Enver Aysever

Çürümüş düzen dikiş tutar mı?

16 Aralık 2019 Pazartesi

En son Birleşik Krallık seçimleri gösterdi ki, demokrasi büyük bir aldatmacadır. Sandık bir başına anlam ifade etmiyor; yığınlar korkularıyla, günlük kaygılarıyla tutum takınıyor. Sonuç: Yazık ki vasatlık, bayağılık ve aslında çözümsüzlük oluyor. 

Yaşlı insanlar kaygılarına iyice yenik düşüyor, özellikle yabancı düşmanlığı kozu işe yarıyor bu seçmenin oyunu almak için. Kapitalizm artık sürekli kriz üretiyor, yine de kimsecikler radikal bir tutum takınarak eleştiri yapamıyor, dönüp dolaşıp birbirinin benzeri siyasal yapılara yenik düşüyor insanlık. Artık dünya en sağcı dönemini yaşamaktadır. Bu korkunç gerçekle yüzleşmek gerek.

Seçim analizlerini okurken, İşçi Partisi lideri Corbyn’nin Brexit konusunda net tutum alamamasının seçmen gözünde güven sorunu yarattığı vurgusuna rastladım sıkça. İkircikli olanı seçmen sevmez. Ancak sağ popülizm o kadar keskin ve yıkıcı çullanıyor ki sosyalistlere, ilkeleri korumak hiç de kolay olmuyor. Hem ırkçılık karşısında dirençli olup hem de yabancılardan nefret edenlerden oy istemek kolay değil. Sağ siyasetin böyle bir derdi yok. Buna karşı ne yapılabilir peki?

 

Gericilik kasırgası

 

Tüm dünya ürkütücü bir gericilik kasırgasıyla karşı karşıya! Büyük yığınlar zaten içe kapanmış, kişisel hazlar, çıkarlar eşliğinde gamsız bir yaşam sürüyor. Bireyi, yalnızlığı içinde tutmayı hedefleyen küresel şirketler, bunu fırsat sayıyor. Sosyal medya bağımlılığı, çıkarcı/bencil yığınları oyalayacak haz araçlarıyla toplum mühendisliği yapmakla meşgul. Kimseler ciddi meselelere kafa patlatmaya meraklı değil. Bu düşünsel çöl ortamından çıkıp, dikkat çekici olmak kolay değil. Sosyalistlerin çığlığının duyulması için felaketin boyutlarının artması gerek!

“Felaket dediğin nedir, daha ne olması gerekiyor?” diye soran çıkabilir, haklıdır. Bana göre yaşananlar, tüm dünyada, yeterince ürkütücü. Lakin bu doz yetmiyor demek ki! Dahası gerekiyor. Yeniden bir Hitler çıkma olasılığı var mı bilemem, ama faşizmin yeni kılığını yakında herkes derinden hissedecek. Dünyanın neresine bakarsanız durum bu! Biz de dışında değiliz elbette.

Şunu söyleyeyim; sandıktan çıkmak, iktidar olmak, haklılık anlamı taşımaz. Direnç göstermek gerek inatla. Güç, doğru. Ancak başka çare yok. Gelecek yıkımın büyüklüğüne işaret etmek yığınları etkilemiyor. Büyük kesimler bu türden soyutlamaları yapmak istemiyor ya da beceremiyor. Günlük sorunlara, ani çözümler istiyorlar. An gelecek, bu da olanaksızlaşacak, işte o zaman “biz haklıydık” demekten öte, somut çözümler önermek gerekli.

Dünyanın neresinde olursa olsun entelektüeller yorgun geliyor bana. Gürültü içinde boğuluyor. Kendi kabuğuna çekilmelerinin bir nedeni bu! Haksız değiller. Buyurgan, derinlikten yoksun üç beş adamın elinde oyuncak hale geldi insanlık. Gerçi kaç kişi bu durumdan samimiyetle rahatsız, o da başka tartışma konusu! Kolay olan duruma ayak uydurmak! Kişi: “Nasılsa sınırlı ömrüm var, dünyanın derdini ben mi çözeceğim” diye düşünebilir. İlk bakışta hak vermek de mümkün. Lakin bu salgın mutsuzluk içinde, kişinin kendi ruhunu koruması mümkün mü?

 

Bizden söz edersek

 

Sözü ülkemize getirirsek, “Gelecek Partisi” türü yeni arayışların, tıkanıklığın somut göstergesi olduğunu anlamamıza yardım etmesi açısından bulgu kabul edilmesi gerekir. Artık baskıcı, militan milliyetçi, dinci partinin içindekiler bile buradan çıkış olmadığını görüyor. Yalnız çözüm diye kurulan partinin ve ardından geleceklerin “Hıristiyan demokrat” çizgisinin çözüm olmayacağı da açık. Ne kadar kâğıt üzerinde (programda) liberal zırvalar doluysa da, sırtında önemli kamburla dolaşan kimseler, kelimenin tam anlamıyla “liberal demokrat” dahi olamazlar. Üstelik bu kavramların herkesçe kutsanması da ayrı büyük açmaz!

Bizde siyasetçinin düşünmeye vakti yoktur. Dahası, düşünene de tahammülü yoktur. Göstermelik aydın övgüsü, kalem sahibi uzak oldukça sürer. Herhangi bir lider, yakınına ezberini bozacak biri gelirse tedirgin olur. “Lider” meselesini de iyice konuşmak gerek. Yerel seçimlerden sonra her yanda küçük derebeylerine rastlıyoruz. Kimse tam tarifiyle işiyle meşgul değil. Bu da çağın başka gerçeği ve sorunu aslında.

 

Fikirde inat etmek!

 

Demokrasilerde saçma bulduğum bir gelenek var, kabaca şöyle: “Seçimlerde kaybeden gider, yerine başkası gelir” şeklinde. Bu tavır ilkeye değil, bireye bağlı anlayışın belgesidir aslında. Oysa, tersten düşünürsek, eğer ilkelerimiz ve tezlerimiz doğruysa, neden kitlelerin yanılgısını biz ödeyelim? 80 darbesinde yüzde 92 oy verenler bir partide olsaydı, kalanlar diğer partide, haklı olan yenilmiş olacaktı. O halde asıl sorun “yapamayan gider” meselesi değildir. Kim olursa olsun, kişiye bağlı siyaset üretmenin yanlışlığındadır. Corbyn istifa edecekmiş, etsin. Ama asıl soru şu: “Gericiliğe karşı verdiği kavgada haklı mıydı?” Budur. Yığınlar kolay yanılır.



Yazarın Son Yazıları

Esas mesele! 28 Mayıs 2020
Yeni normal! 18 Mayıs 2020
Covid ne zaman bitecek? 13 Nisan 2020
Ölmez sağ kalırsak! 9 Nisan 2020