Deniz Yıldırım

Tarikat Siyaset Ticaret

05 Şubat 2020 Çarşamba

Ortada yeni rejimin işleyişini gözler önüne seren, mekanizmayı anlamamızı sağlayan güncel bir örnek varken fikri takibi bırakmamalıyız.

Mekanizma belli: Kamunun elindeki hizmetler ya da fabrikalar özelleştiriliyor; özel ihalelerle kamu kaynakları birilerine tahsis ediliyor. Kimlere? Genelde biliyoruz; değişmiyor adları. Bizim varlıklarımızla, kaynaklarımızla serpilen bu yapılarsa, eski sistemde Bakanlar Kurulu, şimdi de yeni sistemde Cumhurbaşkanı kararıyla “kamu yararına çalışan dernek, vergi muafiyeti hakkı tanınmış vakıf” statüsü kazandırılan, iktidarın çizgisinde bir nesil yaratma görevine koşulan çeşitli örgütlenmelere bağış yapıyor. Gördüğümüz, anladığımız budur.

Bu mekanizma yeni de değil. Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret’in giriş yazısında (1987) bizi şöyle uyarıyordu: “Bir kolumuz siyasette, öbür kolumuz ticarette, ayaklarımız da tarikatlarda... Bir üçgen bu. Ticaret, siyaset ve tarikat üçgeni.”

Bugün yeni olan, bu üçlü mekanizmanın artık tamamen ve denetimsiz olarak yerleşmesidir. Örnek mi?

Milyonlarca üniversite öğrencisi var. Barınma ve beslenme en temel sorun. Devletin yaptırdığı yurtlar, toplam talebi karşılamıyor. Devlet yurduna yerleştirilmeyen binlerce gariban genç, başlıyor özel yurt aramaya. İşte tarikat yurtları da burada devreye giriyor. Bu yarışta daha avantajlılar. Çünkü arkalarındaki siyaset ve ticaret desteği daha fazla. Ticaret, serpilmenin diyeti olan bağışlarla buraları besliyor.

Siyasetin rolü mü? Yeterli yurt yaptırmamalarından, tarikat yurtlarına böylece alan açmalarından başlayabiliriz sanırım. Adı konmamış bir işbölümü var. Özellikle 2010 yılından sonra, kamu yararına çalıştığı gerekçesiyle vergi muafiyeti tanınan vakıfların listesine bakmak yeterli. Siyaset, ticaret ve tarikat işbirliğine dayalı üçlü mekanizmanın izleri orada. 2017 yılında Bakanlar Kurulu tarafından yayımlanan yönetmelik de, bu vakıf ve derneklerin yurtlarında kalan öğrencilere devlet eliyle barınma ve beslenme yardımı yapılmasını düzenliyor. Neden belirli vakıflar ve dernekler? Yanıtı zor değil. Ölçünün “kamu yararı”ndan daha çok “iktidarın yararı” olduğu açık.

Özetle devlet, yeterli yurt yapmayarak, barınma ve beslenme sorununu çözmeyerek özelleştirilmiş hizmetlerin önünü açıyor; ancak bu özel hizmetleri satın almakta zorlanacak yoksul çoğunluğu, yardım sağlanan, vergiden muaf vakıfların özel yurtlarına yönlendirerek özelleştirmeye de kamu eliyle bir “dinsel-ideolojik” çerçeve çiziyor. O yüzden karşımızdaki, sadece bir özelleştirme hamlesi olarak okunamaz.

Bu yardımların, kamunun “tasarruf” genelgeleri yayımladığı, vergileri vatandaşın sırtına daha fazla yüklediği 2017 ve sonrasında artmasının bir anlamı daha olmalı. Anlaşılan o ki iktidar, Fethullahçıların tasfiyesinin ardından kendi etrafında geniş bir tarikatlar koalisyonu yaratmakta; onlara alan açma ve kitlesel tabanı genişletme imkânları sunma karşılığında, iktidara ve yeni rejimine koşulsuz destek talep etmektedir.

Ne yapmalı, nereden başlamalı?

Bu noktada, “ne yapmalı, nereden başlamalı” sorusunu yanıtlamalıyız. Öncelik, üçlü mekanizmanın işleyişi açısından en büyük dayanak noktasını, en güçlü halkayı saptamak olmalı. Yani, üçlü mekanizmadan hangisi olmazsa, diğerlerinin de işleyişi zora girer? Yanıt belli; siyaset ya da daha açık ifadeyle iktidar; ticaret ve tarikat ağının varlığı açısından merkezi önemde. Ticaret ve tarikat, siyasete göbekten bağlanmış; kaderini iktidarın kaderine iyice eklemiştir. İktidarsa, kaynakların yönetimi, kullanımı ve tahsisi konusunda olağanüstü genişlikte yetkiyi elinde tutmakta. Öyleyse asıl mücadele, siyasal iktidara karşı verilmelidir. Ama hangi konu üzerinden?

Bir yanda zamlarla, pahalılıkla, işsizlikle, ayrımcılık ve adaletsizliklerle beli bükülen; vergi yükü günden güne artan, emeğiyle geçinmeye çalışan milyonlar; diğer yanda yükü halkın sırtına yüklerken, başkalarına ballı ihaleler, vergi muafiyeti getiren dolambaçlı yollar açmaya devam eden; asli kamusal işlerini kendisi yapmak yerine çeşitli yapılara, gruplara devreden bir iktidar var. Zıtlık, çelişki, adına ne derseniz deyin; karşı siyaset tam da bu eksenden kurulmalıdır. Yokluktan, yoksulluktan yararlanarak büyüyenlere karşı kamucu bir ekonomik program önerisi, laiklik mücadelesinin de kalbindedir.

Bunun için merkezi düzeyde iktidar değişikliğini beklemeye de gerek yok. Büyükşehir belediyelerini kaybeden iktidar, bu üçlü mekanizma açısından da önemli sarsıntı yaşadı. Muhalefet belediyeleri, yoksul halk çocuklarının barınma ve beslenme sorununu gidermek için tüm olanaklarıyla kamusal bir seferberlik başlatabilir, fırsattır. Nitekim bu yönde ilk işaretler de geliyor. Seferberlik zamanı.


Yazarın Son Yazıları

Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020
Gemi 16 Mayıs 2020
Maskematik 9 Mayıs 2020
Planlama gerek 6 Mayıs 2020
Virüsten sonra emek 2 Mayıs 2020
Feda edilebilenler 29 Nisan 2020
Virüsün sınıfı 25 Nisan 2020
Semptom 22 Nisan 2020
Kerala modeli 18 Nisan 2020
İstifa 15 Nisan 2020
Unutturulan ilke 11 Nisan 2020