Zorlu bir yolculuk...

"Bu yolculuğa çıkmak zorundaydım. Babamın kim olduğunu, niye gittiğini, benimle olmadığı bir ömür ne yaptığını bilmeliydim. Kimilerine göre terörist, kimilerine göre gerilla olabilir ama ben babamı arıyordum."

12 Nisan 2012 Perşembe, 11:18
Abone Ol google-news

Bir yüzleşme ve barışma hikâyesi Mizgin Müjde Arslan’ın anlattığı. Hem kendisi hem de Türkiye için...

İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma Bölümü’nde yer alan belgesel filmi “Ben Uçtum Sen Kaldın”, “çıkmak zorunda olduğu bir yolculuğun ve o yolculuğun ardından başka bir kadına dönüşmesinin” hikâyesi.

Doğumundan kısa bir süre sonra Kürt gerilla hareketine katılan, hiç tanımadığı babası Ahmet Arslan’ı aradığı bu kişisel yolculuk, yanında büyüdüğü babaannesiyle dedesinin Mardin’deki evlerinden, babasının öldüğü Mahmur Mülteci Kampı’na uzanıyor.

Annesine de yıllar sonra kavuşan Arslan, belgeselin eksik kalan kısmını onunla tamamlıyor. İdris Naim Şahin’in “arka bahçe” konuşmasından hemen sonra KCK soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve serbest bırakılan Arslan’ın filmi bugün saat 16.00’da Atlas Sineması’ndaa.

- Amaç bu yolculuğa mı çıkmaktı yoksa film yapmak mı?

Bu yolculuğa çıkmak zorundaydım. Hayatımdan giden her şeyi babama bağlıyordum. Onun kim olduğunu, niye gittiğini, benimle olmadığı bir ömür ne yaptığını bilmeliydim. Yolculuğa çıkma sebebim de babamın kampta öksüz çocuklara babalık yaptığını öğrenmemdi. Bunu öğrendiğim gün eskiye dönemedim. Kimilerine göre terörist, kimilerine göre gerilla olabilir ama ben babamı arıyordum.

- Filmin ilk adı “Kayıp Mezar”dı. Yapım sürecinde mi değişti adı?

Bir yıl boyunca görüntülere dokunmadım. Sonra kurmaca senaryo yazdım ve bakanlıktan destek aldım ama senaryo içime sinmedi. Yaşadığım şey ne kadar gerçekse yazdığım şey o kadar sahteydi. Filmin adı da yeni senaryoyla birlikte değişti. “Uçan bir adamın gerisinde kalan kadınların filmi” bu. Ben, nenem, halam... Babamın söylediği bir tekerlemede bu söz geçiyordu. O uçtu geriye biz kaldık gerçekten.

- Filmde babanız bir efsane gibi anlatılıyor. Sizin için önce neydi, filmden sonra ne oldu?


Babamın varlığı, evdeki üstü örtülü fotoğrafı gibiydi. Kapatınca görmüyoruz sanıyorduk. Nenem onu bir masal kahramanına dönüştürmek istiyordu zihnimde. Örtüyü kaldırmaya karar verdim. Birinin babasını aramak için 1500 km. yol yapması hayatının en büyük yolculuğudur. Artık filmdeki kadınla aynı kişi değilim. Daha güçlüyüm.

- Bu film kişisel hikâyeniz dışında, Türkiye’ye de bir şeyler söylüyor...


Tansiyonu yüksek bir coğrafyada yaşıyoruz. Savaş, ölümler var. Binlerce insan cezaevinde, genç askerler ölüyor. Türkler ve Kürtler için aynı şekilde zor hayat. Film ilk oluşmaya başladığı zaman şunu düşündüm: Filme Kürtler az, Türkler fazla diyecek. Benim amacım ise herkesin kalbine dokunabilmek.

 

‘O benmişim yahu’

Şahin’in açıklamasını okuduğumda zerre kadar beni kastedebileceği aklımın ucuna gelmedi. Sabah 5’ti geldiklerinde. KCK’den alındığımı söylediler. Hücredeyken “o benmişim yahu” dedim ama “filmi izleyecekler ve anlayacaklar” inancımı da hiç yitirmedim. Belgesel dediğin bir yerde başlayıp bitmiyor. Film, hâlâ hayatımı değiştirmeye devam ediyor. Sinemacılardan gelen o büyük destekle de yalnız olmadığımı anladığım duygusal anlar yaşadım.