Kıyılan Zeytin Evlatları...

16 Kasım 2014 Pazar

Yırca köyünden Atiye Uyan’ın, bir şafak vakti hunharca katledilen zeytin ağaçlarının ardından, “Onlar benim evlatlarımdı” haykırışı, içinde bulunduğumuz dünyada çöküşün ve umudun sembolüdür.
Çöküşün sembolüdür, çünkü iktidarda en küçük bir rant için insanoğlunun en önemli değerlerini dahi yok sayacak bir anlayış var ve bu anlayıştan beslenenler Türkiye’nin onurundan doğasına kadar her şeyi erozyona uğratıyorlar. Yırca köyünde binlerce zeytin ağacına kıymaya girişenler bu cesareti iktidarın sözünü ettiğimiz yaklaşımından alıyorlar.
Umudun sembolüdür, çünkü iktidarın gözünü kâr ve rant bürümüş dönem zenginlerinin karşısında her şeye rağmen direnebilen köylüler var, o köylülerle nefes alıp veren insanlar var.
Yırca köylüleri geçen salı günü Meclis’te CHP grubuna geldiler. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte kürsüye çıktılar. Ellerindeki zeytin fidanını öyle bir tutuşları vardı ki, sanki bebekleri uyuyor da birazcık sarssanız uyanacak... Öylesine şefkatli kucaklıyorlardı.

***

Yaşadığı toprakların tarihini ve kıymetini bilmeyenlere anlatmak zor ama, zeytin ağacının Anadolu’da ve Akdeniz havzasında çok önemli bir yeri vardır.
Zeytinyağı ve zeytinle ilgili onlarca anlatımdan birini paylaşalım.
Halikarnas Balıkçısı diye ünlenen Cevat Şakir Kabaağaçlı, Akdeniz’in ayrı bir kıta olduğunu savunur ve bunu tarihten, kültürden, bilimden onlarca örnekle güçlendirir.
Milattan önceki 5-6 yüzyılda Ege’nin iki yakası uygarlık tarihinin bugün de tartışılan önemli merkezlerine sahipti. Ege’nin öte yakası daha çok felsefede öne çıkarken Anadolu yakası fenden matematiğe bilimle adından söz ettiriyordu. Örneğin bugünün bilim dünyasında da yeri olan Tales, Ege’de yaşamıştır. O dönem Ege’den böylesine güçlü beyinlerin çıkması elbette farklı nedenlere dayandırılabilir. Ancak bir görüş şudur:
Çünkü çok zeytinyağı tüketiyorlardı...
Bugün Urla yakınlarındaki Klazomenai antik kentinde 2500 yıllık bir zeytinyağı tesisi vardır. Bu tesisi Ege Üniversitesi 8-10 yıl kadar önce restore etmişti.
O dönemlerden başlayarak zeytinyağının insanı sağlıklı kılmada ne ölçüde etkili olduğu, her dönemin kendine özgü anlatım ve yaşam biçimleriyle dile getirilmektedir.

***

Eğer resim yapma yeteneğim olsaydı, kendimi zeytin ağaçlarının gövdelerine verirdim. O gövdeler ki her biri topraktan fışkırmış özenle yapılmış bir heykel gibidirler. Biri ötekine benzemez. Gövde bitimiyle dalların çatallandığı yerler dev bir ırmağın kollara ayrılması gibi bereketle yükselir.
Zeytin ağaçlarının gövdelerindeki yumruların bir özelliği daha vardır. Sadece o bölümlerini kesip toprağa gömdüğünüzde zeytin fidanı olurlar. Belli ki gövde de taşıdığı zeytin taneleri kadar yaşam dolu.
Girişte vurguladığımız gibi Türkiye’de zeytin ağaçları iktidar tehdidi altında. 25 dekardan daha küçük olan zeytinliklerin kıyımına izin verilmesine ilişkin yasa hazırlığı yıllardır hükümetin gündeminde. Bugüne dek tam altı kez Meclis’e getirdiler. Toplumsal tepkiden çekindikleri için Genel Kurul’da yasalaştıramadılar.
Hükümette çareler tükenir mi? Yasayla kıyamadıklarınızı gece yarısı baskınlarıyla yaparsınız.
Yırca köyünde yaşanan buydu.
Doğaya önem veriyormuş gibi yapan kimi siyasetçiler, “insan odaklı büyüme” diyerek insanın gereksinimi için bazı şeylerin feda edilebileceğini savunuyorlar. Oysa doğaya yönelik bunca tehdidin karşısında bu kavramı değiştirmek tüm canlıları içine alan “yaşam odaklı büyüme” demek gerekiyor.
Bu bilince sahip olmak yetmez, çoğaltmak gerekiyor.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları