Aydın Engin

Hazin bir izin (raporu)

09 Temmuz 2018 Pazartesi

On bir gün izin yaptım.
“Aaa, hiç fark edilmedi” diyenleriniz olacak.
Haklılar. Zaten onu anlatacağım…
19 aydır (yazıyla on dokuz aydır) izin yapmadım. Artık hapiste hiçbir Cumhuriyet amelesi kalmadığını düşünüp yazıişleri elebaşılarının karşısına çıktım.
- Biliyorsunuz, ben on dokuz aydır izin yapmadan…
Cümleyi ağzıma tıkadılar:
- Yeme bizi ağabey. Bazı hafta sonları iki gün gazeteye gelmediğini unutuyorsun galiba. Ayrıca geçen yaz tam beş gün Kaş
- Demre kıyılarında mavi mavi…
Bu çatal dillilere laf yetiştiremem. Ama yılmadım:
- Yaşlı ve yorgun bir ağabeyiniz olarak hem bedensel, hem beyinsel…
Anında o cümleyi de bitirtmediler:
- Tabii abi haklısın. Bir hafta, hatta istersen on gün izin yap sen.
Oysa ben cümlemi tamamlayabilseydim bir ay, hatta meslek kıdemi gereği bir buçuk ay izinden kapıyı açacaktım…
Dedim a, laf ağzıma tıkandı. Tıkanmakla kalmadı devam ettiler:
- Sen izin deyince Marmara Adası’na gidersin. Tamam abi git tabii. Nasıl olsa orada internet bağlantısı var. Hem tatil yaparsın, hem de yazıları zahmetsiz yollarsın…
Ve ben gidiş geliş dahil 11 gün izin(!) yaptım.

***

Eskiden… Eskiden dediğim, çok da eskiden değil. Yani AKP Reisi’nin yolladığı MİT TIR’larının cihatçı teröristlere silah ve cephane taşıdığını belgeleyerek yayımladığı için Cumhuriyet’in tepesine polisiyle, savcısıyla, yargıcıyla, Reis medyasıyla, siyasetçisi ile çullanılmadan önce…
O dönemlerde biz izin yapardık. İzin sırasında tatil yapardık. Tatil derken gazete görmeden, cep telefonunu kapatarak, bilgisayarın kapağını açmadan, yani tatil gibi tatil yapardık.
Ayrıca izin dışında Marmara Adası’na tüydüğüm de çok oldu. Yazıları oradan yolladım. Kimi okurlar “Bize ne senin Ada izlenimlerinden” diye homurdansa da bazı okurların da keyif aldıkları Ada’da yaşam dilimcikleri aktardığım oldu.

***

Bu defa da olabilirdi.
Seçimin hemen ardından Ada’ya ayak basar basmaz kırlangıçlar karınları denize değer gibi uçup haberi verdiler:
- Yağmur geliyor yağmur…
Geldi. Güzel geldi. Fırtınaydı, tufandı. Öyle yaz yağmuru gibi gelip geçici değil, yağdıkça yağdı. Gökten mutluluklar indirdi.
Öyle kentteki gibi betona, asfalta değil toprağa, katırtırnaklarına, hatmilere, çınara, zerdaliye, asmalara, akasyaya, incire, yeni dikilmiş biber, domates fidelerine yağdı…
Ne zamandır yağmurda ıslanmamıştım. Islandım. Mutluluğum arttı.
Oturup bu mutluluğu okurla paylaşmak, keyifli bir Tırmık yazmak vardı.
Yazmadım.
Balık yasağında çınarların altında okeye dönen balıkçıları anlatmak vardı.
Yazmadım.
Çınarın dalına konup bana “Nerde kaldın be” dercesine bakan biricik arkadaşım hırsız saksağan’dan söz etmek vardı.
Yazmadım…

***

Hafta sonları, İstanbul’da betonun ve asfaltın ve ambulans çığlıklarının ortasında iki gün gazeteye gitmediğinde bile içini kemiren suçluluk duygusu, yüreğine oturan “Böyle günlerde kaytarılır mı” sorusu, Ada’nın dinginliğinde diken oldu battı…
Aylarca ve aylarca sürmüş hapisten çıktıklarının ertesi sabahında gazetede işbaşı yapan arkadaşlarıma karşı suç işliyormuşum duygusu on bir gün boyunca yakamı bırakmadı.
Keyifli Ada Tırmık’ları yerine tatsız siyaset yazıları yazıp yolladım.
Sonunda on bir gün bitti. Yeniden kürkçü dükkânındayım.
Şu ülkede bize tatili bile haram eden haramiler bilsin, Ada’nın tadı hâlâ damağımda ama, bu sabahtan beri, içimi kemiren o suçluluk duygusunun yerinde yeller esiyor…
Üstelik Sait’in kahvesini de özlemişim…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018