Levent Gültekin

Tek adam partisinden tek adam rejimine

04 Mayıs 2016 Çarşamba

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kafasındaki başkanlık sisteminin gerçekte ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Esasında adı başkanlık sistemi olan tek adam rejimi.

Erdoğan, bu amacını gerçekleştirmek için medyayı, bürokrasiyi, AK Parti’yi, toplumu... bütün ülkeyi hazırlaması gerekiyordu.

Yani, anayasa referandumundan önce, tek adam rejimini fiilen uygulamak istiyordu. Çünkü başkanlık sistemli yeni anayasayı ancak bu şekilde ülkeye kabul ettirebilirdi.

Bunun için kendine itaati her alanda geçerli tek kural yaptı.

Bu yaklaşımla ilk adımı medyada attı.

İtiraz eden, eleştiren herkesi tasfiye etti. Tasfiye edemediklerini sindirdi. Nihayetinde tek adam medyasını yaratmayı başarmıştı.

İkinci adımı bürokraside attı.

Bürokraside meselelere farklı yaklaşan herkesi tasfiye edip, her dediğini itirazsız uygulayan insanları getirdi. Tek adam bürokrasisi de tamamdı.

Sırada AK Parti vardı. Tek adam Türkiyesi’ni yaratabilmek için partinin de tek adam partisi olması gerekiyordu.

Temayül yoklamalarında Abdullah Gül’ün adı öne çıkmasına rağmen Ahmet Davutoğlu’nu tercih etti.

Çünkü Davutoğlu, Erdoğan’ın sunduğu şartları kabul etmişti.

Yani ülkeyi Erdoğan yönetecek, Davutoğlu ise sadece söylenenleri yapacaktı.

7 Haziran seçimlerinde listeleri Erdoğan, Davutoğlu ile beraber yaptı.

Fakat, 7 Haziran’daki başarısızlık partide, tabanda rahatsızlık yarattı.

Ahmet Davutoğlu bu rahatsızlıktan faydalanarak ipleri ele geçirmek için Erdoğan’dan bağımsız politika belirlemeye çalışıyordu.

Mesela Erdoğan’a rağmen Davutoğlu 7 Haziran sonrası koalisyon kurmak istiyordu.

Böylelikle Erdoğan’ın kontrolünden kurtulup, gerçek anlamda genel başkan, başbakan olabileceğini umuyordu. Fakat bunu yapmaya gücü yetmedi.

Bu çabaları Erdoğan’ı fazlasıyla rahatsız etti.

Bundan dolayı Erdoğan 1 Kasım seçimlerinde milletvekili listesini tek başına hazırladı. Liste hazırlanırken Erdoğan’a itaat esas alındı. İslamcı ideolojiden de olsa tabanda etkisi olan herkesi tasfiye etti.

1 Kasım seçim zaferi Erdoğan’ın gücüne güç katmıştı.

Seçimin ardından aralık ayındaki AK Parti kongresinde MKYK listesini de bütünüyle Erdoğan hazırladı.

Artık AK Parti diye bir parti yoktu. Erdoğan’ın sözünden çıkmayan insanlardan oluşan bir parti, yani esasında Erdoğan vardı.

Etkili, yetkili ve bağımsız bir politika belirleme anlamında Ahmet Davutoğlu diye biri de yoktu. Liderliğini pekiştirmiş, her alanda tek adam rejimini fiili olarak tesis etmiş bir Erdoğan vardı.

Fakat, Davutoğlu etkisiz, yetkisiz başbakan rolünü bir türlü benimseyemedi.

Zaman zaman gerçek bir başbakanmış gibi davrandı.

İmkân buldukça kendine alan açmaya, kendine has politika üretmeye çalıştı.

Erdoğan bir talepte bulunduğunda itiraz etmiyordu. Fakat bu talepleri yerine de getirmiyordu.

Erdoğan’ın istediği atamaları yapmıyor, siyasette aynı düşünmelerine rağmen Erdoğan’dan farklı bir üslup oluşturmaya çalışıyordu.

Davutoğlu’nun kendine yakın medya oluşturma çabaları, AB ile kurmaya çalıştığı yakın ilişkiler, Obama ile görüşme talebi, bazı konularda Erdoğan’dan farklı söylemler... Tüm bunlar Erdoğan’ın yıllardır özenle uygulamaya koyduğu tek adam medyası, tek adam bürokrasisi, tek adam partisi ve nihayetinde tek adam Türkiyesi projesini tehdit ediyordu.

Erdoğan, bu tehdidin giderek büyüdüğünü ve referandum sürecinde ciddi sorun yaratacağını fark etti.

Bu nedenle yeni anayasayı bir süreliğine “demlenmeye” bırakıp önce bu sorunu çözmeye karar verdi.

Adı olan ama iddiası, sözü, etkinliği olmayan, tek işi Erdoğan’ın politikalarını uygulamak olan bir başbakana ihtiyaç var. Güvenebileceği birine.

Bugünlerde su yüzüne çıkan kavganın arka planı bu.

***

Her gün asker, polis, sivil 5-10 insanımızı kaybediyoruz. Şehirlerimiz yerle bir oluyor. İnsanlarımız evlerinden göç etmek zorunda kalıyor. İç barışımız büyük yara aldı. Toplumsal bütünlüğümüz, ortak değerlerimiz tahrip edildi.

Yoksul insanlarımızın durumu her geçen gün daha da kötüleşiyor.

Yargı, medya, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler; bütün kurumlar işlevsiz hale getirildi.

Özgürlüğümüz, insanlığımız, demokrasimiz, nihayetinde geleceğimiz büyük tehdit altında.

Velhasıl Türkiye, tarihinin en ağır felaketi ile karşı karşıya.

Hal böyleyken iktidar mensupları arasındaki kavgaya, bu kavganın taraflarından birine umut bağlayamayız.

Çünkü ülkemizi elbirliğiyle bu hale getirdiler.

Kavganın konusu ülke sorunları olmadığı için kavgayı açıktan yapamıyorlar.

Yanlışlarını, hatalarını birbirlerinin yüzlerine karşı açıkça söyleyecek cesaretleri, ahlaki hassasiyetleri bile yok.

Bu kavgadan Türkiye’nin yararına bir sonuç çıkmaz. Çünkü dertleri Türkiye değil. “Bu ülke çöplük, o çöplüğün başında ben olayım” kavgası veriyorlar.

Ahlakı, kişiliği olmayan, ülke menfaati gütmeyen bir kavgadan medet umacak kadar çaresiz olamayız.

Kendi iç tartışmalarında o tartışmanın bile öznesi olamıyorlar.

Çünkü cesaretleri yok. Çünkü iktidar, güç, para; ahlaklarını, kişiliklerini yok etti.

Ülkemizi elbirliğiyle mahvedenleri bu pespaye kavgalarında baş başa bırakmalıyız. “Yiyin birbirinizi” sığlığından da kurtulup yüzümüzü topluma dönmeliyiz. Birbirimizle, değerlerimizle barışmalıyız. Duygu birliği olan güçlü bir toplum tesis etmenin yollarını aramalıyız.

Çünkü sorunlarımızı ancak bu şekilde bir çözüme kavuşturabiliriz.

Yoksa hepimiz bu bir avuç muhterisin elinde köle olacağız.


Yazarın Son Yazıları