Önyargılıymışız

09 Mayıs 2015 Cumartesi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, gazetemizde yayımlanan, kendin sor kendin yanıtla benzeri bir söyleşide, “Kürt sorununun çözümü” ile ilgili görüşlerini çok genişçe açıklama olanağı bulmuş; partisinin “Kürt sorununun çözümüne” ilişkin modelinin 4 ana ayağından birinin “Gerçekleri Araştırma Komisyonu” olduğunu bildirmişti. 
Bunun üzerine biz de, Truman Doktrini ile birlikte emperyalizmin ahtapot kollarının arasına alınmasından bu yana Türkiye’nin birçok cinayete, oyuna, operasyona uğradığını dile getirip yalnızca bir bölge için “Gerçekleri Araştırma Komisyonu” istemenin “bölyönet” çilerin işine geleceğini dillendirmiştik. 
Meğer biz önyargılıymışız, gazeteciliğimizde kusur varmış, Sezgin Tanrıkulu’nu çok üzmüşüz. 
Neden? 
Tanrıkulu, Meclis’e verdiği “Gerçekleri Araştırma Komisyonu” kurulması önergesinin gerekçesinde tek bir bölgeyi kastetmiyormuş, aslında Türkiye’deki tüm olayların araştırılmasını istemiş. 
Haydi diyelim önergenin asıl amacı o. Ancak Sezgin Tanrıkulu, kendin sor kendin yanıtla benzeri tam iki gazete sayfası yayımlanan söyleşisinde, HDP’nin de sürekli gündemde tuttuğu “Gerçekleri Araştırma Komisyonu”nu “Kürt sorununun çözümü” modelinin olmazsa olmaz ayaklarından biri olarak göstermiş mi? Göstermiş. Yani, dervişin fikri de, zikri de ortada. 
Bunun neresinde önyargı, gazetecilik kusuru var, söyler misiniz? 
Efendim, Diyarbakırlı Sezgin Tanrıkulu’nun seçilememe tehlikesine karşı hep İstanbul’dan aday gösterildiğini yazmamız da kendisine karşı olan önyargımızın bir kanıtıymış. 
Bu bir önyargı değil, genel bir yargı. Tanrıkulu, Diyarbakır’dan aday olmuyor. 
Tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kendisini “Dersimli Kemal” diye tanımlayıp İstanbul’dan, İzmir’den aday olması gibi.

Aradığımız cüce 
Eren Aysan’ın, Yunus Nadi Roman Ödülü’nü alan “Gece Uyurken” adlı yapıtında, düşsel bir cücesi var. Olumlu, doğruya yönelten, direnç aşılayan, insancıl bir cüce bu. 
Eren Aysan’a, “Romanındaki o cüceyi nerede bulabiliriz? Büyük adamlardan çok çektik çünkü...” diye takıldık. Şu karşılığı verdi: 
“Uzunundan çok çektik. Kısasını başlangıç olarak aldık. Benim tatlı cinim Seydi, biçimlerin dışında, özün telaşında. O kendini bir aileyi toparlamaya, kıtalar arası koşturmaya, kendi ilkelerini oluşturmaya, bir resmi bilgelikle tanımlamaya adamış durumda. Eğer ay taşına dönüşmeseydi, belki yolunda yürümeye devam eder, bizi de peşine takardı. Küçük cinimin, roman kişilerim Gazel ile Roberto’yu kılcal damarlarına kadar bildiğini düşünüyorum. ‘Gece Uyurken’de kendi aralarında şöyle konuşuyorlar ya: ‘Çok yorulduk Asma. Dünyanın her yerinde çok yorulduk. Türkiye’de, Atina’da, Beyrut’ta, Gazze’de, Paris’te, Buenos Aires’te… Öldürüldük, kuşatıldık, az bırakıldık. Dinlenelim biraz. Uyu canım benim, şimdilik uyu. Birlikte gözlerimizi kapatalım.... Bir gün dirileceğiz değil mi? Ölülerimizin fotoğraflarını taşıyacağız, binlerce insan. Kimse bizi durduramayacak artık. Kimse önümüzde duramayacak!’ Bir gün biz de yeniden uyanacağız. Dirilişimize... Yeniden.”

Baraj 
İmralı tutanakçısı Sırrı Süreyya Önder açıkladı: 
Sayın Abdullah Bey, HDP’nin yüzde 12’nin çok üzerinde olduğunu, baraj sorunu olmadığını söylemiş. 
ABD’den Rusya’ya, İtalya’dan Yunanistan’a tüm istihbarat örgütleri ile içli dışlı olmuş Sayın Abdullah Bey, en doğrusunu bilir. 
Lamı cimi yok. HDP’ye baraj atlatılacak. Senaryo ona göre kurgulandı.

Genelkurmay’a sorular 
Yarbay Tamer Karslıoğlu, uyduruk savlarla casusluk yaptığı gerekçesiyle soruşturuldu. Uyduruk belgelerle ahlaksızlıkla suçlandı. Yargılandı, yargılandığı davanın uyduruk olduğu ortaya çıktı, ama kendisi kriptoloji uzmanı olarak görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atıldı. 
Soruşturmasını yürüten dönemin Organize Şuçlar Şube Müdürü Nazmi Ardıç, geçen şubat ayında soruşturmaya uğradı. Yargılandığı davanın yargıçları Metin Özçelik ve Mustafa Başer de, geçen günlerde tutuklandı. 
Yarbay Karslıoğlu, çok haklı olarak Genelkurmay’a soruyor: 
“Yargılandığım davada hiçbir telefon kaydı, tape, para transferi, mail vs. hiçbir delil yoktu. Üzerime atılan suçları ne zaman, hangi yöntemle, hangi çıkar için ne maksatla ve nasıl işlediğimi açıklayamayan iddianameyi esas kabul edip vahim bularak, sicil amirlerime baskı ile düşük sicil verdirmek suretiyle beni Silahlı Kuvvetler’den atan yetkililere soruyorum: Madem hukukun üstünlüğüne saygı duyuyordunuz ve söz konusu kumpas davalarının hakkaniyetle neticeleneceğini biliyordunuz beni neden attınız?” 
Karslıoğlu’nun şu sorusu ise zurnanın zırt dediği yerdir: 
“Silahlı Kuvvetler’in içerisinde bu suça ortak olan, yardım eden, belge temin eden kişilerle ilgili olarak şu ana kadar ne yapıldı?” 
Hiçbir şey yapılmadı. Çünkü, daha önce de yazdığımız gibi, cemaat, TSK’nin içine fena halde sızmış durumda.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoş Memo ve Ailesi 13 Kasım 2021
Dinci Maceranın Sonu 30 Ekim 2021