‘Hasta mı, Kötü mü?’

18 Mayıs 2014 Pazar

Bir psikolog okurum, “Psikolog olarak anlamaya çalıştığım ve sizin de anlamaya çalıştığınız ancak memleketin büyük çoğunluğunun maalesef anlayamadığı bir hastalık halini tıpkı meslektaşlarımla tartıştığım gibi size de iletmek istedim. Hasta mı kötü mü?” diye yazıyor ve ekliyor:
“Ruh hastalığı bazen kötülükle karışır, özellikle paranoidler her tepkiyi kendine düşmanlık sanır ve saldırır. Birini çağrıştırıyor mu? Bazen gördüklerimizi tarif etmekte zorlanıyor da olabiliriz. Hatta psikologlar da kimi zaman hastanın davranışlarını tahlil ederken herhangi bir teşhis koymak zorlaştığında meslektaşlarıyla tartışırlar, ancak herhangi bir insanın başkalarının acılarının ortasında bile kendine bir düşmanlık varmışçasına saldırması, dayılanması, hatta diyelim herhangi bir tepki gösteren alakalı alakasız herkese ‘İsrail’in dölü’ ifadesinde olduğu gibi kafasındaki yanlış inançlar ve değerlerle saldırması, muhakemesini iyice kaybettiğini ele verir. Kişinin… herkesi düşmanı sanarak saldırganlaştığı hali kötülüğünden değil, hastalığındandır, ağır hastalığındandır…”

Boks ve futbol demokrasisi
Talihsiz ve akıl almaz gelişmelere sahne olan Başbakan’ın Soma çıkarmasında yaşananları, yalnız biz değil, dünya anlamakta zorlanıyor.
Taziye amaçlı olduğu varsayılan bir gezide göz önünde cereyan eden “yumruk-tekme” olayları, yüzlerce kişinin yaşamını kaybettiği tarihi maden kazası trajedisinin bile önüne geçti.
Bir vatandaşın Başbakan tarafından yumruklanması/tokatlanması; özel harekât polislerince yerde hareketsiz hale getirilen bir başka yurttaşın gene Başbakan’ın yardımcısı tarafından nefretle, acımasız biçimde tekmelenerek yol ortasında dövülmesi; başlı başına ayrı bir “olay” ve ayrı bir trajedi oluşturdu.
Bundan böyle artık biz dünyanın gözü önünde çekilen “meydan dayağına rağmen”; dayak atana gönüllü oy veren bir ulusun fertleriyiz.
Dünyaca böyle görülüyor ve algılanıyoruz.
Başta BBC olmak üzere belli başlı tüm dünya TV’leri döne döne bu haberleri geçti. Tüm büyük gazeteler, bu gurur kırıcı görüntüleri sayfalarına taşıdılar.
Başbakan’ın gelecek hafta sonu ziyaret edeceği Almanya’nın Die Welt gazetesi, Yusuf Yerkel tekmesine, birinci sayfanın üçte ikisini kapsayacak ebatta üç büyük fotoğrafla yer vermişti…
Elimdeki gazetelerden İspanya’da El Pais, İtalya’dan Repubblica ve Corriere della Sera gazeteleri Yerkel’in değme futbolculara taş çıkartan “altın tekmesini”(!) ayrıntılarıyla işlemişlerdi.
Dünyanın bundan böyle bize duyacağı/ göstereceği saygı; bizim kendimize gösterdiğimiz bu saygı boyutlarının ölçüsüyle sınırlı olacaktır. İnsanlar bize “Pes!” diye bakacaklardır: “Hem dayak yiyorlar. Hem de oy veriyorlar. Doğrudan el kaldırmaktan çekinmeyen; kameralar yanında yurttaşına aldırmadan ‘Bu ülkenin Başbakanı’na yuh çekersen tokatı yersin!’ diyen/diyebilen hükümet başkanlarını görünen o ki yakında bir de cumhurbaşkanı yapacaklar!” diye parmak ısıracaklardır.

Güç zehirlenmesi
İleri Törkiş demokrasimizin seçmenleri olarak bizler bu itibarla; kafası gözü yarılana dek her akşam dövülmesine karşın “Ama o benim kocamdır!” diyerek bir türlü boşanamayan çaresiz kadınlardan farksızız...
Sorunlu olan Erdoğan’dan önce asıl bizim ruh halimiz bana göre.
Ortadaki bu açık tabloya rağmen RTE’nin hâlâ Cumhurbaşkanlığı adaylığının “güçlü olasılık” olarak geçerliliğini koruyor olması, öncelikli olarak Türk seçmenin psikolojisinin incelenmesini şart koşuyor esasen...
Erdoğan’ın güç zehirlenmesiyle bir noktadan sonra “gerçekle bağlantısını yitirmesini” anlayabiliyorum…
Ünlü laftır: “Şeyh uçmaz, mürit uçurur” derler…
Dün… “Kasımpaşalı Haylaz” yazısında da belirttim.
Erdoğan lider olmadan daha, müritleri onu uçurmaya başladı!
İleride “lider olması ihtimali” dahi, kendisini her tür yağlayan, aklayıp paklayan, kanatlandıran müritlerince havalandırılmasına yetti.
RTE’nin üç genel seçim, iki referandum aldığı on iki yıllık liderlik ve başbakanlık serüvenini bunun üzerine koyun.
Her dediğine tartışmasız baş sallayan, “Siz ne ederseniz iyi edersiniz, ne takdir buyurursanız iyi buyurursunuz efendim-cileri” ekleyin…
Ruh sağlığı dört dörtlük yerinde insan bile şaşırır. “Vay be! Ben neymişim? Analar neler doğuruyor?” olur sonunda eminim.
Erdoğan’dan çok daha donanımlı, birikimli ve hazımlı insanların dahi ayaklarını yerden kesen bir şey güç sarhoşluğu.
Nerede kalmış “Kasımpaşalı haylaz”lıktan T.C. Başbakanlığı’na ışınlanan Erdoğan…
Demokrasilerde denge-fren mekanizmaları işte tam bunun için var. Ama Türkiye’de denge-güç mekanizmaları iflas etti. Hukuk devleti bitti, işler “şiddet” aşamasına geldi!
Elimizde artık sadece sandık kaldı...
İşten atılma tehdidi altında AKP’ye oy vermeye zorlandıklarını itiraf eden Soma’nın maden işçileri örneğinde görüldüğü gibi, sandığın da çok yazık ki ağır şartlarla teslim alındığını biliyoruz.
Adım adım, göz göre göre kaçınılmaz sona yuvarlanıyoruz.
Yazıklar olsun!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020