Babadan oğula akan erkeklik zehrine ‘Yeter’!

04 Ocak 2016 Pazartesi

Erkekliğin babadan oğula akan bir zehir olduğu algısına götüren bir içeriğe daha önce belirgin şekilde “Kuzey Güney”de rastlamıştık. Şimdi, özellikle psikolojik yönden çok daha derinlikli olarak bunu işlemeyi vaat eden bir yeni dizi var karsımızda. ATV’de geçtiğimiz Cuma ekrana gelen “Yeter” bu...+

“Kuzey Güney”, başlangıcı itibarıyla, şefkatini kalın bir erkeklik kabuğu içine hapsetmiş bir zorbanın (“bully”) fiziksel şiddet pratiğini nasıl babasından tevarüs ettiğini bize gayet çarpıcı ve inandırıcı biçimde sergilemişti. “Yeter” ise fiziksel değil ruhsal-zihinsel bir şiddetle erkekliği hayata geçiren bir adamın hem bugününü, hem de dününü bir dizi formatının elverdiği ölçüde analitik dokundurmalarla sunmaya çalışan bir yapım. En ön planda, belli ki çocukluğundan beri içinde kanayan yara olarak taşıdığı “pederşahî” bir şiddetle örselenmişliği şimdi yetişkinliğinde çevresine yönelik tutkulu bir iktidar üretimi ile bastırmaya çalışan bir karakterimiz var: Başarılı beyin cerrahi Yekta Harmanlı.

Yurdaer Okur’un olağanüstü inandırıcı ve etkileyici performansıyla can bulan Dr. Yekta, otoriter ve özsever, kontrol manyağı ve mükemmeliyetçi, hata kabul etmeyen ve bu bakımdan sıfır toleranslı, içten içe de sadizan arzulara sahip olduğu sezilen (kişisel asistanlığını yapan kadın, önünde eğilip ayakkabısının çözülmüş bağcıklarını bağlarken onun yüz ifadesine bakın!) bir “patriark”tır. Bu kişilik, bölümün akışı içinde şu sözlerle görünürlük kazanır: “Ben her şeyi sizin iyiliğiniz için yapıyorum. İyi bir baba, iyi bir kocayım ben. (...) Hataları cezalandıracağımı biliyorsun! Bir erkeğin görevi budur çünkü. (...) Kararımı tartışmayacağız herhalde! (...) Hata yapmıycaksın! Beni küçük düşürmiyceksin! Hep benim gözümün önünde, benim istediğim gibi olacaksın!..”

Tabii bu haliyle Yekta, hayatı çevresindeki herkese, en çok da aldatıcı bir kişilik profili çizip hastalıklı erkekliğini gizleyerek evliliğe sürüklediği karısı Aylin’e (Pelin Karahan) zehir etmektedir. Bir de belli ki kendi çocukluğunda deneyimlediği baba otoritesi ve şiddetini üzerinde aynen uygulamaya geçirerek hayatını karabasana çevirdiği oğlu Kaan’a (Doğan Can Sarıkaya). Ve tam da burada, söz başında vurguladığımız “babadan oğula akan zehir” şeklinde bir iktidar pratiği olarak erkeklik ediniminin bize resmedildiğini söyleyebiliriz. Söz gelimi Kaan’ın babası karşısındaki güçsüz ve çaresiz durumundan Yekta’nın çocukluk deneyimlerinin; babasından gayri herkesle kurduğu ilişkilerdeki hırçın ve ürkütücü (hatta sadizan) davranışlarından da Kaan’ın gelecekte babasını kişilik olarak nasıl tekerrür ettireceğinin işaretlerini buluruz.

Böylesi cehennemî bir ruhsal-zihinsel “erkeklik” pratiği karşısında Aylin, “Yeter” diyecektir. İşte buradan dizi, gerilim, gizem, çatışma ve entrika yüklü bir dinamizme ulaşıp bu olmazsa ağır kaçabilecek psiko-analitik dokundurmaların ötesine geçerek tempo kazanmakta. Aylin, doğurduğu ikinci çocuğu (biri doktor diğeri hemşire iki arkadaşının da yardımıyla) “öldü” diyerek Yekta’dan gizler ve onu yoksulluğun zavallılaştırdığı abisi (Fatih Koyunoğlu) ile yine yoksulluğun şirretleştirdiği yengesine (Selen Domaç), ileride geri almak üzere emanet eder. Bu arada Yekta’dan gizlice para da biriktirmekte ve bir gün oğlunu ve kızını yanına alarak kaçmayı planlamaktadır.

İlk bölüm, Yekta’nın bu planı açığa çıkartıp Aylin’i (tabii yine fiziksel değil, ruhsal olarak) cezalandırmasıyla ivmelenir ve diğer yalanı, Aylin’in kendisinden gizlediği ikinci çocuğu, kızı Duru’yu (Eliz Neşe Çağın) öğrendiği yerde noktalanır. Tabii bu arada Yekta’nın Aylin’den önce, yine hayatı kendisine zehir ettiği, akıl-ruh sağlığını yitirmiş ve kendisini (Yekta ile evlendiği 19 yaşını ve sonrasını hatırlamak istemediği için) her yıl 18 yaşına yeniden giriyor hisseden gizli bir ilk karısı (Wilma Elles) olduğunu da öğreniyoruz.

Son dönemde hep benzeri basmakalıp kurguların dolup taştığı dizi evrenimizde fark arayışı içinde, dikkate ve izlenmeye değer bir yapım bu. Eğer reyting kurbanı olmazsa bize “nafile” bir iktidar pratiği olarak erkekliğin “ipliğini pazara çıkarma” yolunda daha çok veri sunacak gibi de görünüyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları