Cahile hitabe

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Allah seni bilhassa okumuşların şerrinden korusun gerçekten. Okumuş ve okuduğunu doğru anlamış insan tehlikelidir.
Gelip sana tarih boyunca kayda geçen tüm yaradılış efsanelerinden dem vurup tanrı olgusunun evrimi üzerine akılcı ve bilimsel felsefi nutuklar atabilir.
Metafizik nedir, mantık nedir, rasyonel nedir irrasyonel nedir, didik didik edebilir.
Ondan kork sahiden.
Konuşmasına izin verir, dediklerini dinlersen şüpheyle tanışırsın.
Nevrin döner, dünyan ayağının altından kayar gider.
Okumuş sana tutar iki laf eder, varlığın anlamsızlaşır; boşluğa düşersin, orada bir başına bitersin.
İlahi bir sorumluya havale ettiğin tüm meseleleri gökyüzünden indirir, o dar ve cılız omuzlarına öyle bir yıkar ki, kendi insanlığının altında ezilir gidersin.
Sana insanın evriminden bir bahseder, şapkan uçar.
DNA der, genetik bilim der, biyolojik çeşitlilik içinde insanın yeri şudur budur der, dengeni yitirirsin.
“Hadi soyut meseleleri boş ver” der; “Sana biraz bugünden, somut meselelerden demokrasiden, hak ve özgürlüklerden, örgütlenmenin öneminden bahsedeyim” diye yükselir.
Emek sömürüsünden girer; sendikal haklardan çıkar; kapitalizmin sana aklını nasıl yedirdiğini bir bir örnekler.
Seyretmelere doyamadığın reklamlara, dizilere, haberlere, şovlara bir ton laf eder;
Tükettiğinden çok üreten ve bu vesileyle bizzat yarattığı artı değer tarafından hızla değersizleşen insanın acizliğindeki hatalara parmak basar.
Sen tut o parmağı o an dibinden kopar.
Yoksa aklın şaşar, yoldan çıkarsın.
Her şeyi sorgularsın.
İçtiğin kansorejen kola, yediğin GDO’lu mısır falan hep boğazına dizilir.
Seni önce hasta eden sonra da çok pahalı yöntemlerle tedavi eden sağlık sektörünün al takke ver külah dolaplarına bindirir, başını döndürür.
Yeme” der “O pis şeyleri; televizyon seyretme, kendine güven, patronuna başını eğme, hakkını istemeyi bil, soru sor, kendini ifade et, diren”.
“Kadın hakları” der, “İnsan hakları” hatta “Hayvan hakları” der.
Seni şapşala döndürür o bilmişliğiyle.
Hatta “Devlet ne ki” der. “Sana hizmet etmesi gerekirken başına bela kesiliyor.
İşini göreceği yerde işini bitiriyor.”
“Takma artık şu kalpazan devletleri” der.
“Tüm devletler savaş ekonomisi diye kirli bir pazara kurmuş tezgâhını, halkları birbirine düşürüp kodamanların cebini doldurmaya yarıyorlar. Birbirleriyle işbirliği yapıp toprağın üstünü, altını hatta gökyüzünü ve uzayı bile kapışıyorlar”.
Hızını alamaz, “Sınır ne ayol” der, sana.
Üçüncü cinslerden, dördüncü, beşinci cinslerden, cinsel özgürlüklerden falan bahseder.
Aklını alır valla. Tercihlerinden şüpheye düşersin.
Bırak” der güneşi “içeri girsin”.
Okumuşun şerri fenadır, yamandır, şeytandır.
Seni insanlığından utandırır, uykundan fena uyandırır.
O yüzden şimdi al sopayı çık dışarı.
Gördüğün ne kadar okumuş varsa saldır üstlerine.
Hatta becerebilirsen sallandır birkaç tanesini meydanlarda.
Bak bakalım geri kalan okumuşlar bir daha ağızlarını açabiliyorlar mı?
Sana bilimden, felsefeden, zamanın ve mekânın sonsuzluğundan, değerlerin göreceliğinden, uygarlık tarihinden, ütopyalardan bahsedebiliyorlar mı?
Hâlâ “Dünya tepsi gibi düz değil yuvarlaktır ve öküzün boynuzları üzerinde değil sonsuz boşlukta durmaktadır” diye inat edebiliyorlar mı?
Okumuşun şerrinden kork!
Ve onu gördüğün yerde taşla, tüfekle, küfürle, tehditle, elinde o an ne varsa, tüm gücünle sindir.
Şiddet okumuşun panzehiridir.
Muhtaç olduğun kudret;
Sana her türlü ruhsatı tanıyan gözü dönmüş iktidarın korkunç niyetinde alenidir.


Yazarın Son Yazıları

Kötü bayramlar 31 Temmuz 2020
Eşitlik tantanası 29 Temmuz 2020
Haydin namaza! 24 Temmuz 2020
Katil ahlak 22 Temmuz 2020
Tek adam, çok baro! 1 Temmuz 2020
Sevdiğim kadın adları 26 Haziran 2020