Orhan Bursalı’dan ‘Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü’

Usta gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, 9. baskısını yapan Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü (Kırmızı Kedi Yayınevi) isimli kitabında; sadece Nobel aldığı DNA onarımı mekanizmalarını çözdüğü çalışmaları ile değil, “biyolojik saat” konusunda da dünyanın sayılı otoritelerinden biri olan yakın dostu Aziz Sancar’ın Nobel ile taçlanan bilim serüvenini ustaca anlatıyor, çözümlüyor. Her kütüphanede bulunması gereken kitabı boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine en yalın, en insani, en derin boyutlarıyla tanık ediyor.

28 Ocak 2022 Cuma, 00:01
Abone Ol google-news

HOCASI DR. RUPP: ‘ADANMIŞLIĞIN ÇOK İYİ BİR ÖRNEĞİ!’

Türkiye’nin görece yoksul bir bölgesinde, Mardin’in Savur ilçesinde, 8 çocuklu bir ailenin 7. çocuğu olarak dünyaya gelen (s.41) ve bilim serüveni Nobel ile taçlanan Aziz Sancar’ı, Yale’deki hocası Dr. W. Dean Rupp, “Çok parlak, çok orijinal, hedefi üzerinde odaklanmış bir araştırıcı. Tamamen adanmışlığın çok iyi bir örneği” (s.139) olarak betimlemektedir.

Usta gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, bu parlak beynin bitmez tükenmez araştırma tutkusunu ve bilim serüvenini 9. baskısını yapan Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü (Kırmızı Kedi Yayınevi) isimli kitabında lirik bir öykü tadında anlatıyor.

SANCAR’IN YAŞAMINDAN İLGİNÇ KESİTLER...

Bursalı, Sancar’ın bilimsel çalışmalarını ve yaşamını ilginç, renkli başlıklar altında çözümlüyor:

“Aziz Sancar’ın kişiliğini anlatan üç öykü”, “Laboratuvarda kaçak yaşayan bir adam var!”, “Altı şişe birayla eve kapanan ve kovboy filmi seyrederek sızıp kalan bir adam” (s.103-106), “Bu benim Yunus Emre destanımdır”, “Benim Piri Reis Haritam”, “Atatürk’e tapardı, tanıdığım en zeki kadındı”, “Aziz onlar kaybetti sen değil”, “Bunalımlı yıllar, psikolojik yarılmalar ve geri dönüş” vb..

SANCAR: ‘KARDEŞİM ORHAN, TÜRKİYE’YE VE BİLİME AŞIKTIR!’

Kitabın “Önsöz”ünü Aziz Sancar yazmış. Sancar’ın Orhan Bursalı’ya ilişkin düşünceleri de çarpıcı:

“Orhan Bursalı arkadaşımdır… Orhan beni bir bilim insanı olarak Türk halkına her vesileyle anlatmaya çalışmıştır… Kendi yönümden ben şunları sıralamak isterim: Orhan iyi insandır, vefalıdır, kadirşinastır… Ama bunların ötesinde Orhan, Türkiye’ye aşıktır ve Türkiye’ye her şeyden çok bilim ve araştırma gerektiği inancındadır… Birçok sosyal konuda farklı olmamıza rağmen, kardeşlerim kadar severim…” (s.8).

Bursalı kitap boyunca anlaşılması güç hatta ancak uzmanların anlayacağı kavramları yalın bir dille, akıcı ve anlaşılır bir üslupla çözümleyerek okuyucuya aktarıyor ve genç kuşakları da bilime teşvik ediyor.

Örnek mi? “Sancar’ın ‘40 yılımı verdim’ dediği Fotoliyaz olayı”. Yazar, kitabın 81-84 sayfaları arasında Türkçe okunuşuyla Fotoliyaz (Photolyase) kavramını kolayca anlaşılır kılıyor.

Okuyucu, kitap boyunca sadece Sancar’ın bilimsel çalışmalarına değil, özel yaşamına da tanıklık ediyor. Orhan Bursalı, okuyucuyu yer yer bir nehir romanı tadında, sürükleyici olduğu kadar düşündürücü bir yapıtın dehlizlerinde ilginç bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitabı bir akademisyen ya da bilimle ilgili olmayan bir gazeteci yazsaydı bu kadar renkli ve yetkin bir yapıt çıkar mıydı, emin değiliz.

SANCAR: ‘ŞANS HAZIRLIKLI BEYİNLERE GÜLER!’

Bursalı, Sancar’a sorar: “DNA onarım mekanizmaları üzerine çalışmalardan biyolojik saat mekanizmalarına sıçradınız. Burada rastlantının etken olduğunu görüyoruz, ne dersiniz?”

Sancar’ın yanıtı son derece öğretici:

“Bilimde başarılı olmak için hem çok çalışmak hem de çok okumak gerekir. Başarının sırrı budur. Bütün katkılarımı alın teriyle kazandım. Hiçbirinde şansın en ufak bir payı yoktu. Ama şunu da kabul etmek gerekir ki şans da bilimsel başarıda rol oynar.

Tabii Pasteur’un dediği gibi, şans hazırlıklı zihinleri tercih eder. Benim biyolojik saatle nörobiyoloji alanına girmem ve bu alanda önemli bir katkı yapmam bunun bir örneğidir.”

‘TÜRKİYE, AZİZ SANCAR’A ÇOK ŞEY BORÇLUDUR!’

Türkiye, Aziz Sancar’a çok şey borçludur. Türkiye’nin Aziz Sancar’a vereceği en güzel armağan; Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü isimli yapıtı üniversite ve liselerde ders kitabı olarak okutmak olmalıdır.

Neden mi? Bilimin soğuk gibi görünen, üst düzeyde soyutlamalara dayanan kavramlarını içeriğinden ödün vermeden okuyucuyla buluşturduğu için… Genç kuşakları bilime teşvik ettiği ve yüreklendirdiği için…

Sancar, sadece Nobel Ödülü aldığı “DNA onarımı mekanizmalarını çözdüğü çalışmaları” ile değil, “biyolojik saat” konusunda da dünyanın sayılı otoritelerinden.

Kitapta “biyolojik saat” kavramı; “Sancar’ın üçüncü büyük sıçrayışı: İnsan biyolojik saati ve Kanser” (s.179), “Kanser tanı ve tedavisinde biyolojik saatin önemi: Kronoterapi” ve “Günlük biyolojik saat bilmecesinde sona yaklaşıldı” bölümlerinde eşsiz güzellikte çözümleniyor.

Kısaca Aziz Sancar’ın bilime katkıları artarak devam edecek… İkinci kez Nobel alarak “yalnız ve güzel” ülkesini sevince boğması sürpriz olmayacak.

SANCAR TÜRKİYE’DE KALSAYDI…

Peki, Aziz Sancar Türkiye’de kalsaydı bu başarıyı yakalayabilir miydi? Ergun Türkcan’a göre bu sorunun yanıtı “Hayır”dır.

Türkiye’nin bilimsel araştırma iklimini en iyi bilen araştırmacıların başında gelen Türkcan, Bilim ve Teknoloji Politikaları isimli eserinin ikinci cildinin Epilog bölümünde şunları yazıyor:

“Bu yapısal eksiklik veya bozulmaların üstünü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Nobel Ödülüyle örtemeyiz. O bir heyecan, bir teşvik ve gelecek kuşaklara bir örnektir.

Ama unutulmasın ki, onun araştırmalarına bizim sistemden bir kuruş yardım gitmedi; acaba ülkesinde kalsaydı, araştırması için değil 25-30 milyon dolar, 20-30 bin TL bulabilir miydi?

Bulsa, verilen proje parasının son kuruşuna kadar karışan ve hemen sonuç bekleyen ‘araştırma müfettişi’ görevliler nedeniyle kaç ay klinik deney yapabilir, kaç yardımcı çalıştırabilirdi?.”

Sonuç olarak, Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü, bilim yolunda uzun bir yolculuğa çıkmış hülyalı bir adamın öyküsüdür. Bitmez tükenmez enerjisiyle bilime ve insanlığa katkı yapmış / yapan mütevazı bir insanın öyküsü…

Bu öyküyü en yalın, en insani, en derin boyutlarıyla aktardığı için Orhan Bursalı’ya sonsuz teşekkürler...