Aydın Engin

Ha.. Ha.. Haaacet kalmayacak...

05 Temmuz 2018 Perşembe

Kekeme sıkışmış, birine “En yakın helâ nerede” diye soracak; gel gör ki helâ’nın H’sinden öteye gidemiyor.
-He... Heee... Haa... H...
Artık tutamamış, hepsini donuna boşaltmış; aynı anda dili de açılmış...
-Ha.. Haaacet kalmadı…
CHP’nin seçimin hemen ardından düştüğü durum bana ha bire bu fıkrayı hatırlatıyor.
Tırmık’ta çok yazıldı çizildi, CHP’nin elli yıldır (sahiden elli yıldır. 1967’den bugüne), tek parti döneminden kalma kabuğunu kırıp bir sosyal demokrat partiye dönüşme süreci yaşadığı ve elli yıldır bunu bir türlü başaramadığı çok yinelendi.
Son günlerde patlak veren parti içi fırtına sosyal demokrat partiye dönüşme çabalarına ebelik edebilir, katkıda bulunabilir mi, yoksa “Eski hamam eski tas, sadece tellaklar değişti” halk deyişine hak verdirtecek bir parti içi itiş kakış mı yaşanacak?
Kişisel olarak benim umudum yok. Ama yine de falcılık yapmayalım. Bekleyelim.

***

Ancak vahim ve trajikomik bir durum var:
CHP sosyal demokrat bir partiye dönüşmeye çabalıyor ama dünyada, özellikle anavatanı Avrupa’da sosyal demokrasinin hali yürekler acısı.
Bir gazete yazısında sosyal demokrat hareketin kısacık da olsa tarihçesini aktarmak elbete mümkün değil.
Olsa olsa Avrupa sosyal demokrasisinin, özellikle bütün sosyal demokrat partilerin anası sayılan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) kuruluş ilkelerinden ayrılışının dönemeçlerine kısaca değinilebilir.
Kuruluşu tümüyle Marksist ideolojiye dayanan ve kapitalizmi aşmak, üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırmak hedefini benimseyen Avrupa sosyal demokrasisi, özellikle bu hareketin lokomotifi Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) komünist hareketten kendini “Kapitalizmi ortadan kaldırmayı bir devrim ile birdenbire değil, demokrasinin kuralları içinde adım adım başarmak” diye özetlenebilecek bir vurgu ile ayırıyordu. Parti temel belgelerinde ideolojik dayanağın Marksizm olduğu açıkça belirtiliyordu.
Marksizmden ilk kopuş 1. Dünya Savaşı’nda sosyal demokratların Alman militarizminin yanında yer almasıyla başladı.
Ardından çok keskin bir kopuş, 1959 Bad Godesberg Kongresi’nde yaşandı. SPD kapitalizmi aşma hedefini terk etti ve kapitalizmin insancıllaştırılmasını, sosyal devlet ilkelerinin hayata geçirilmesini temel hedef olarak benimsedi.
1998 ilkbaharında Leipzig’de toplanan kurultayında ise SPD, Avrupa Birliği’nin “Serbest piyasa ekonomisi” ilkesini (dilerseniz liberal kapitalizm diye de okuyabilirsiniz) benimsediğini, buna ilişkin itirazlarını geri çektiğini ilan ederek Marksizmle son bağını da koparmış oldu.
Nitekim bu yıl, yani 2018’de Marx’ın
250. doğum yıldönümünde konuşan SPD lideri Andrea Nahles “SPD
Marksist ideolojiyi benimseyen bir parti değildir” diyerek noktayı koydu.

***

İyi de Avrupa sosyal demokrasisinden geriye ne kaldı, diyecek olursanız?
Valla, demokrasiyi sandıktan ibaret bir oyun olarak görmeyen ilkelere güçlü bir bağlılık kaldı.
Başka?
Kapitalizmin insana aykırı yanlarını (sanki mümkünmüş gibi) törpüleme yönünde iddialar kaldı.
Başka?
Orta sınıfların refah düzeyini yükseltme, gelir eşitsizliğini olabildiğince dengeleme hedefi kaldı...
Dikkat edilirse kuruluşundan itibaren sosyal demokrat hareket adım adım temel ilkelerinden koparak bugüne geldi.
Bundan sonra hangi adımları atarak köklerinden daha da kopacak bilemem. Bildiğim, o zamana kadar Türkiye’de CHP sosyal demokrat partiye dönüşme çabasını eğrisi doğrusuna gelir de başarırsa galiba yazının başındaki kekeme fıkrası iyiden iyiye anlam kazanacak.
CHP sahiden de sosyal demokrat bir partiye dönüşebilirse o sırada çağdaş sosyal demokrasiye bakılacak, bakılacak ve korkarım:
-Haaa... Haaa... Hacet kalmadı, denecek... 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018