Sadık Usta: ‘Felsefeyi halkçılaştırmalıyız!’

Sadık Usta’nın inancımızın, siyasi duruşumuzun, tercihlerimizin felsefe tarafından nasıl belirlendiğini ve bunun üzerinden hayatımızı nasıl anlamlandırabileceğimizi örneklerle gösterdiği Şüphenin Tarihi serisinin ilk kitabı Felsefeye Giriş (Kafka Kitap) başlığıyla yayımlandı. “Herkes felsefe öğrenebilir; herkes felsefeci ve hatta bazılarımız filozof da olabilir. Bunun için sorgulamak, araştırmak, merak etmek, derinlemesine okumak, mevcut durumu eleştirmek ve her anlatılana kanmamayı öğrenmek yeterlidir” diyen yazar, okuyucuyla yalın dille bir sohbete koyuluyor.

29 Ocak 2022 Cumartesi, 00:03
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: VEDAT ARIK

FELSEFEYE GİRİŞ VE UYGARLIK TARİHİ

- Şüphenin Tarihi adlı serinizin ilk kitabı Felsefeye Giriş’te bizi nasıl bir izlek bekliyor?

Bu kitap, “felsefeye giriş kitabı önerir misiniz” diye soran arkadaşlar için hazırlandı. Yazmadan önce yerli ve yabancı 30’un üzerinde felsefeye giriş kitabını dil ve içerik açısından inceledim. Kuşkusuz çok öğretici kitaplar var.

Felsefeye yeni başlayan her yaştan insanın anlamakta zorlanmayacağı, hem bilgi açısından doyurucu hem de yalın dille yazılmış bir kılavuz kitabın yokluğunu hissettim. Bu yüzden kitabı biraz farklı biçimlendirdim. Bu kitap bir felsefeye giriş ve uygarlık tarihi olarak da okunabilir.

Alışılmış ezberlerden nasıl kaçınabileceğimizi, şüphenin, sorgunun ve aklı kullanmanın insanlara kısa ve uzun vadede hangi yararları sağlayacağını hemen hemen hiçbir yabancı terim ve kavrama başvurmadan anlatmaya çalıştım.

“Felsefe nedir; “Sophia” nereli, felsefenin kökenleri nerelere uzanır, felsefe bir Yunan mucizesi mi?” gibi soruları Yunan, Hint ve Çin felsefesinden örneklerle karşılaştırdım. Kitapta hem bir sözlükçe hem de filozoflar dizini de yer almaktadır.

- Kitabınızı okuduktan sonra, insanların genelde felsefeyi korkutucu bulma nedenini daha iyi anladım. Anlaşılması çok zor terimlere boğulan metinler, meselenin özünü anlamayı alabildiğine zorlaştırıyor malum.

Eğer biri anlaşılmaz ve karmaşık bir dil kullanıyorsa, bilin ki o henüz felsefeye yatkın değildir. Kitabımda bunun yanlışlığını (yabancı terimlere başvurmadan) kanıtlamaya çalıştım.

HALKÇI FELSEFE!

- Kitabın önsözünde yazım ve anlatım tarzınızı “halkçı felsefe” olarak adlandırıyorsunuz. Bu ne demektir?

Geçmişte sanat soyluların ve burjuva sınıfına aitti. Satranç ise aristokratların oyunu olarak bilinirdi. Bugün resim sanatı ve satranç toplumda yaygın bir şekilde icra edilmektedir. Aynısı felsefede de uygulanabilir.

Neden okullarda felsefe kulüpleri, kasabalarda felsefe dernekleri kurulmasın? Bu, insanlarımızın felsefe, bilim ve kültür alanında ilerlemesi ve gelişmesi için gereklidir.

Şüphe duymayı, sorgulamayı, aklı kullanmayı amaç edinmiş felsefe, neden bunun toplumda yaygın şekilde uygulanmasını istemesin ki?

Felsefeyi halkçılaştıralım derken, insanların yaşamlarını felsefeyle düzenlemelerini teşvik edelim diyorum. Böylece felsefe sırça köşkten inip, ona ihtiyacı olan kitlelerle buluşabilir diyorum.

Toplumdaki bağnazlık, ezber öğretiler ve boş inançlar ancak felsefenin yaygın bir şekilde uygulanması ve öğretilmesiyle ortadan kaldırılabilir.

ŞÜPHE, SORGULAMA VE AKIL YÜRÜTME!

- Kitabınızı benzerlerinden ayıran bir başlangıç biçimi var. Düşünme eylemini anlatmadan önce insanın evrimini ve “iki ayağı üzerine doğrulabildikten sonra meraklanan, şüphe eden insan” kavramını tane tane açıklamışsınız.

Bu süreci okurlara özetlemek mümkün mü?

İnsanlar, birden felsefeye giriş yapan kitaplardan uzak durmaktadır. Felsefe, şüphe, sorgu ve akla başvurmaktır fakat birçok kitap bunun hangi koşullarda, nerede ve nasıl ortaya çıktığını, insanların yaşamını ve toplumları nasıl dönüştürdüğünü açıklayamamaktadır.

Amacım bu sürecin kavranmasını kolaylaştırmaktı. Kitapta ayakları üzerine dikilmenin, alet üretmenin, toplum olmanın, kültürün, bilincin nasıl etkide bulunduğunu ve bütün bunların dillenen insanda nasıl şüpheye, sorgulamaya ve akıl yürütmeye yol açtığını göstermek istedim.

UYGARLIK VE FELSEFE ÜÇ ÖNEMLİ DEVRİMLE BAŞLADI!

- Batı ve Doğu düşünce dünyasında “bilmezseniz olmaz” diyeceğiniz, kitapta da yer alan önemli dönüm noktalarından birkaçını paylaşabilir misiniz?

Uygarlık ve felsefe üç önemli devrimle başladı. Bunlar Bereketli Hilal’deki Tarım Devrimi; Mezopotamya, Hindistan ve Çin’deki Kent Devrimi ve düşüncede muazzam bir sıçrama olan felsefenin doğumu.

Bu üç sürecin hangi koşullarda ve nasıl ortaya çıktığını kavranmadan felsefenin ne olduğu anlaşılıp hayatımıza uygulanamaz. Çünkü felsefe ne salt meditasyon ne de ilahiyattır.

Birçok felsefeci Sophia’nın Mısır Bilgelik Tanrıçası olduğunu bilmez; aynı şekilde felsefenin bir Yunan icadı olduğunu sanır. Halbuki felsefe Hindistan ve Çin’de köklüdür.

Hint, Çin ve Yunan felsefesini birbiriyle karşılaştırdım. Bu arada Doğu-İslam felsefesinin yükseliş ve çöküşünü felsefeyle ilişkilendirerek inceledim.

- Felsefeye merakı olan herkesi dahil ederek, en basit hâliyle şunu sorma cesaretini göstereceğim: Felsefe bilmek ne işimize yarar? Dolayısıyla bu kitabı ne için okumalıyız?

Fakültelerde felsefe olarak öğrendiğimiz akıl ve mantık oyunlarını, kuru formülleri bir süre sonra unuturuz.

Felsefenin düşüncemizi nasıl sistemleştirdiğini, bilincimizi nasıl keskinleştirdiğini, sorumluluk ve görevlerimizi nasıl etkilediğini; düşünmenin hangi süreçlerden geçtiğini ve pratikle ilişkisini; hayatımızı nasıl planlayabileceğimizi anlattım.

İnancımızın, siyasi duruşumuzun, tercihlerimizin felsefe tarafından nasıl belirlendiğini ve bunun üzerinden hayatımızı nasıl anlamlandırabileceğimizi örneklerle göstermeye çalıştım.