Ahmet İnsel

Artık Avrupa Birliği’nin Almanya sorunu var

14 Temmuz 2015 Salı

Hafta sonunda Brüksel’de AB temsilcileriyle Yunanistan arasında neredeyse aralıksız 48 saat süren pazarlık, AB içindeki büyük yarılmayı gözler önüne serdi. Bu yarılma, Yunanistan krizini kat be kat aşan bir sorundan kaynaklanıyor. Sorunun adı, Almanya. Almanya’nın muhafazakâr liderlerinin peşinden giden birçok Kuzey Avrupa ve eski Doğu Bloku üyesi ülke, bu sorunu daha da büyütüyor. Sadece muhafazakâr liderler değil, Alman sosyal demokrasisi de neoliberal dogmaya biat konusunda muhafazakârlardan geri kalmadığını bu vesileyle gösterdi. Kuzey ve Güney Avrupa arasındaki siyasal ve kültürel yarılma derinleşti.
Brüksel’de, 11 Temmuz öğle saatlerinden, 13 Temmuz sabahına kadar neredeyse aralıksız devam eden, esas oyun kurucunun Almanya Maliye Bakanı Schäuble’nin olduğu ve yazı da gelse, tura da gelse neredeyse bütün istediklerini elde ettiği, AB tarihinin en uzun zirvesini ve bir bulvar trajedisini izledik. Evet, sergilenen bir bulvar komedisi formatında oynanan bir trajediydi. 13 Temmuz sabaha karşı görüşmeler bittiğinde, sorun sadece Yunanistan’ın bundan sonra ne yapacağı değildi. Varılan anlaşma, Yunanistan için uzun sürecek bir bunalımı, daralmayı, büyük ihtimalle yeni siyasal çalkantıları işaret ediyor ve bu yeni bir bilgi değil artık.
Asıl yeni olan, Almanya’nın artık yüksek sesle ve çok farklı çevreler tarafından sorgulanmaya başlanması oldu. “Almanya neye oynuyor” sorusu şimdi açıkça ve yüksek sesle soruluyor. Çipras’ın, halkoylamasında kemer sıkma politikasına hayır desteğini aldıktan beş gün sonra, Avro bölgesinde kalmak için kemer sıkma politikasını mecliste geniş bir çoğunluğa kabul ettirmesi, kısacası ani bir U dönüşü yapması Alman egemenlerinin içlerindeki kolonyal kibir ve hıncı tüm kabalığıyla göstermeye sevk etti. Bu neoliberal dogma ile dağlanmış, kendinden, haklılığından son derece emin kibirli güç, önünde diz çöktürdüğü Yunanistan’a Düyunu Umumiye koşullarını empoze etti.

Almanya’ya rehin
Schäuble’nin cumartesi günü gayri resmi biçimde dolaşımına soktuğu ve ilk elde pek ciddiye alınmayan kısa çerçeve metin, sonuçta bütün görüşmelerin izleğini oluşturdu. Schäuble, Yunanistan’ın Avro’dan “5 yıl geçici” çıkmasını ya da 50 milyar Avro’luk satılabilir malvarlıklarını Lüksemburg’da, başında Alman maliye bakanı olarak kendinin oturduğu yatırım bankası KwF bünyesinde bir yıl önce kurulan Yunanistan’ın Büyümesi Kurumu’na (IfGG) rehin bırakmasını ve IMF’nin Yunanistan’da aktif mali jandarmalık yapmasını kabul etmesini önerdi. Kısacası Yunanistan özelleştirilebilecek 50 milyarlık malvarlığını -ki Yunan tarafı özelleştirilecek bu kadar malvarlığı yok diyor- Almanya’ya rehin olarak verecek. Eğer Yunan parlamentosu anlaşmayı onaylarsa? Bir ülkeyi aşağılamanın muhakkak daha ağır biçimleri vardır ama Almanya’nın bu önerisinin emperyal gücün kolonisini aşağılaması örneği olarak tarihe geçeceğine şüphe yok.
Yunanistan’ın içmeyi kabul ettiği acı reçeteyi, Yunanistan hükümetiyle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle önce reddetti AB kolonyal gücü. Ardından ancak Yunanistan’ın satılabilir malvarlıklarına el koyarak kurtarma paketine onay verebileceklerini ilan eden AB üyesi ülkeler, bunu yaparken AB’nin köküne kendileri bir kova kibrit suyunu boca ettiler. Liderliğini Almanya’nın yaptığı bir AB klanı, zor durumdaki üyeyle dayanışmaya değil, zayıfın üstüne çöreklenme, onu ya onuruyla sürünüp can çekişmeye ya da hem sürünüp hem de soyulup soğana çevrilmeye mahkûm etmeye ne kadar hazır olduklarını gösterdi.
Küçük ve orta boy ekonomiler için bugün Avro bölgesi üyesi olmak, egemen dogmanın emrettiğini uygulamayınca alacaklılar adına ekonominin batırılmasını kabul etmek demek. AB’nin siyasal birlik projesine bundan daha büyük ve telafisi zor bir darbe vurmak kolay değildi. Yunanistan değil, Almanya, AB projesini büyük bir güven bunalımı içine soktu.

Nasıl güvenilir
Varoufakis’in iddiasına göre, Schäuble başından beri Avro bölgesi içinde Yunanistan safrasından kurtulmak istiyordu. Böylece Almanya daha dar ve daha yakın siyasal işbirliği içinde bir Avrupa entegrasyonuna doğru ilerleyecekti. Ama Schäuble, kafasında kurduğu yolda ilerlerken, Almanya’nın AB’yi iktisadi kolonizasyon bölgesi olarak gördüğü olgusunu da herkesin görmesini sağladı. Bundan sonra, AB içinde Almanya’nın başını çektiği bir siyasal entegrasyona kendini teslim etmeye kim, nasıl güvenebilir?
Yunanistan krizine AB’nin önerdiği “yardım paketi” ve onu tamamlayan yapısal uyum reformlarının yegâne '67erçek gerekçesi neoliberal dogmanın kılına halel gelmemesi. Başkalarına kötü örnek olmaması. Bu gerekçeyle AB, Almanya’nın neokolonyal politikası ve onun peşinden gidenlere teslim olarak, Yunanistan’ın kurban edilmesine göz yumdu. Merkel ve Schäuble, en nefret ettikleri kişiden, Çipras’tan öçlerini şimdilik aldılar. Bulvar trajedisinin bir sahnesi böyle sonuçlandı. Ama bulvar tiyatrosunda kural, her an durumun tam tersine dönmesi, hep beklenmedik gelişmelerin olmasıdır. AB’nin icat ettiği bu bulvar trajedisinde de beklenmedik gelişmeler elbette olacak.
Her durumda Yunanistan’da iktisadi kriz daha derinleşecek, büyük ihtimalle siyasal çalkantı büyüyecek ve çevreye de sirayet edecek. Almanya bu elde AB’nin efendisi olduğunu ilan etti. Ama AB’nin de şimdi kucağında nur topu gibi kendi siyasal krizi var.

NOT: Yazılarıma 15 gün ara veriyorum.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018
Trump ve yeni otoriterizm 21 Ağustos 2018