Ahmet İnsel

Günümüzde otokrasi üzerine

28 Mart 2017 Salı

Demokrasinin sadece seçim tarafını dikkate alan, göreli bir çoğulcu seçim yarışına az çok uyan ama bunun ötesinde demokrasinin diğer koşullarını kabul etmeyen rejimlerle yönetilen ülke sayısı günümüzde az değil. Ne dört dörtlük bir diktatörlük olan ne de demokrasi olarak nitelenebilen bu rejimleri tanımlamak için kullanılan türlü çeşit sıfat var. Bunların arasında seçimli otokrasi tabiri, bütün bu rejimleri farklılıkları içinde ifade etmek için yetersiz kalsa da, çoğunun ortak niteliklerini büyük ölçüde ifade ediyor.
Otokrasi, iktidarın sağladığı yetkilerin bir kişide toplandığı rejimdir. İktidar, monarşilerde olduğu gibi, kan bağına dayalı biçimde bir hanedana veya diktatörlüklerde olduğu gibi bir partinin yönetici kliğine, münhasıran bir kişiye veya bir zümreye ait değildir. Düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle bir kişiye belli bir süre için bütün yetkiler teslim edilir. Bu kişinin yeniden seçimi de sınırlandırılmıştır. Adı başkan, şef, lider, reis, ne olursa olsun, otokrat olarak seçilen kişinin karşısında, seçim yarışı dışında, karşı güç bulunmaz. Biçimsel demokratik kurumların varlığı devam eder ama bunların otokratın işlemlerini denetleme imkânı ancak kâğıt üzerinde vardır.
Otokrasiler genellikle oybirliği kültürünün hâkim olduğu, dolayısıyla siyasal çatışmaların ve görüş ayrılıklarının düzen bozucu, işleri gereksiz yere zorlaştırıcı olduğuna inanıldığı toplumlarda boy verir. Bunun bir adım ötesi, muhalif azınlıkların milletin bünyesine yabancı, toplumsal uyumu bozan, aykırı veya yabancı unsurlar olarak görülmesidir. Örneğin bugün AKP çevrelerinde halkoylaması öncesinde “hayır” oyu vereceklerini ilan edenlerin, Sünni-Türk toplumsal bünyenin dışında kalan, yabancılar olarak nitelendirilmesi bunun anlamlı bir örneğidir. Bu siyasal yaklaşım, kendisini doğal çoğunluk olarak addederek, seçimle milletin kurucu bir meşruiyeti lidere teslim ettiğini iddia eder. Bunun için bütün yetkiler kendisine verilerek başkan seçilen kişinin, kutsal bir davanın sahibi olarak görülmesi gerekir. Seçimli otokrasilerin, otokratın etrafında toplanmayı sağlayacak ve bunu sürekli kılacak bir büyük hikâyeye ihtiyaçları vardır. Taşkın bir etnik/ dinsel milliyetçilikle güçlendirilmiş bir yerlilik övgüsü ve onun tamamlayıcısı iç veya dış düşman figürü, otokrat seçiminin plebisite dönüşmesi için gereklidir.
Diğer taraftan, seçilen başkanın, iyi ve doğru olana millet ya da halk adına karar vermesini ve bunu toplumun bütününe dayatma yetkisini sınırlayan bütün kurumlar en azından gereksiz bir engel, bir ayakbağı olarak görülür. Çoğu zaman gereksiz olmanın ötesinde, ihanet odakları olarak damgalanır, gayri meşru addedilirler.
Bütün bunlara rağmen, seçimli otokrasi totalitarizm demek değildir. Çoğulculuğu dışlayan çoğunlukçuluğu, toplumun baştan ayağa ve en ücra hücrelerine kadar sarıp sarmalayacak katı ve tekçi bir ideolojinin dayatılmasına götürmez. Esas amacı, iktidarı aralıksız elinde tutmak ve bu çerçevede devleti mutlak biçimde kontrol etmektir. Seçim, halkın farklı istemlerinin ifade edilmesi anı değil, bu hegemonik iktidarın süresinin uzatılmasının aracı olarak görülür.
Türk tipi başkanlık sisteminin yürürlüğe girmesiyle, Türkiye’de AKP’nin otoriter hegemonyasının seçimli otokrasiye dönüşeceğini Ergun Özbudun 2015’te yayımlanan Anayasacılık ve Demokrasi (Bilgi Üniversitesi Yayınları) başlıklı kitabında belirtmişti. Aynı değerlendirmeyi, başka bir anayasa profesörü, HDP milletvekili Mithat Sancar, 11 Ocak’ta TBMM’de yaptı. Türkiye ile ilgili dünyada yayımlanan raporlarda, ülkemizin kusurlu demokrasi kategorisinden bile çıkarıldığını, birçok kuruluşun siyasal sistemimizi seçime dayalı otokrasi olarak nitelendirdiğini hatırlattı.
Türkiye’de 16 Nisan’da seçmen topluluğunun seçimli otokrasiye onay verip vermediği ortaya çıkacak. Halkoylaması öncesinde iktidarın karşı görüşe gösterdiği büyük tepki, sistemli engellemeler, özgürlükleri fütursuz biçimde kısıtlaması ve medya üzerinde kurulan tekel, işi otokrasiden ileri bir boyuta götürmeye eğilimi olduğunu gösteriyor. Hayır önde gelirse, bir anda kendiliğinden demokrasiye geçmeyeceğiz ama otokrat güç saplantısına karşı, güçlü biçimde “Yeter” demiş olacağız. Demokrasi mücadelesi yeni bir ivme kazanacak.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018
Trump ve yeni otoriterizm 21 Ağustos 2018