydı?

 
Türkan Saylan’ı yitirişimizden üç yıl önce “Yapıcılığın Gücü, Türkan Saylan’la Söyleşiler” kitabını  Doğan Kitap  bağlamında kaleme almış, anı olarak da konuşmalarımızı filme çekmiştim. Kafamda bu  malzemeden yararlanarak Türkan Saylan’ın yapıcılığı üstüne uzunca  bir belgesel çekme projesi vardı. Almanya’da yaşayan film yönetmeni Başak  Demir’le tasarladığımız  bu belgeselde yalnız Türkan Saylan’ın  dokunduğu her yeri yeşerten dönüştürücü  gizilgücü değil, aynı zamanda  ulaştığı küçük kızların ve gençlerin de öykülerine geniş çapta  yer vermek istiyorduk.  Bu nedenle  Van ve Ağrı çevresinde bir araştırma gezisine çıktık. İşte projenin gelişim süreci içinde  yaşadıklarımızdan „Aydınlana Yolların“ kitabı ortaya çıktı. Projeniz Çağdaş Yaşamla nasıl ilişkilendi?
Kurulduğundan bu yana Çağdaş Yaşamda çalışıyorum. Yaratıcı bir öğretim anlayışının yerleşmesi bağlamında hem çok kitap çıkardık, hem de İstanbul’un kenar semtlerindeki okullarda yıllarca uygulamalı çalışmalar yaptık.   Öte yandan  az önce de söylediğim gibi Türkan Saylan üzerine bir belgesel yapma düşüncesiyle birlikte gelişmişti bu kitap projesi. Van Çağdaş Yaşamın yöneticisi öğretmen Armağan Bayraktar  da  bize inanılmaz destek verdi. Depremde evi büyük hasar gördüğü halde oğlu ve eşini İstanbul’a yerleştirip Van’a döndü. Bugün  tahmin edemeyeceğiniz kadar güç koşullarda  orada öğretmenliğini sürdürüyor ve çocuklara yardımcı olmaya çalışıyor. Öylesine yapıcı, güçlü ve enerji dolu bir insan ki proje sırasında onunla ve o yöreye çok büyük hizmetleri dokunan sevgili Ayşe Yüksel’le tanışmak ve birlikte olmak da çok büyük bir kazançtı benim için. Ama biliyorsunuz orada kadınlar için farklı alanlarda çalışan başka sivil kuruluşlar da var.Gönül isterdi ki zaman içinde farklı politik duruşları olan ve farklı alanlarda uzmanlaşan Anadolu’da çalışan dernekler kadın hakları mücadelesinde daha yapıcı bir işbirliğine girebilsinler aralarında her türlü ideolojik görüş ayrılığının ötesinde çok yoğun bir iletişim ve çalışma ağı kurabilsinler.

Bu gezi sizi Kardelenlerin dünyasına mı götürdü?

Evet, bu gezide yaşları  sekiz ile on sekiz arasında olan onlarca Kardelenle tanıştık. Onların köylerine gittik, evlerine konuk olduk, öykülerini dinledik, dertlerini ve sorunlarını  paylaştık,  okutulan kız çocuklarının yaşadıkları baskı nedeniyle oluşan aile içi  kırgınlıklara, çözülmelere ya da şiddete tanık olduk. Yolculuğa çıkmadan önce günlerce İstanbul’daki Çağdaş Yaşam’da bursa başvuran kızların yaşam öykülerini çok etkilenerek incelemiş, burs komisyonunda gönüllü olarak çalışan arkadaşların nasıl  büyük bir özveriyle Anadolu’nun dört bir yönünden gelen çağrılara yetişmeye çalıştıklarını görmüştük.  Kızların yaşam öyküleri gelenekler ve töreler,  ekonomik sorunlar, hastalık, şiddet  ve korkularla örülüydü. Aslına bakarsanız bütün bunlar bilmediğimiz şeyler değil, ama bir şeyi bilmek başka, birebir yaşamak başka.

Kitap ne zaman noktalandı? Depremden sonra mı?

Sekiz ayda. Bu yolculuğu yaptıktan sonra başka hiç bir şey düşünemez oldum çünkü. Orada gördüklerim, yaşadıklarım çocukların umut ve yaşam dolu yüzleri gözümün önünden gitmiyordu. İstanbul ve Köln arasında geçen, zaman zaman dünyanın başka yerlerine de uzanan oldukça devingen bir yaşamım var ama gönlüm, ruhum hep Van’daydı. Orada tanıştığım gençlerle de sürekli bağlantı içindeydim. Bu yaşanılan büyük deprem felakatinden sonra da sürdü. Böylece ister istemez deprem de girdi kitaba. İletişim kurduğum çocukların bazıları Van’dan ayrıldılar, bazıları  orada inanılmaz güç koşullarda yaşam savaşımı vermeyi sürdürüyorlar. Yazdığınıza göre burslarını bile saklamak zorunda kalan çocuklar ağır çevre veya aile yada her ikisinin baskısı altında eziliyorlar. Bu koşullarda siz onların kimliklerini gizleyerek yazmak durumunda mı kaldınız?

Elbette ki anlattıklarımın hepsi gerçek. Ama isimleri oradaki kızları koruma adına değiştirmek zorunda kaldım. Dikkat ederseniz kitapta pek genç kız fotoğrafı da kullanmadım, daha çok çocuk fotoğrafları ya da anı olarak çekilmiş grup fotoğrafları var. Kitabın ilk bölümünde okuyucunun da bizlerle birlikte bu yolculuğa çıkmasını tasarlandı, ikinci bölümünde ise  hemşire ve tiyatrocu olan iki genç Kardelenin öyküsü yer alıyor. Onların da geçmişe yolculukları hiç de kolay olmadı. Ama sorunları anlatarak, dile getirerek bir tabuyu kırmış oldular. Bu açıdan da  isimlerini gizleseler de öncü konumundalar. Zaman içinde türlü engelleri aşıp da bir yerlere varmış olan Kardelenlerin öykülerini toplamak ve yayınlamak isterim. Bu diğerlerine de büyük bir güç  ve umut verecek. Biliyorsunuz Çağdaş Yaşamın okuttuğu bir kuşak doğdu bu arada. Başaranların bir çoğu kendi yörelerine dönüp orada bir şeyleri değiştirmeyi amaçlıyorlar, Köy Enstitüleri projesinde olduğu gibi. Bazıları da kökenlerinden koparak büyük kentlere yerleşmeyi tercih ediyor. Yolculuğumuzda bugün Van ve Ağrı yöresinde öğretmen olarak çalışan eski Kardelenlerle de tanıştık.

Kitabı okuyan pek çok kişi Van’a özellikle de kızlara el uzatma arzusu  duyacaktır? Van ve kızlarını  tanımış, kucaklaşmış biri olarak ne önerirsiniz?

Orada  inanın öylesine bir yoksullukla ve çaresizlikle karşılaştım ki, çocukların aldıkları çok sınırlı bir burs bile mucizeler yaratabiliyor. Burs söz konusu olunca kızların okumasına karşı koyan babalar ya da abiler de yumuşayabiliyorlar. Tabii aksi örnekler de var. Bazı kızlar babalarından gizli olarak alıyorlar bursu. Sorun zaten sadece baba değil ki, bütün bir aşiret sistemi..Oradaki çocukların çok daha fazla desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum doğal olarak. Çünkü okuyabilmeleri ve bir meslek sahibi olabilmeleri onların tek çıkışı. Öte yandan sadece burs da yeterli değil.  Yaşadıkları çevreyle, aileleriyle çok daha yoğun bağlantı kurmak ve onların güvenini kazanmak  gerekiyor. Van’da arkadaşlar inanılmaz bir enerjiyle çalışarak neredeyse bir mucizeyi gerçekleştiriyorlar ama gene de yeterli olduklarını düşünemiyorum. O kadar çok sorun  var ki.
Kitapta anlatılan pek çok olayda kızlar, devletin kesintisiz eğitim politikası sayesinde okuyabilmiş, aileye karşı jandarmaya gitmiş yada aile çevreye karşı kanunu bahane ederek direnebilmiş. Yeni tasarının yoksul kesimler üzerindeki rolü ne olacaktır?
4+4+4 çocukların, özellikle de kızların geleceği açısından büyük bir darbe, tam bir karanlığın içine gidiyoruz gibi geliyor. Öte yandan oradaki çocukların dirençlerini düşünüyorum, umutlarını, hayallerini… Özellikle annelerin ve anneannelerin dayak yeme, şiddet görme pahasına onları nasıl desteklediklerini… Kızların çoğu hukuk okumak istiyor, kadın haklarına sahip çıkmak ve yaşadıkları yörede bir şeyleri değiştirebilmek için. Güvenlik görevlisi olmak isteyenler de var. Çünkü kadınların hiçe sayıldığı  şiddet dolu bir ortamda silah taşımanın konumlarını değiştireceğini düşünüyorlar. Her şeye rağmen umudu yitirmemeliyiz..Bir uyanış var, bu  uyanışın bilincinde olmak ve karanlığı aşmak isteyenlere destek vermek gerekiyor. Bu açıdan herkes bireysel olarak ya da örgütlenerek kendi olanakları çerçevesinde  birçok şey yapabilir. Bundan eminim. Ama şu da bir gerçek ki uzun vadede bazı şeylerin değişebilmesi çok daha yoğun bir örgütlenmeye bağlı.
 
Bu öyküler Türkan Saylan’ın; „Koşullar gereği boyun eğer gibi görünse bile içinden boyun eğmiyor. Ona en küçük olanağı verdiğiniz zaman biri bin yaparak yaralanabiliyor bundan“ sözünü yaşadıklarınız doğruluyor mu?

Önce insanların kafasının değişmesi gerekiyor. Bu değişim bugün yaşanıyor Türkiye’de. Kadınlar, kızlar konuşmaya başladılar. Her şeye kader deyip geçmiyorlar artık. Kadınların uyanışı  kendilerine uzatılan ele sımsıkı sarılmalarına yol açıyor.En küçük bir fırsatı bile sonuna kadar değerlendiriyorlar. Verilen destek hiç bir zaman boşa gitmiyor.
„Fatmagülün Suçu ne?“ gibi  kadın haklarına sahip çıkan duyarlı bir dizinin ne kadar çok insanı olumlu etkilediğini düşünebiliyor musunuz? Keşke medya hep böyle duyarlı davranabilse, keşke klişelerden kaçınan ve çoğu insanın kafasındaki ezberi bozan bu düzeyde diziler daha çok yapılabilse…

Kadın sorunları sanzasyona dönüştürülmeden medyada yansıtıldığı sürece sorunları yaşayanlar için güç ve umut verme açısından yaşamsal bir önem taşıyor. Diğer insanların da umarım duyarlılıkları zamanla artacaktır.


Şimdi Konuşma Zamanı
 
Aydınlanan Yollar iki bölümlü bir öykü kitabı gibi dursa da ucu hep açık, sanki ucunu dünden bugüne bütün kadınların hayatları eklenecek gibi…

Zaman için de başka öyküler toplamamız, bu insanların seslerini duyurmamız gerekiyor. Suskunluk duvarı aşıldı artık. Şimdi konuşma zamanı…Yaşayanlar anlatacaklar, biz dinleyeceğiz ve belgeleyeceğiz. Bu insanların görünür olmasını sağlayacağız. Onların da bizden bekledikleri bu değil mi?

Ya film projesi?

Film projemiz bizi destekleyecek bir sponsor bulamadığımız için durdu. Uzun kapsamlı  bu açıdan da maddi açıdan bizi çok zorlayan bir belgeseldi ve Türk - Alman koprodüksiyonu olacaktı. Kültür Bakanlığı’ndan hiç destek alamadık doğal olarak. Almanlar da konuyu çok ilginç bulmakla birlikte çok Türkiyeye özgü olduğunu kendilerini doğrudan ilgilendirmediğini düşünüyorlar. Bu tabii ki doğru değil. Çünkü hem Türkan Saylan duruşuyla evrensel düzlemde örnek bir kişiliği sergiliyor, hem de Almanya’da kırsal kesimden gelen onca Türkiye kökenli yaşıyor. Şimdi başka bir film yapımcısı arkadaşımla  benim çektiğim malzemeden yola çıkarak doğrudan Türkan Saylan’ı odak alan daha farklı bir proje tasarlıyoruz. İlk projemizi gerçekleştirebilseydik filmimizde yer alacak kızları da bulmamız kolay olmayacaktı. Çünkü kızlar kitap projesine adlarını değiştirme koşuluyla çok olumlu bakmakla birlikte film projemizde yer almaktan iyice ürkmüşlerdi.