Ertan Kılcıgil

Yanal’ın Promete’si

23 Ağustos 2014 Cumartesi

En zor “zanaat” olan “yönetimde tek adamlık” günümüzde aranan özellik oldu. Bu sayede ister siyasette olsun, ister sporda bireylerin görüşleri tek tipe indirgeniyor. Böylelikle neyin doğru neyin yanlış olduğunu analiz edemeyen yurttaş, ilerleyen zamanda politik malzeme haline geliyor. Özgür düşünce ve hayal gücü silinip giderken, liderler de vazgeçilmez kişilikler olup çıkıyor.
İster merkezi devlet, ister iş dünyası, isterse kulüp yöneticileri olsun, çalışma alışkanlıklarını kendilerinin belirledikleri bir kişilik politikası yarattılar son yıllarda. Kişiliğin bir toplumsal ilişkiler dinamiği olarak kullanılmasının, toplumsal çıkarların oluşumuna ne derece katkı yaptığı ortadayken, siyaset ve spor kurumlarının yönetimleri “tek adamlık” seferberliğinden kurtulamadılar. Her iki yönetimde de “ekipler”, tek adamlığın “hık” deyicileri durumundadırlar. Yönetim kurulları falan hikâyedir, göstermeliktir.
Fenerbahçe teknik direktörlüğünden Ersun Yanal da gitti. Ama ne gidiş? Ersun Yanal’ı “Bu takımı Ersun Yanal şampiyon yapmadı, aslan yürekli futbolcularım şampiyon yaptı” diyerek kovan (!) Aziz Yıldırım, eski teknik adamın yardımcısı İsmail Kartal’ı teknik direktörlüğe getirdi. Getirmeseydi de olurdu. Çünkü Yıldırım’a göre Fenerbahçe’nin teknik direktöre bile ihtiyacı yok, nasılsa futbolcular şampiyon yapıyor (!). Olsun, âdet yerini bulsun “takımda teknik direktör var” desinler. Ancak takımdan gittiklerinde ise ağlamak da sızlamak da olmamalı. Çünkü her gelen teknik adam, Yıldırım’ın huyunu suyunu bilerek geliyor. Bunun bedeli de kariyerlerine “bir zamanlar Fenerbahçe teknik direktörü” çentiğidir.
Baksanıza yeni teknik direktör İsmail Kartal ne diyor: “Yıllarca çalıştım, Fenerbahçe’ye teknik direktör olmak için çok bekledim.” Aman yanlış anlaşılmasın, giden teknik adama “haksız”, Yıldırım’a “haklı” demiyoruz. Her takımda yaşanabilecek teknik direktör geliş gidişleri mutlaka olacak ancak etik yoksunluğu sözler en gözde kulüplerde yaşanınca, fazla ses getiriyor. İşte o zaman Anadolu kulüplerinin “vay haline” dendiğinde de kimse duymuyor.
Ersun Yanal Türkiye’de ilk defa erkek futbol takımlarında (Gençlerbirliği 2002-2004-Manisaspor 2005-2007) “ritm ve dans” eğitmeni olarak benim de öğrencim olan bir kadını çalıştırıyordu (daha sonra uzunca bir süre kadın ulusal futbol takımı teknik direktörlüğü yaptı). Antrenman öncesi müzik eşliğinde yapılan bu eğitimin futbolcular ve kamuoyunda ne kadar tepki çekeceğini bildiği halde kararından dönmedi. Bilimsel sporun antrenman ve yöntemlerini bilen bir teknik adam, hem kamuoyuna hem spor dünyasına çok değerler kattı. Gidişi Tevfik Fikret’in “Promete” şiirini anımsattı: Gör daima önünde esatir-i evvelin, Gökten dehâ-yi narı çalan kahramânını, Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını (Gökten ateşi çalan kahramanı örnek al. Sen bunları yap yeter ki, varsın insanlar senin büyüklüğünü anlamasınlar).  


Yazarın Son Yazıları

Yanal’ın Promete’si 23 Ağustos 2014
Hukuk ve Spor 7 Mart 2014
Otorite 9 Ocak 2014
Spor ve Demokrasi 5 Ocak 2014
Satranç Üzerine! 20 Aralık 2013
12 Eylül’e Devam! 14 Kasım 2013