Olaylar Ve Görüşler

Başkanlık sistemi ve güç

14 Mayıs 2015 Perşembe

Ülkemizde bugünlerde tartışılan hususlardan birisi de “başkanlık sistemi”dir. Belirtmek gerekir ki, demokrasi çerçevesinde “parlamenter sistem” gibi “başkanlık sistemi” de uygulanma alanı bulabilir.

Bu konuda önem taşıyan, hukukun üstünlüğü ile bunun temel taşı olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin gözetilmesi, bu konularda herhangi bir sapma olmamasıdır.

Güç ve kötülük!
Fransız düşünür Montesquieu’ye göre, “güç” kötüye kullanılmaya elverişlidir. Özgürlük ise, ancak iktidarın kötüye kullanılmadığı toplumlarda var olabilir. Gücün kötüye kullanılmasını önlemenin tek yolu ise, bir gücün diğerini durdurmasıdır.

Kuvvetler ayrılığı
Bu bakımdan, egemenlik yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında bölünmelidir. Her birimin ayrı ve bağımsız gücü ve sorumluluk alanları olmalıdır. Ayrıca, her birim bir diğerinin güç kullanımı üzerine sınırlamalar getirebilmelidir.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi, çağdaş dünyada bireyin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasının zorunlu bir koşulu olarak görülmektedir.
Anayasamız da, egemenliğin kullanılmasında yetkili organları belirlemiş ve kuvvetler ayrılığını temel ilke olarak kabul etmiştir. Çünkü, Anayasa Mahkememiz tarafından da vurgulandığı üzere, kuvvetler ayrılığı hukukun üstünlüğünü, Cumhuriyetimizin ve demokrasinin oluşumunu sağlayan temel yapıdaki önemli bir ilke ve sistemdir (AY Mah. 08.02.1989, E.1988/38, K. 1989/7; 01.02.1990, E. 1988/64 , K. 1990/2).

Yargı bağımsızlığı
Kuvvetler ayrılığı ilkesi kapsamında yargı bağımsız lığı büyük bir önem taşır; hukuk devleti ilkesinin temel taşı sayılır. Yargıcın hüküm verirken herhangi bir etki altında olmaması, sadece hukuka ve vicdani kanaatine göre hareket etmesi gerekir. Nitekim, Anayasamız açıkça “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz” demektedir (AY. m. 138/ 2).

Yargıcın değeri
Açıklanan nedenle, demokraside ileri git- miş bulunan ülkelerde yargıcın özel bir yeri ve değeri vardır.
Örneğin, İngiltere’de uygulanan protokol kuralları gereği, devletin başı olan Kraliçe bir salona girdiğinde herkes ayağa kalkar. Böyle olmakla birlikte, yargıçlar ve yargı görevlileri ayağa kalkmazlar. Aynı anlayış Amerika Birleşik Devletleri için de geçerlidir.

Hukukun üstünlüğü
Başkan Obama bu yıl Ocak ayında ABD Kongresi’nde yaptığı “Birliğin Durumu” konuşmasını bütün salon ayakta alkışlarken, ön saflarda bulunan yargıçlar -tarafsızlıklarını korumak adına- ne ayağa kalkmışlar ve ne de kendisini alkışlamışlardır.
Bu uygulamayla sergilenmek istenen, hukukun Kraliçe’den de, Başkan’dan da üstün olduğudur.
Görülüyor ki, demokrasi açısından önem taşıyan, sistemin başkanlık ya da parlamenter olması değildir.
Önemli olan, sistem içinde hukuk devleti ilkesine, kuvvetler ayrılığına, özellikle de yargı ba- ğımsızlığına gösterilen saygı, verilen değerdir.
Yargıç, birtakım nedenlerle -doğrudan ya da dolayısıylayürütme organının etkisi altında bırakılmış ise, verdiği kararlardan dolayı ithama uğraması, dahası kendisi hakkında yaptırımlar uygulanması söz konusu ise; açıkçası, bağımsız ve tarafsız olamıyorsa, o ülkede hukukun işlemediği açıktır.
Sonuç olarak, parlamenter sistem içinde dahi, sözü edilen anayasal unsurlar bakımından son yıllarda hiç de iyi bir uygulama sergilenmediği; hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve yargıç bağımsızlığı gibi önemli ilkelerin pervasızca göz ardı edildiği görülmüştür, görülmektedir.
Belirtilen nedenle, ülkemizde “Başkan” olarak seçilecek kişinin elindeki gücü hukuk ve onun temelini oluşturan adalet yönünde değil de, kendi siyasal görüş ve anlayışı doğrultusunda kullanacağından endişe ediliyorsa, bundaki haklılık payının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.  

Prof. Dr. SAVAŞ TAŞKENT

 

-

 

Sokak köpekleri sahiplendirilmeli

 

Sokakta yaşayan köpekler, günümüzde şehirleşmenin en büyük sorunlarından biridir. Bizler bu sorunu yıllardır belediyeler aracılığıyla köpekleri barınaklarda toplayarak ya da öldürerek çözmeye çalışıyoruz.

2004 yılında, zamanın Çevre Bakanlığı tarafından “Hayvanları Koruma Kanunu (5199)” Avrupa Birliğine giriş süreci dahilinde gerekli uyum yasalarından biri olarak masa başında hazırlanmıştır. Günümüzde ise yasadaki değişiklikler ve yönetmelikler Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Yasayı hazırlayan Bakanlık, kendi üzerine yeterince sorumluluk almamakta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına ve belediyelere görev vermektedir.

Belediye önlemleri
Yasa, Kabahatler Kanunu içinde yer almıştır. Belediyelere değişik görevler yüklenmesine rağmen bunları uygulamayan belediyelere herhangi bir cezai yaptırım bulunmamaktadır. Belediyeler kendi bütçelerine koydukları ödeneklerle bu mücadeleyi sürdürmeye çalışmaktadır. 5199 Sayılı Yasa, belediyelere “Sokaktaki köpekleri topla, barınağa götür, kısırlaştır, aşılarını yap ve aldığın bölgeye geri bırak” demekte; bu da sokaktaki köpeklerin insanlara ve kendi türlerine her türlü zararı vermelerini önlemediği gibi, kuduz gibi tehlikeli bazı hastalıkların bu köpekler yoluyla insanlara bulaşmasına da maalesef engel olunamamaktadır. Başkentimizde bile kuduz hastalığı görülmüştür.

Sokaktan beslenme
Sokaklarda yaşayan köpeklerin beslenme odakları her geçen gün azalmaktadır. Bırakın temiz suyu, temizlik işleminde kullanılmış deterjanlı suyu bile çoğu zaman bulamamakta ve yaşam mücadelesi vermektedirler. Diğer taraftan bölgeyi korumak için birbirlerine saldırmalarının yanı sıra, sokakta yaşayan kedilere de saldırıp onları öldürebilmektedirler.

Üreme sorunu
Başka bir sorun da köpeklerinin üremeye erken yaşta (6 - 9 aylık) başlamaları ve bir seferde çok sayıda yavru doğurmaları sebebiyle hızla çoğalmalarıdır. Bir belediye tarafından bir yılda kısırlaştırılan her 100 kö pekten 50’si, kısırlaştırılana kadar geçen sürede bir defa doğurabilmekte, bu da sokak populasyonunun azalmamasına neden olmaktadır.

Kuduz riski
Şu an uygulanmakta olan 5199 sayılı yasa gereğince sokaktan alınıp, kısırlaştırılıp, aşılanıp yeniden sokağa bırakılan bu köpekler, çoğu zaman sonraki günlerde bırakıldıkları yerlerde bulunamamaktadır. Yerinde bulunamayan köpeklerin yılda bir tekrar edilmesi gereken kuduz aşıları yapılamamakta, bu da toplum sağlığı açısından büyük bir risk arz etmektedir.

Aşı takibi
Yerel yönetimlerin tekrarlanması gereken aşıların takibini pek de önemsemedikleri gözlenmektedir. Köpeklerin bırakıldıkları sokakta onların takibini yapma sorumluluğunu üstlenebilecek hayvan gönüllülerinin olması durumunda bu köpeklerin birçok gereksinimi karşılanabileceği gibi aşılarının da takibi sağlanabilir. Köpeklerin yaşama hakkı olduğu gibi, insanların da sağlıklı bir çevrede yaşama hakları vardır.
Sonuç olarak, yasayı masa başında hazırlayan da bu yasayı sahada uygulayan da aynı kurumun elemanları olmalıdır. Çıkarılan yasaların ilgili tüm kuruluşlar tarafından uygulanmasının sağlanması gereklidir. Merkez Büyükşehir olmak üzere ilçe belediyeleri ile koordine olarak çalışması sağlanmalıdır. Yerel yönetimin biri yasayı uygular, diğeri uygulamazsa sorunun çözümüne yönelik sağlıklı adımları atmak mümkün değildir.
Sokak köpekleri sorununun en net çözümü onları sahiplendirmektir.    

Dr. NASIF ALDEMİR Veteriner Hekim


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları