Algı Yönetimi

13 Ekim 2014 Pazartesi

Meslektaşımız Yüksel Işık “Algıyı Yönetmek” adlı kitabında; başarılı bir algı yönetiminin amacının, hedef kitle üzerinde belirgin bir hegemonya oluşturmak ve oluşturulan bu hegemonik söylemi sürekli hale getirebilmek olduğunu aktarır.
Yaşadıklarımızı nasıl algılatıldığını anlamak için asıl amaca bakmak gerekir. Geri plandaki asıl amaç, bölgedeki petrolün ve enerji kaynaklarının korunmasıdır. Dolayısıyla, onu tehlikeye düşürecek her bağımsız ya da inatçı tutumun çeşitli yöntemlerle çökertilmesi gerekmektedir. Algı yönetimi burada devreye girer ve daha önce Irak nasıl destabilize edildiyse, Suriye’de de benzer karışıklıklar için Esad yönetimi baş hedef seçilir. Yönetilecek algı bellidir: Kürtleri ve Sünnileri ezen Esad, Saddam gibi bir şeytandır. Tezgâh çalışmaya başlar: Adının başına “Özgür” sözcüğü eklenen derme çatma bir ordu yapılanması oluşturulur ve silahla, parayla, yardımla beslenir. Gevşek ve hiçbir disiplini olmayan bu yapılanma belirgin bir ideolojiyle değil, nefret ile yapıştırılmaya çalışılır. Genel nefret, ortaçağdan, hatta taş devrinden kalma tüm nefretleri tutuşturur. Şöyle ya da böyle bir birliği ifade eden Suriye, Irak’ın ardından, yakın geçmişte Balkanlar’da yaşananlara benzer mezhep ve kavimler savaşına sürüklenir.
Ancak sömürgen dünya egemenleri, yarattıkları canavarı denetleyemezler. Frankeştayn, artık sahibinin sesini dinlememektedir.
Bu kez yönetilecek algı değiştirilir: Frankeştayn şeytandır, diğer unsurlar mazlum. Mazlum olanlar, dünya egemenlerinin bölgede kendilerine (şimdilik) en yakın ayrıcalıklı kavim olarak algıladıkları ve tıpkı Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi Türkiye sınırında bir mandater yapıda (Rojava) bütünleştirilecek olan Kürtlerdir. Şeytan ise Türkiye- Suriye sınır yayındaki “özerk” Kürt koridorunu Kobani’de kıran IŞİD’dir.
Algı yönetimiyle petrol çıkarları için bütünlüklü Suriye’nin parça parça edilmesi gerçeğinin üstü örtülmüştür.
Şimdiki algı odur ki, sıra Türkiye’dedir.

Çocukların Hakları İçin
Küçücük kız çocuklarının başını bağlatan yönetmelik hakkında dava açan yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu, çağdaş değerleri savunan bütün örgütleri ve velileri, insan hakları adına dava açmaya çağırıyor ve onlara yön gösteriyor:
“İç hukukta ve evrensel hukukta 18 yaşına varmayan herkes çocuk sayılır. Yine iç hukuka ve evrensel hukuka göre asla cinsiyet ayrımcılığı yapılamaz.
Cinsiyet ayrımcılığı yapılamayacağına yönelik kural, temel bir insan hakkı olduğu için, bu hak dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez nitelik taşıyan bir haktır. Dolayısıyla ne kişinin kendisi, ne de varsa velisi, bu haktan asla vazgeçemez ve cinsiyet ayrımcılığı yoluna gidilemez.
Ortaokullarda örtünme konusunda yapılan yönetmelik değişikliği ile gerçekte, kız çocuklar yönünden Mecelle’nin 986. maddesi uygulamaya sokulmuştur. Hukuk devrimi ile çöpe atılan, çocuklar arasında cinsiyet ayrımcılığı yapan, ‘Buluğ başlangıç yaşı, erkekte tam 12, kızda tam 9, sonu ise ikisinde de 15’tir’ yönündeki şeri kural artık uygulamaya konulmuştur.
2012’de yapılan yönetmelikte dinsel nitelik taşıması nedeniyle, sadece seçmeli Kuran derslerinde baş örtülebileceği kabul edilmiş iken, şimdi sadece seçmeli Kuran dersinde örtünülebileceğine yönelik sınırlama kaldırılmakla, bu dersi seçen seçmeyen herkes, tüm eğitim ve öğretim zamanında artık seçmeli Kuran dersine özgü olan kıyafet görünümüne muhatap olacak, adeta herkes seçmeli Kuran dersi atmosferinde tutulacak, böylece Kuran dersi de görünüm ve atmosfer olarak seçmeli olmaktan da çıkacaktır. Öte yandan sadece Kuran dersinde örtünebilecek olanlar ise, her türlü ders saatinde hatta ders saati dışında bile örtünme yoluna giderek, eğitim ve öğretimde bu şekilde dinsel boyut ve görünüm öne çekilecek, tüm eğitim ve öğretim kurumları imam hatipleşecek, sonuçta eğitimde laiklikten tam bir kopma yaşanacaktır.”
Binlerce kız çocuğunun hakları için görev başına…

Adalet
Elimizdeki dosyaya göre Ankara Tıp Fakültesi Mescidi İmamı Ö.G. ile Mamak Akdere Dereboyu Camii İmamı M.İ. borsada oynayarak büyük paralar kazandıkları gerekçesiyle kimi çalışanlardan para isterler ve derler ki:
“Zarar etmek yok. Devlet yıkılır, borsa batar, dünya savaşı çıkarsa, ancak o zaman zarar edersin, yoksa kesinlikle para kazanırsın.”
Paralar toplanır, zaman geçer, imamlar paraları batırdıklarını söylerler. Zarar görenler de dolandırıldıkları gerekçesiyle savcılığa başvururlar. Savcıya göre şikâyetçi ile şüpheliler arasındaki çekişme “sözlü anlaşmayla borsada birlikte işlem yapmalarına ilişkin uyuşmazlık”tır. Savcılığa göre ortada dolandırıcılık filan yoktur! Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir...
Geçen hafta Adalet Bakanlığı’ndaki brifingden sonra Başbakan’ın yaptığı açıklamalardan biliyoruz ki: Adaletimiz tıkır tıkır işliyor.    


Yazarın Son Yazıları

Maalesef Üniversitesi! 30 Mayıs 2020
Neden Meslek Odaları? 16 Mayıs 2020
Hekimlik Başarısı 2 Mayıs 2020
Egemenliğin Reisi 25 Nisan 2020
Şükür 11 Nisan 2020
Akla Dayalı Devlet 4 Nisan 2020
Kurtuluş Kamuculukta 28 Mart 2020