Gezi’nin Hedefi...

01 Haziran 2014 Pazar

Gezi Direnişi’ni demir parmaklıkların ardından yüreğimiz çoğalarak izlerken, ziyaretimize gelen avukatlar aracılığıyla ayrıntılar öğrenmeye çalışıyorduk. Böylesi büyük bir toplumsal olayın içinde kaynayan heyecanları, dalgalanmaları, gelişmeleri bütün yönleriyle vermek isteyen yayın organlarının bile tümüyle yansıtması olanaksızdı.
En çok hangi kesimden insan vardı, sorusuna şu karşılığı almıştık:
“Böylesi bir buluşmaya ilk kez katılıyorum, diyenler çoğunluktaydı...”
Türkiye’nin tüm bölgelerini kapsayan Gezi’nin elbette en büyük parçasını daha önce böyle bir hareketin içinde yer almamış olanlar oluşturacaktı. Çünkü daha önce ülkemizde bu boyutta geniş ve sürekli buluşma yaşanmamıştı.

Bana bu gözlemini anlatan 50’li yaşlardaki dostumun altını çizdiği bir başka durum da şu oldu:
“Bugüne kadar katıldığım toplantılarda, mitinglerde çevremdeki insanların çoğu benden daha ileri yaşta olurdu. Yani ben en gençler arasında kalırdım. Gezi’de çevreme baktım, en yaşlı bendim. Hatta bana, bu amca da nereden çıktı türünden bakanlar da oldu...”

***

Gezi’nin büyüklüğü, ondan duyulan korkunun boyutundan da anlaşılıyor. Ancak, bu büyüklük şu gerçeği değiştirmiyor:
Hedefi olmayan toplumsal hareketler ne kadar büyük ve güçlü olursa olsun, bölünürler.
Gezi’nin hedefi neydi, sorusuna birinci yılında da hâlâ çok farklı yanıtlar veriliyor. Bu da doğal, çünkü Gezi’nin tek bir hedefi yoktu. Zaten tek bir kesime ya da tek bir şehre de dayanmıyordu.
Soruyu biraz daha daraltıp Gezi’nin temel hedefi neydi diye sorarsak, yanıtlardan biri şu olur:
İktidarın gidişine dur demekti!
Bu, çok güçlü ve önemli olmasına karşın, deyim yerindeyse bir adım sonrası net olmayan bir hedefti.
O yüzden de ister istemez kendi içinde geniş bir yelpaze oluştu.
İktidar, bu yelpazeyi Gezi’nin gücünü dağıtmak için önemli bir yol olarak kullandı. Güvenlik güçlerinin orantısız sözcüğünün çok orantısız kalacağı düzeyde tek taraflı bir güç kullanımına girmesi, Gezi’nin ruhundaki mizahı, dayanışmayı, ortak duyguları da erozyona uğrattı. Katılımcılar içindeki kimi kesimlerin toplumdan kopmasına neden oldu.
Ancak bütün bunlar, toplumun derinliklerinden ve tüm kesimlerinden yükselen, “böyle gitmez” haykırışını gölgelemeye yetmedi.

***

Gezi’nin Türkiye sınırları dışına taşan ruhunu yansıtan olaylar da az değildi.
Cumhurbaşkanı’na okyanus ötesinde yöneltilen sorular, son bir yıldır yaşananlar karşısında yetki sahibi insanların sadece yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumlu olduklarını ortaya koyuyordu.
Bütün bunların ötesinde yukarıda vurguladığımız “böyle gitmez” haykırışının bir nefes sonrasında ne yapmak gerektiğine karar vermeliyiz.
Türkiye’de gelenektir; dağınıklığın giderilmesi için bir araya gelmek gerektiğine inanan insanlar buluşurlar ve bir araya gelmenin koşullarını farklı tarif edip yeni bir dağınıklık yaratırlar.
Bunca yaşananlardan sonra aklın yolu; tüm hedeflerin önüne bugünkü iktidardan kurtulmayı koymak, bunun için ille de birleşmek değil, ama ille de hedef ortaklığı yapmaktır.
Bu hedefi ikincilleştirecek hiçbir sapmaya izin vermemektir.
Gezi bu anlamda bir yıldönümü değildir, başlangıcın sorumluluğunu taşıma günüdür.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Suriye çelişkileri! 11 Mayıs 2022
İmamoğlu’nun yolu! 10 Mayıs 2022