Ayşegül Yüksel

‘Karamazov Kardeşler’den Günümüze

30 Nisan 2019 Salı

Ankara Tatbikat Sahnesi’nde bir süredir sunulan ‘Delirium’ başlıklı oyun İrlandalı yazar Enda Walsh’un ünlü ‘Karamazov Kardeşler’den yola çıkarak günümüze uyarladığı bir ‘suratına tiyatro’ örneği. (Ya da ‘kara komedi’ deyin, isterseniz). Mehmetcan Mincinozlu’nun Türkçesiyle sunulan oyunu Elvin Beşikçioğlu yönetmiş. Işık tasarımını Mustafa Bal, dekor ve giysi tasarımını Anıl Ateş Işık yapmış. Koreografi ise Binnaz Dorkip’in.
Dostoyevski’nin romanının babası Fyodor (Ünsal Coşar) bencilliğin ve sorumsuzluğun tavan yaptığı bir yaşama biçimini hiç sorgulamaksızın sürdürürken, Karamazov ailesinin yaşadığı sınırsız huzursuzluğun da ‘temel taşı’ olarak yer alır oyunda. İlk karısından olan oğlu Mitya (Metehan Kuru) ile korkunç bir çatışma içindeler. Dansçı Grushenka (Dilan Düzgüner) ikisinin de kadını. Dahası, Mitya babasından –hak ettiğini düşündüğü- parayı alma çabası içinde. Fyodor ise parayı har vurup harman savurma yolunda….

Cehennemin dayanılmaz çekiciliği
Fyodor’un ikinci karısından olan iki oğlundan büyüğü İvan (Melih Efeçınar) içe dönük yaradılışta bir bilim tutkunu. Mitya’nın nişanlısı Katerina’ya (Nil Ezgi Sonkuş) âşık. Oysa Katerina, Mitya’nın ahlaksızlığını seviyor. Rahip olan masum küçük oğul Alyosha (Selin Tekman) ise -yalnızca video ortamında ve/ya da dış ses olarak izlediğimiz ustası Peder Zosima (Erdal Beşikçioğlu)- tarafından, Karamazovlar’ın çığrından çıkmış ilişkilerini, bireylerine ‘inanç’ aşılama yoluyla onarmakla görevlendirilmiş. Oyunda bir de her işe koşan, –bozuk dünya düzeninin kurbanı- uşak Smerdyakov (Kıvanç Kürkçü) var.
Baba ve oğullar, kıyamet gününün habercisi olabilecek bir yozluklar ortamında cinsellik, para ve Tanrı olgularının sarmaş dolaş olduğu bir söyleşim ve var olma biçimi içinde debelenirken, yazar Walsh günümüz dünyasında –en büyük bedeli masum çocuklara ödetilenacımasızlığa vurgu yapıyor. İnsanın insana (özellikle de güçsüzlere) hiçbir sorumluluk duymaksızın yaptığı kötülüklerin altını çiziyor. Cinselliğin her türlü utanmazlığı geçerli saydığı, paranın bencilce zevklere hizmet etmek için kullanıldığı bir cehennemdeyiz. Alyosha’nı deyişiyle, ‘Ülkeler diğer ülkelerin üstüne yıkılıyorlar. Kıtalar kırılıyor (…) Deniz karayla karışıyor. (…) Ve güneş, dünya kendi kendini yerken, onun üzerine ışımaya devam ediyor. (…) Dünya bıktı bizden.’ İnsanlık için ‘son’un başlangıcı…
Ne ki, olumsuzlukları geriletip kurtuluşa ve huzura yaklaşabilmek için, yalnızca birazcık ‘inanç’ gerekli, bir ‘iyilik’… Çünkü bir küçük iyilik bile kötülüğü yok edebilecek güçte olabilir. Alyosha’nın içinde yeşeren ‘umut kırıntısı’ işte budur…

‘Oyun’ içinde ‘oyun’larla bezeli bir metin
Walsh, ‘oyun içinde oyun’ teknikleri kullanarak, sahnedeki ‘gerçekçi anlatım’ı kırmayı seven bir yazar. (Tiyatro Gerçek’in, 6-7 yıl önce Mehmet Birkiye’nin rejisiyle sunduğu ‘Annem Yokken Çok Güleriz’ başlıklı ‘trajik fars’ında da bu tür bir anlatım kullandığını anımsayalım). Oyun boyunca kukla ile oyuncu arasında ilişki kurma, sahne dışından gelen sesler, kişilerin birbirini yansılaması gibi anlatımlar yoluyla groteskleşen bir biçem kullanıyor.
Yönetmen Elvin Beşikçioğlu da bu ‘oyunsu’ atmosferi yansıtacak, ‘grotesk’e yaklaşan bir hareket ve oyunculuk düzeni seçmiş. Yer yer gürültülü bir ortamda gelişen, şiirsel anlarda –kısa da olsa- sessizliğe bel veren, ikinci bölümde disko müziğinin tavan yaptığı, Binnaz Dorkip’in koreografisinin de katkısıyla, günümüz dünyasının çığrından çıkmış görüntü ve seslerini sahneye taşıyan, gösteri niteliği ağır basan bir yorum oluşturmuş. Oyunda yer alan genç oyuncuların hepsi rejiye uygun, duyarlı performanslarıyla oyunu ayakta tutuyorlar. (Benim favorim Smerdyakov’u oynayan Kıvanç Kürkçü). Devlet Tiyatroları’ndan izinli olarak Fyodor’u oynayan Ünsal Coşar ise, uzun sayılabilecek tiyatroculuk uğraşı içinde sunduğu birbirinden farklı oyunculuk biçemlerine (göstermeci, dramatik, şiirsel/deneysel, ‘fars’ı kucaklayan, vb.) bir yenisini katarak kötülüğün ‘grotesk’ini getiriyor sahneye ve Sanat Kurumu En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün sahibi oluyor.
Bana sorarsanız, bir yandan çok ağzı bozuk, öte yandan da çok Hıristiyan bir oyun seçmiş Ankara Tatbikat Sahnesi. Meraklıları için Ankara’da 9 Mayıs’ta bir kez daha sunuluyor.


Yazarın Son Yazıları

Bahçede tiyatro dönemi 18 Ağustos 2020