Enseyi Karartmayın...

11 Eylül 2014 Perşembe

Ekonominin gidişatına ilişkin değerlendirme yapan uzmanlar umutlu gelişmeleri ballandırmayı çok severler ama olumsuz sözcükler kullanmaktan çekinirler... Doların son yükselişinin kalıcılığı üzerinden bir sürü neden saydıktan, son noktayı da ABD’nin kendi ekonomik dengeleri içinde bol para basma politikalarında uzun soluklu vazgeçme kararlılığının altını çizdikten sonra; 12 yıllık İktidarlarının izlediği ekonomik politikaların kaçınılmaz sonucu, dışardan gelen sıcak paraya en bağımlı ülkelerin başını çeken Türkiye, ülkemiz için kullanabilecekleri en iyimser sözcükler “Enseyi karartmayalım” çerçevesinde kalabiliyor...
Dünün ana haberleri kaçınılmaz ekonomi ağırlıklı oldu... Enflasyon yükselişi, üretim düşüşü dönemsel değil, önlenemez, ileriye dönük kalıcılık içeriyordu. Merkez Bankası’nın faiz, para ya da başka önlem kararlarıyla, bu işin altından kalkabilmesi, piyasaları dengelemesi, iyileşmeye yönlendirmesi çok zor görünüyordu... Doların dünkü düşmeyen ateşinin, yükseliş nedeni, güncel, kolay, ilaçlarla önü alınabilecek bir hastalığın eseri değildi... Son Fed kararlarının içeriğinin, zengin kuzey dünyasının krizinin yansımalarından çok daha ağır sonuçları söz konusu olabilecekti.
ABD’nin Irak işgali ile Türkiye lehine işleyen siyasal dengeler, yine paralel yıllar içinde zengin kuzey dünyası ekonomilerinin krizleriyle de bağlantılı, bol dolar basılarak piyasaların dengelerinin ayakta tutulduğu politikaların geçerli olduğu yıllarda, bol paranın gelişmekte olan ülkelere sürekli akışı, Türkiye’nin bölgesel savaş ganimetlerinden, Rusya-İran’ı da özel konumları ile içine katmış olarak biraz daha yüksek payı alışı söz konusuydu. 2002, Erdoğan iktidarlarının büyük bir başka şansı, bedelini Ecevit koalisyon hükümeti, partilerinin ödediği Türkiye’ye özgü büyük krizin çıkışı ile çakışmasıydı. Uzatmadan, dört koldan rüzgârların şişirdiği çok şanslı ekonomik büyüyebilme koşulları söz konusuydu...

***

İktidarlarının seçimi, siyaset ağırlıklı, siyasal İslamcı kimlik üzerinden devleti ele geçirme, seçmenine seçmen katma olunca.. On yılın üstünde gelişmekte olan ülkeler lehine esen rüzgârlardan yararlanmada söz konusu siyasal seçimle bağlantılı, ağırlık eğitime, insana, gelir dağılımı adaletine, çevreye, gerçek üretime, yatırımlara olmayınca, en şanslı gelişmekte olan ülkeler grubu içindeki Türkiye, kalıcı, geleceğe yönelik yatırımları çizip, ranta, piyasalara, tüketime, gökdelenlere, AVM’lere, tüketime, yandaş kayırımcılığına, buharlaşması kaçınılmaz, kamu yararı niteliği diplerde haksız harcamalara akıtılınca.. olanlar oldu. İktidarda büyüme mucizesi olarak övünülen gelişmelerin ekonomik göstergelerinin aynasındaki görüntü, “ağustosböceği hovardalığı, vurdumduymazlığı, halleri..” desek çok acımasız, abartı gibi gelse de..Gerçeğin ta kendisi...
Türkiye geçmişte bedeli ödenmiş, özverili Cumhuriyet birikimlerini değil sadece, rantla yaratılanlarını, en acısı çocuklarına kalması gereken doğal kaynaklarını da bu 12 yılın içinde çok hovardaca, hesapsız tüketti... Şimdi beton yığınlarının karşısında, en görkemli, gelişmişliğin simgesi olarak pazarlanan modern inşaatlarda işçilerimizin düşen asansörde ölmelerinin, dünyanın en acımasız cinayetleri madenlerdeki toplu katliamların acılarının, utançlarının üzerine, aynı günlerde kuruyan göletler, susuz kalan kentlerde acil taşınmış kirli sulardan insanlarının hasta olmalarının gerçeği ile yüz yüze kalıyoruz...
Siyasette de aynı günlerde İktidarlarının İslam dünyası liderliğine oynama hoyratlığında, balıklama içine atladığı Ortadoğu çatışmalarının, büyük denge oyunlarının odağındaki çıkmazı... Güncel gelişmelerle sıkıştırılmamızla tokat olarak yüzümüze çarpıyor. Üyesi olduğumuz NATO, ABD-AB liderlikleri kendi yanlışlarından, bağışlanamaz suç ortaklıklarından çok ustalıklı dönüşlerle, yeni denge arayışlarında çok net çıkışlar, kararlar süreçlerindeler... IŞİD gerçeği, isterseniz paranoyası deyin fark etmiyor; NATO’yu, ABD odaklı yönetimleri ortak yeni adımlara yöneltti... Bir çırpıda savaş ilanı yapılmış İran ve Suriye’nin Esad yönetimi içinde, elbet Irak yönetimine siyasi olanı ile birlikte stratejik askeri, silah desteği geldi...
Kaderin garip cilvesine bakın ki.. bölgenin düşman siyasi iktidarları, dünya adına taraf olan ABD-AB, azıcık seyirci diğer güç odakları aynı ortak tehdit karşısında, aynı ortak tehdidi yok etme adına, dışardan bölgeye askeri girişleri çıkarlar dengeleri içine uygun göremediklerinden, bir garip sonuç tablo daha ortaya çıktı... Suriye, Irak merkez güçlerine dışardan silah ve stratejik destek yeterli olamadığından, bölgedeki Kuzey Irak Kürtlerinin de güçleri yetersiz kalınca, PKK’nin, PYD’ye Türkiye’den olmasa da ABD-İran ağırlıklı silah desteği gündeme girdi... Türkiye’nin IŞİD’in öngörülemeyen değil, İktidarları politikaları nedeniyle görülmek istenmeyen travması ile yediğimiz siyasi, stratejik darbeler güncel boyutları ile ekonomik darbelerden de ağır sonuçlar getirebilir... En çok Türkiye’yi vuran savaştan kaçış, can sorumlulukları üzerimizde milyonların göçünün bedellerini saymadık bile...  


Yazarın Son Yazıları

Öğretmen öğretir 24 Kasım 2020
Deprem.. 31 Ekim 2020