Barış Terkoğlu

Bankadan milyon dolar nasıl çekilir?

30 Ocak 2020 Perşembe

Ekonomi denilince sadece parayı anlamamızda bir sorun yok mu? Kuşkusuz olmasaydı olmazdı. Klasik iktisattan öğrendik. İçinde emek birikmiş nesnelerin değişimine aracılık yapıyor. Peki insana koca bir çuval unu bir küçük kâğıt parçasıyla değiştirmeyi yaratan denklik hangi terazide kuruluyor?

Elbette paranın da karşıladığı bir değer var. Bunu kastetmiyorum. Ancak üstünde yazılar olan üç kuruşluk bir kâğıt parçası, bir değeri temsil etmesini ardındaki güvene borçlu. Bir devletin merkez bankası ya da önünde silahlı adamlar bekleyen kasası altın dolu bir Vahşi Batı bankası... Güven olmadan ekonomi olur mu?

Yeni bir dolandırıcılık türü

Birkaç hafta önce ABD vatandaşı ünlü bir iş insanının Türkiye’de telefon hırsızlığından gözaltına alınmasının hikâyesini anlatmıştım. Derken önüme çok ilginç bir uluslararası dolandırıcılık öyküsü düştü. Zincirin ana halkası tabii ki yine Türkiye idi.

Düşündüm, sürekli Türkiye bağlantılı dolandırıcılıkları, kara para aklama vakalarını konuşmamız tesadüf mü? Ekonomimizin güven vermemesinin hiç payı yok mu? Mesela dünyanın herhangi bir ülkesinde bankayı arasanız ve “bir buçuk milyon dolarımı hazırlayın, almaya geliyorum” derseniz, size “o iş öyle kolay değil” derler. Su faturasının bile hesaptan hesaba ödemeyle yapıldığı çağda, milyonları sistemin dışına bir çantada çıkarmak “olağandışılığın” işareti sayılır.

Hikâyeyi anlatayım...

Dünya, bilgisayar çağıyla birlikte yeni bir dolandırıcılık türüyle tanıştı. Polis ve yargı buna “man in the middle attack” yani “aradaki adam saldırısı” diyor. Olağan şüphelileri bilgisayar korsanları. Ali Baba gibi satış sitelerinden önce hedef şirket seçiyorlar. Ardından şirketin yöneticilerinin e-posta adresine “hack’leme” dediğimiz yöntemle giriyorlar. Aylarca izleyip, para akışını gördükten sonra bu kez e-postaları kendileri atıyorlar. Şirketin muhasebesine yöneticiden gitmiş gibi görünen talimatlarla kendi kurdukları paravan şirketlerin hesaplarına ödeme yaptırıyorlar.

Danimarka’dan çalınan para Türkiye’de

Mağdurlardan biri Danimarka Şirketi GM Plast oldu. 2018 yılının nisan ayında şirket müdürü Uffe G. Mogensen’in e-posta adresi ele geçirildi. Sanki Mogensen göndermiş gibi, 6 adet sahte fatura eşliğinde muhasebe departmanına “gereğini yapın” ricası gitti. Çalışanlar, toplamda 4 milyon 546 bin 555 doları farklı şirketlerin hesaplarına gönderdi. Bunlardan biri de Türkiye’de bulunan Işıkdağ Tekstil isimli şirketti. Türkiye’deki şirkete gönderilen para 1 milyon 416 bin dolardı.

Diyeceksiniz ki “kesin yakalanır”. Maalesef öyle olmadı.

Oysa Işıkdağ Tekstil sadece 10 bin lira sermayeli bir şirketti. İ. Bankası’nın Güneşli Şubesi’nde kısa süre önce hesap açtırmıştı. Sanki bu parayı almak için şirket kurmuş, hesap açmış gibiydi. O güne kadar tek bir işlem dahi yapmamıştı.

İ. Bankası’nın şubesine meçhul bir telefon geldi. Telefondaki ses, gelip tüm parayı çekeceklerini ve hazırlanmasını istiyordu.

Tabii ki bilgisayar korsanları şirketi paravan biri adına kurmuştu. Sahibi olan Zekeriya Işıkdağ bir tersane işçisiydi. Resmi adresi bomboştu.

30 Nisan 2018 tarihinde parayı almaya gelen sözde şirket yekilisi Ertuğrul Danış sadece 23 yaşındaydı. Ellerindeki faturalar “ben sahteyim” diye bağırıyordu, numaralar arasında bile çelişki vardı. Buna rağmen yaklaşık bir buçuk bir milyon dolar sorgusuz sualsiz verildi. Bankaya giden iki kişi ellerinde parayla çıkıp gitti.

Türk bankaları ne kadar güvenli?

Danimarkalı şirketin şikâyetçi olmasının ardından Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı harekete geçti. Önce paravan şirket yekilileri yakalandı. Ardından asıl faillere giden polis, Türkiye’yi mesken edinen ve zenginlik içinde yaşayan Nijeryalı bilgisayar korsanlarının evlerini bastı. Bilgisayarlarında yapılan incelemede 50’ye yakın dolandırıcılık bulgusuna ulaştılar. Dolandırıcılık soruşturması örgüt suçlamasına dönerken şüpheli sayısı 100’e yaklaştı. Mağdurlara da her gün yenileri eklendi.

İşte bu noktada olay Türk bankacılık sisteminin tartışmasına dönüştü. İddianamelerde savcılık bankayı açıkça suçluyordu:

“Bu kadar yüklü bir döviz miktarının İ. Bankası Güneşli Şubesi tarafından ödeme öncesi, sadece şirketin varlığının İTO’dan sorulması ve vekâletin noterden teyidi ile yetinildiği, şirket adresinin fiilen araştırılmadığı, bu kadar yüklü bir miktarın çok genç yaştaki şüpheli Ertuğrul Danış’a, başka herhangi bir araştırma yapmadan ödenmesinde de bankacılık açısından bir ihmal olduğunun değerlendirildiği...”

Uzmanlara “ne yapabilirlerdi” diye soruyorum. Maliye Bakanlığı’nın bankalara sunduğu “Şüpheli İşlem Bildirim Rehberi”nde atılacak adımların yazdığını anlatıyorlar. Gerçekten de okuduğumda ortada suç olması bile değil, şüphe olmasının bile yeterli olduğunu görüyorum. Ama bankanın dolandırıcılara paraları teslim etmesinin yaptırımının ne olduğunu kimse bilmiyor. 

Operasyonun içindeki güvenlik kaynaklarına “neden dolandırıcılar Türkiye’yi mesken ediniyor” diye sordum. Başkalarıyla karşılaştırarak verdikleri yanıt basitti: “Dünyanın hiçbir ülkesinde milyon dolarları bu kadar rahat çekeceğiniz bankacılık sistemi bulamazsınız.”

Dolandırıcıların yargılanmasıyla kalmadı, dolandırılanlar İ. Bankası’na karşı “sen de sorumlusun” diyerek harekete geçti.

Farkında mısınız? Son yıllarda kaynağı belirsiz finansmanlardan, kara paralardan, operasyonlardan ya da yargılamalardan ne kadar çok bahsediyoruz. “Önce evin içini güvenli tutsak” diyeceğim ama sormadan da edemiyorum: Birileri kara para işini fazla kurcalamayalım mı diyor?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları