Hikmet Çetinkaya

Bu sessizlik utanç olmalı...

09 Şubat 2017 Perşembe

Doğrucu Davut olma, durmadan yalan söyle... Sokaklara çıkma, alanları doldurma, sakın ola ki eyleme kalkışma...
Düş kurma, âşık olma.
Laik, çağdaş eğitimi savunma...
Kafana bilimi takma, kafa yorma...
Birey olma, hak, hukuk deme...
Düşünme, eleştirme...
Ağzına kilit vur...
Uslu çocuk ol, yerinde dur, kıpırdama...
Bol bol yalan söyle, doğrudan yana tavır koyma...
İki de bir temel hak ve özgürlükler diye geveleyip durma...
Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etme.
Çocuk gelinleri savun, kadına şiddet kullan...
Vur, kır, gerekirse öldür...
Kadına şiddet helaldir.
Kadın evde oturur, gıkı çıkmaz, çarşıya pazara gitmez.
Çamaşır, bulaşık yıkar, yemek yapar.
Çocuk doğurur.
Bir çocuk değil...
En az üç, dört, beş, altı...
Evinin kadınıdır o...
Heykelleri kır, sanatın içine tükür...
Aydınları hedef göster, gerekirse öldür...
Korku sal.
Susma, sustukça sıra sana gelecek, diyenlere inanma.
Doğru yolda yürüme, çal çırp, keyfine bak.
Evrensel hukuk, adalet, sermaye emek çelişkisi, diyenlere inanma...

                                                            ***

Kara toprak ölüleri birer birer buluşturuyor, ölenler geri gelmiyor, inanma bunlara...
Gününü gün et, kır şişeyi, dön köşeyi sen de...
Bu canlı dünya gelip geçici işte.
Çokuluslu altın avcılarına sahip çık, onları koruyup kolla.
Kaçkarlar elden gidiyormuş boş ver hiç umursama...
Çevre eylemi yapan, ağaçlara, akarsulara sahip çıkan köylüleri “hain” diyerek yaftala.
Turgutlu Çal Dağı’nda 50 bin ağaç kesenleri koru kolla...
Koyları, bükleri işgal edenleri koru...
İnsanları ayrıştır, ötekileştir.
Ayrımcılık yap.
Gözünü kapa ve hiç açma.
O sana gösterecektir ne zaman açacağını. Birey olma kul ol...
Ölüleri, ölü çocukları unut gitsin.
Barış dilini ne yapacaksın savaş dili varken...
Savaştan yana ol, barıştan değil...
Bir memleket inat ve ısrarla aynı kâbusu yaşamaya devam etsin sana ne!
Kendi topraklarından kazınan insanlar ve kazındıkları topraklardan göçmüş olanların tüm acılarını yüklensin toprak boş 

                                                                 ***

Sığ bir dünyalı ol...
Dar kafalı.
Sorgulama, neden, niçin, ne zaman falan deme.
Ne bir mezar ne bir mezar taşı ne kahpe cinayetlerin tabutları...
Terör, töre kıskacı...
15 yaşındaki çocuk gelinler, Suriyeli mülteciler, Ege Denizi’nde yaşanan can pazarları...
Boş ver...
Umursama...
Ölülerimizin coğrafyasında sen gezinme...
Gaffar Okkan niçin öldürüldü diye kafa yorma.
Unut, Uğur Mumcu’yu, Onat Kutlar’ı, Ahmet Taner Kışlalı’yı, Musa Anter’i, Hrant Dink’i...
Ölümlerle çoğalan bir ulusuz biz...
Öle öle çoğalacağız belki.
Düşünmek yasak haberin olsun...
Ya bendensin ya ondan, söyle kimden yanasın sen!
Bu sessizlik hepimiz adına utanç olmalı ama aldırma gönül aldırma sen...
Tiyatroları, sinemaları kapa, aydınları sustur.
Opera, bale gâvur icadı.
Şu öldürdüklerimizin sonsuz coğrafyasını anımsama.
Yan gel yat, keyfine bak.
Aldırma...
Hesabı iyi yap.
Rüzgârgülü ol, iktidarların rüzgârına göre es...
Şehit polisler, şehit askerler...
Hepsi yoksul ailelerin çocukları.
Bu canlı dünyadan gelip geçti onlar...
Yüreklerimiz yangın yeri.
Sen bırak bunları düşünme, küpünü doldur geç kalma.

                                                                     ***

Tarih “tekerrür” etmiyor iki gözüm, gülen ayvam, ağlayan narım...
Kanayan bir tarih var önümüzde.
Kitapların dili senin işine gelmez onu biliyoruz...
Hayatı...
Sevgiyi...
Aşkı...
Sevdayı...
Biliyoruz gülüm.
Belki güzel günler göreceğiz, aydınlık sabahlar.
Tahir Elçi, Sabahattin Ali’den 60 yıl sonra öldürüldü.
O öldürüldüğünde doğmamıştı henüz...
O öldürüldüğünde işte...
Anlıyor musun?  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018