Deniz Yıldırım

Kuvvetli ayrılık

01 Şubat 2020 Cumartesi

Bizim muhalefete de bir şey beğendirmek çok zor. Neymiş efendim: “Yeni sistemle birlikte kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmış; Meclis’in önemi azalmış; yargı, bağımsızlığını yitirmiş.” Olacak iş mi? Bırakalım kuvvetler ayrılığının ortadan kalkmasını, ayrılık şimdi daha da kuvvetli.

Mesela yargıya bakalım. Yürütme ile yargı arasındaki ilişkiler nasıl? Yıllardır değişmeyen bir gerçektir. Diyelim birisi siyasi nedenlerle gözaltına alındı, iktidar da durumdan memnun. Yanıt bellidir: “Yargı süreci devam ediyor, yorum yapmak doğru olmaz.” İşte size kuvvetler ayrılığı.

Diyelim ki yurttaşlar bir yağma projesine karşı çıktı, dava açtı. Yürütmeyi durdurma kararını da verdi mahkeme; ama karar uygulanmıyor, inşaat sürüyor. Bilin bakalım kim uygulamıyor? Bildiniz. Yargının kararını uygulamamak, kuvvetler arasındaki ayrılığın kanıtı değil mi? Neyi beğenmiyor muhalefet; anlamak zor.

Birisi bir bildiriye imza atmış; akademisyenlikten atılmış. “Üniversiteler, akademisyenler kendileri tartışsın, beğenmeyenler karşı görüşü öne çıkarsın” diyen de olmamış. Sonra bir bakmışız ki o akademisyenler birer birer beraat ediyor mahkemelerde. Beraat ediyor da, üniversiteye dönebiliyor mu? Dönemiyor. Kim karar vermiş oluyor? Bildiniz, yürütme. “Uygulamayız” diyen bakanlar var sonuçta.

Yürütme ile yargı arasında ayrılık aranıyorsa, bundan güzel örnek mi var? İşte size kuvvetler ayrılığı.

Yasamaya bakalım. Adı üstünde, yasama organı yasa yapar. Efendim, Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi verilmiş, Meclis’ten geçen yasa madde sayısından daha fazla konuyu Cumhurbaşkanı, kararnameyle düzenlemiş. Olabilir. Sonuçta Meclis açık mı? Açık. Kanun yapımı devam ediyor mu? Ediyor.

Hayır, size bu da mı yetmedi? Bakın mesela bir konuda yasayla fiili durum arasında çelişki mi oluştu; ne yapıyor iktidar? Hemen yasasını, anayasasını o fiili duruma uyarlamak için değişiklik yapıyor.

Tamamen yasal

Yetmedi mi? Meclis’i unutuyorlar, hukuku unutuyorlar. Ama ne zaman konu toplumun kabul etmeyeceği, meşru görmeyeceği bir meseleye geliyor; bir bakıyoruz ki yetkililer hemen kanuna işaret ediyor.

“Efendim, mevzuat böyle, kanun böyle. Siz kanuna mı karşısınız?”; soruyorum size, siz kanuna mı karşısınız?

Bakın mesela, Kızılay Başkanı ekrana çıkıp diyor ki, “vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başkadır.” Ankara’daki şirketin özelleştirilen gaz dağıtımından, yurttaştan elde ettiği bir miktarcık parayı Kızılay üzerinden iktidarın ideolojik gündemine yakın bir vakfa bağış olarak aktarmasını açıklarken kuruyor bu cümleyi. Kâğıt üstünde her şey normal; hatta ne diyor televizyonda konuyu açıklamaya çalışırken: “Tamamen yasaldır”.

Öyledir mutlaka. Kanun karşısında boynumuz kıldan ince. Konu zaten Kızılay’ın ötesindedir. Özelleştirme yağması bitmeli, vergi politikası değişmeli, yurtları devlet yapmalı, ayrıcalıklar kaldırılmalı, paralar Türkiye’de harcanmalıdır.

Bu ara kamuda çok yaygınlaşan savunmalardan biri de şu: Şu kişileri almışsınız, şu kişileri kayırmışsınız, şu kişilere ayrımcılık yapmışsınız? “Yok efendim, yapılan işler tamamen yasaldır, yasalara uygundur.” Kanunseverimiz ne çokmuş!

İktidardakiler fark ediyor mu, emin değilim. Kanunları, mevzuatı ayrımcı, şeffaflıktan uzak uygulamaları haklı göstermek için mazeret gibi kullananlar artınca, bir başka kuvvetli ayrılık daha çıkar ortaya, sorular da artar: “Yasal olabilir de, yapılan iş meşru ve ahlaki midir” diyenler çoğalmaya başlar.

Her fırsatta topluma, kendilerini eleştirenlere ahlakilik taslayan, ahlaki tutum öğretmeye kalkan bir siyasal yapının, halkın kimi yanlış uygulamalara dair ahlaki eleştirileri söz konusu olduğunda, yapılan işin sadece yasallığını öne çıkarmaya kalkması, meşruluk ve ahlakilik tartışmasını rafa kaldırması da bu dönemin özelliği olsa gerek sonuçta.

Şakayla başladık yazıya, ciddi bitirelim. “İşime gelince ahlak, işime gelince yasa” demek; ahlaki üstünlüğü kaybetmenin işaretlerinden birisidir. Zaten bunca sertlik, kavgacı üslup, zorla ve susturarak terbiye etme, halka hesap vermekten kaçma işlerinin öne çıkışı başka neyle açıklanabilir?


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020
Tek sorumlu yurttaş mı? 17 Haziran 2020
Mecbur insanlar 13 Haziran 2020