Öncüler acı çeker ama yolu da onlar açar!

28 Kasım 2015 Cumartesi

Can, sevgili hocası, Hocamız Prof. Ünsal Oskay’ın 2009’da vefatında bir yazı kaleme aldı ve bu “akademik efsane”ye dair okul günlerinden anılarını paylaştı.
Üç ders üst üste teneffüssüz dinlenen, sözü nefes olan Ünsal Hoca, bir derste piyasaya yenik düşmeyen “yabancılaşmamış” bir müzik ve hayat hayalinden bahsederken birden sözü Herman Melville’in Moby Dick’ine getirir. Kitaptan sayfalar okurken dökülen gözyaşlarını sağ elinin tersiyle silen Hoca, çenesinin titremesine de aldırmadan “İnsanoğlunun soylu direniş öyküsüdür bu” der ve devam eder:
“Yenilen, sadece öncülerdir. Acı çekerler, ama yolu da onlar açarlar.”

***

İki gün önce arkadaşlarımız Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmasının özü, bu derste saklı.
Can, Hoca’sının talebesidir!..

***

Dündar ve Gül, önlerine devletin “sır” adı altında suç işlediğini kanıtlayan belgeler geldiğinde gazetecilik adına evrensel ölçekte ne öğrendilerse, ne bildilerse ve ne deneyimledilerse onun gereğini yaptılar.
Her ikisi de bu yola insani, ahlaki, vicdani olarak yürek koyup çıktıklarında sonucun buralara varabileceğinin de bilincindeydiler.

*** 

MİT TIR’ları haberinin baskıya verileceği akşam gazetede, Can’ın yanındaydım. Olağanüstü hava, sezilmekteydi,
Nedir diye sorduğumda da cevap netti. Ne yayımlanacağını da, sorumluluğu tamamen üstlendiğini de ve sonuçta “fincancı katırları”nın başına açabileceği işlerin iki gün önce Silivri’nin yolunu tutma sonucunu doğurabileceğini de söyledi.
“Yüzde 99 nokta 9 mahpusluk var ucunda” dedi.
Ne kadar yalnız olduğunun, yolda pek çok meslektaşı tarafından yalnız bırakılabileceğinin de bilincindeydi.
O bilinçle “yenilecek öncü” olmayı göze alarak yola çıktı.
Pırıl pırıl, yumuşacık ve müşfik gülümsemesiyle, “ismiyle müsemma” Erdem de yoluna karşıcı çıktı onun ve kol kola girip açıldılar!..

*** 

Terör örgütüne üye olmamakla birlikte gizli belgeleri yayımlamak suretiyle ona yardım ve yataklık etmekle ve de uluslararası casusluk faaliyetiyle suçlanıyorlar.
Sözü edilen terör örgütü “FETÖ”... Yıllarca Can ve Erdem’i suçlayanların al takke ver külah olduğu, “ne istedilerse verdikleri”, sonra da “Hay benim kafam, aldatılmışız” dedikleri bir oluşum...
Can’ın da, Cumhuriyet bünyesindeki diğer bazı gazeteci arkadaşlarımızın da geçmişte mağduru oldukları bir oluşum.
Bu mağduriyet söz konusu olurken bugün Can ve Erdem’i suçlayanların, onlardan şikâyetçi olup dava açanların o zaman onun arkasında durdukları bir oluşum.
Güler misiniz, ağlar mısınız?!

*** 

Soru şu: Bu “terör” örgütü ne zaman kurulmuştur?
Her terör örgütünün bir tarihi, kuruluş yılı, gelişme süreci var. Mesela PKK, 1978’dekuruldu. Peki, FETÖ, ne zaman kuruldu? Dün mü kuruldu? Birkaç yıl önce mi kuruldu?..
Yoksa, bu örgütün düzenlediği etkinliklerde onun liderine siyasetin en tepe noktasındaki ağızlarca methiyeler düzüldüğünde ve “Ne istediniz de vermedik” denilen zamanlarda mevcut muydu bu örgüt?!
Eğer öyleyse teröre yardım ve yataklık konusunu, bunu esas kimin yaptığını bir kez daha düşünmek gerekmez mi?
Ve son soru: Terör örgütüne yardım ve yataklık edip sonra da “Çok affedersiniz, aldatılmışız” deme lüksü dünyada kaç insana nasip olabilir?!

*** 

Casusluk faaliyeti suçlaması, daha da büyük bir trajikomik kepazelik... Hangi casus, sırrını dünyayla paylaşır acaba?!
Bunlar, safsata. Esas olan, siyasi baskı ve karartma ameliyesini tam tekmil hayata geçirme yolunda, bir korku cumhuriyetini toplumun kılcal damarlarına kadar yaymada en uygun hedeflerden birine darbe indirme girişimi.
Korkuyu “dağları bekler” olmaktan çıkarıp şehirlere, sokaklara, caddelere, meydanlara indirme girişimi.
İktidara yakınlıkla, yandaşlıkla, yanaşmalıkla, yalancılıkla yol alanların psikolojik manipülasyonlarıyla toplumu suskunluğa, kör-sağır-dilsizliğe sevk etme girişimi.
Böylece de iktidara hâlâ muhalif durabilenleri de alabildiğine yalnızlaştırma girişimi.

*** 

Bu yolda başarılı olup olunmadığının bizim için hiç önemi yok. Mesele, hak bildiği yolda gaflete, yılgınlığa ve korkuya yenik düşmeden yalnız başına da olsa yürümesini bilmek...
Can ve Erdem, yalnızlığı göze alarak “insanoğlunun soylu direniş öyküsü”nün bir parçası olmayı tercih ettiler.
Acı çekme pahasına “yolun önünü açma”ya soyundular.
Bir yerlerden ışıklı gülümsemesiyle Ünsal Hoca’nın “İşte benim öğrencilerim” diye ruhunu şad etmeyi tercih ettiler.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları