Dünyada ‘Demokrasi’nin sonu mu? - 1

10 Temmuz 2016 Pazar

İkinci Dünya Savaşı sonrası “Doğu-Batı” arasındaki en büyük çatışma “demokrasi- özgürlük-refah-mutluluk-bireysel girişim” ile “sosyalizm-komünizmtoplumsallık” arasında yaşandı. Sonucu biliyoruz: Sovyet Bloku’nun çöküşü, Batı Demokrasisi’nin ve dayandığı temel olan kapitalizmin zaferi...
Çin başka bir deneyim yolunda ilerliyor: Çin Komünist Partisi, kapitalizmi kapitalizm yapan neredeyse tüm araçları kullanarak, bireyin girişimciliğini, yaratıcılığını, üretkenliğini (kapitalizmin en önemli silahı) ekonominin ve toplumsallığın içine katarak, büyük bir sıçrama yaptı. Önünde kimse duramıyor!
Büyük bir ilgiyle izlediğim ve anlamaya çalıştığım bir laboratuvardır Çin... Bireyi reddeden, bireyi tamamen araçsallaştıran ve oldukça önemsizleştiren bir Sovyet tipi rejime karşın, bireye kalkınmada büyük rol veren bir Çin Komünist Partisi deneyimi... Amacım Çin değil burada. Başka bir analiz o.

En büyük silah: Refah!
Batı’nın demokrasisinin zaferinin en büyük silahı, refah toplumuydu. Bu silahla Sovyet tipi rejimi çökertti. Batı’da bolluk, Sovyetler’de kıtlık.. üretim azlığı.. üretimde çuvallama... Şu fıkralar dolaşırdı: Kadın mesela Moskova’da bir markete girer, et reyonunu sorar. Tezgâhtar, “yanlış geldiniz, burası yumurta yok reyonu, et yok reyonu tam karşı tarafta” der...
Batı/demokrasi/kapitalizm, refah ve bol üretim demekti.
Şüphesiz emperyalizm de. Piyasalar üzerinde egemenlik, dünya üretim ve ticaretini güdüleme...
Büyük ölçekli üretimler, satın alma gücünün giderek artması, birey hak ve özgürlüklerinin giderek genişlemesi, imrenilen ve dünyaya dayatılan bir “Batı demokrasisi” modeli ortaya çıkardı. Her ne kadar toplumsal eşitsizlikler önemli ölçüde söz konusu olsa da, büyük kitlelerin tüketici (canavarı) kılınması ile, rejim için ana sorun çözülmüş oluyordu. Mesele “Kardeşim ne satın alamıyorsun”a indirgenmişti.
Batı Demokrasisi, parlamenter sistem, temsili demokrasi... Tabii kuvvetler ayrılığı... Refah toplumuna dayalı demokrasi, hukukun üstünlüğü (ve basın özgürlüğü) olgusunu da yarattı ve rejimin baştacı etti.

Refah tıkandığında demokrasi ne olur?
Şu soruyu o büyük cicim ve bal aylarında kimse sormadı:
Peki, refah toplumu tıkandığında, durduğunda veya hatta gerilemeye başladığında, demokrasi ne olacaktı?
Sanki refah “sonsuza kadar yükselen bir grafik”ti.
“Refah”ın da temel dayanağı olan “büyüme” de süreklilik arz edecekti.
Oysa daha 1960’larda çok önemli bir rapor “büyümenin sınırları”nı vurguluyordu! Büyüme ve refah, insan yeteneğini, buluşlarını, yeniliklerini, bilimsel ve teknolojik devrimlerini, aynı zamanda insan emeğini, toprağı, doğayı, havayı-suyu, toplumu sömürüye dayanıyordu.
Bu sonsuza kadar uzanabilecek ve sürdürülebilecek bir şey değil. Bu durumu sürdürülebilir kılacak bir “teknoolji yaratmak” da mümkün değil.
Büyümenin sınırı, refahın da sınırıydı.

Kaybetme korkusu
2006-2008’de patlayan ve hâlâ süren büyük ekonomik kriz, “refah toplumu”nun sonunu getirdi mi? En azından 10 yıldır öyle! Hareket, biraz, Batı ile arasında büyük ekonomik, toplumsal açık bulunan biz ve diğer gelişmekte olan ülkelerde... Onlar da büyük paranın piyasalardan çekilmesi ile zor durumda. Bir kısmında çöküş bile yaşanıyor.
Bu açığı kapatmak için bütün bu ülkelerin yönetimlerinde gerekli zekâ, yetenek, toplumsal duyarlılık, vatan ve halk sevgisi, ülke için siyaset vb. var mı? Genellikle yok veya bir kısmında var. Bizde?
ABD ve AB ülkeleri var olan refah düzeyini koruma peşindeler. Yapabiliyorlar mı? Genellikle hayır, duraklama ve gerileme var. İşsizlik var, mutsuzluk var...
Ve de güvensizlik!
Neye güvensizlik? Sahip olduğunu, yani edindiği refahı kaybetme korkusu.
Batı dünyasında yükselen “yabancı düşmanlığı”nın önemli nedenidir bu “var olanı kaybetme” korkusu... “Yabancı”, yani mülteci hücumunun bu kaybetmeyi artıracağını düşünüyor Avrupalı.
Peki demokrasi bunun neresinde?  


Yazarın Son Yazıları