Barış Doster

Cumhuriyet karşıtlığı ve Yeni Osmanlıcılık

25 Aralık 2019 Çarşamba

İktidar; dış politikada, ekonomide, sağlıkta, eğitimde sıkıştıkça, Cumhuriyetin erken dönemine, laiklik anlayışına daha çok çullanıyor. Büyük devrimci önderimiz Atatürk’e, İsmet Paşa’ya, Türk Devrimi’nin Atatürk’ten sonraki en önemli kuramcısı Mahmut Esat Bozkurt’a saldırıyor. Sıklıkla Lozan ve Montrö karşıtlığını öne çıkarıyor. Bu siyaset, “Yeni Osmanlıcılık”, “Yeni Abdülhamitçilik” olarak da tanımlanıyor.  

Şüphesiz bu tutumun, ideolojik boyutu güçlü. Çünkü tarih, bir yönüyle de ideolojilerin savaş alanı. Fakat bu politik, ideolojik tutumu benimseyenlerde, eksik, yanlış, çarpık tarih bilgisi de dikkat çekiyor. Dün yaşanan olayları, bugünün değer yargılarıyla, bugünün bakış açısıyla yorumlamaya çalışıyorlar. Bugünün siyasi sorunlarına çözüm ararken tarihten yararlanmak yerine, tarihi çarpıtarak, günümüzdeki saflaşmalarda kullanıyorlar. Bu elbette, belli bir seçmen tabanında karşılık buluyor. Fakat sonuçta hem tartışma zemini ortadan kalkıyor hem de bir yere varmak mümkün olmuyor.  

Bu yanlış bakış açısına karşı, gerçekleri ortaya koyan, nesnel, bilimsel saptamalar yapan yüzlerce bilim insanı, aydın var. Bunlar arasında yetkin düşünürümüz Niyazi Berkes’in çalışmaları özel, önemli. “Türkiye’de Çağdaşlaşma”, “Türk Düşününde Batı Sorunu”, “200 Yıldır Neden Bocalıyoruz”, “Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler”, “Arap Dünyasında İslamiyet, Milliyetçilik ve Sosyalizm”, “Atatürk ve Devrimler” adlı eserleri başta olmak üzere tüm çalışmaları özgün, güncel.   

Osmanlı’nın Batı’ya yönelimi  

Cumhuriyete saldırırken Osmanlı’yı öne çıkaranlara, Cumhuriyeti karalamak için Osmanlı’yı yüceltenlere anımsatmak gerekiyor: Cumhuriyeti kuranlar, Osmanlı’nın sivil - asker en parlak kadrolarıydı. Devletin yarı sömürge olmasına, yurdun işgal edilmesine, vatanın avuçlarının içinden, ayaklarının altından kayıp gitmesine tanık oldular. Vatanı kurtarmak için öne atıldılar. Yıkılmasını engelleyemediler. Türkiye Cumhuriyeti de, Osmanlı Devleti’nin yıkılması sonucu, Osmanlı topraklarında, Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi ile kuruldu. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk de Batıcı değildi. Çağdaşlaşmacı idi. İkisi arasında büyük fark vardır.

Dahası, Osmanlı Devleti, Batı karşısında gerilemeye başlayınca (Gerileme döneminin başlangıcı 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması kabul edilir), Batı’ya daha çok yönelmiştir. Bunu da, Batı’yla arasındaki makas daha da açılmasın diye, Batı’ya karşı daha da geriye düşmesin diye, Batı’yla mücadele etsin, Batı’yı yenebilsin diye yapmıştır. Yani, Osmanlı’nın Batı’ya yönelimi, Tanzimat Fermanı’ndan çok önce başlamıştır.

Bir diğer ifadeyle Devlet-i Âliyye; ya Batı’yla rekabet edebilmek için, ya Batı’ya karşı mücadele edebilmek için, ya Batı’yı yanına çekmek için, ya Batı’dan çekindiği için ya da Batı’yla uyumlu olmak için Batı’ya yönelmiştir. Bu politik, diplomatik yönelim; kaçınılmaz olarak ekonomiye, orduya, teknolojiye, eğitime, kültüre, toplumsal yaşama yansımıştır.

Kısacası, Milli Mücadele’nin 100. yılında, o mücadelenin lideri, ruhu ve sonuçlarıyla hesaplaşmak, o döneme, öncü kadrolara saldırmak, tarih bilinciyle de, tarihsellikle de bağdaşmaz. Toplumsal barışa da, ulusal birliğe de yararı olmaz. Belli bir süre, belli bir seçmen tabanında karşılık bulsa bile kalıcı olamaz.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları