Kâinata düşer bizim ‘Yağmur’ damlalarımız!

25 Eylül 2017 Pazartesi

2002 yılına girerken Londra’daydım ve “Britanya’nın En Parlak Çocuğu” bilgi yarışmasını kazanan 10’lu yaşlardaki Laura Hibbert’ın ekranda “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna verdiği sürpriz cevaba bizzat tanık oldum.

Ne doktor, ne mühendis, ne mimar, ne hukukçu, ne akademisyen, ne de başka bir şey… Laura, soruya “Meşhur olmak istiyorum” diye cevap verdi.

Bu cevap, Batı’dan Doğu’ya tüm dünyada kitleselleşen meşhurluk arzu, istek, “histeri”sinin saf bir tezahürüydü. Görsel kitle kültürünün anaforuna, illüzyonuna, narkotik etkisine kendini kaptırmış bu insanlık halini hanidir “Meşhuriyet Çağı” diye tanımladığımız biliniyor; herkes, Andy Warhol’a rahmet okutacak şekilde 15 dakikalığına da olsa meşhurluğu tatma derdinde.

Tabii bu arzunun varacağı son durak belli ve onu en güzel anlatan da gösteri çağının ABD’de ilk eleştirilerinden sayılabilecek Chicago müzikalinde, şöhret peşinde koşan insana hitaben sarf edilen şu söz:

“Hepimiz kızgın tavaya düşmeye can atan damlalarız.”

Büyüyünce ne olacaksın sorusuna “meşhur olmak” diye cevap veren nice parlak, zeki, hırslı çocuğun dikkatine sunulması gereken bir ifadedir bu!..

***

Ancak bu “çağ yangını”na direnen insanlar, insanlarımız, çocuklarımız da yok değil.,

Ve o çocuklar, “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna başka cevap veriyor.
Demek istediğimi netleştirmek için dün bu gazetede beni darmadağın eden bir yazıyı, Silivri zindanından süzülüp çıkmış şu satırları ilginize sunuyorum:

“Bundan tam 12 sene evvel 24 Eylül 2005 günü ılık bir sonbahar sabahında bir YAĞMUR damlası düştü dünyamıza. Kocaman gözlerini açmış merakla bakıyordu küçücük, sakin, sevecen bir YAĞMUR damlası.

Bugün tam 12 yılı geride bıraktık sevinciyle, üzüntüsüyle. Seni ilk gördüğümde hayattan bir şey diledim. Gözbebeğim ömrünü nasıl yaşayacaksa yaşasın, yeter ki hayatının her anında iyi bir insan olsun. Çünkü iyi bir insan olmayacaksan, hayatta yanına koyduğun artıların hiçbir önemi yok güzel kızım.

En mutlu ve gurur duyduğum anlardan bir tanesi ise sana sorulan ‘Büyüyünce ne olacaksın’ sorusuna verdiğin cevap. ‘İnsan olacağım’ demiştin. Ne kadar doğru yolda olduğumuzun göstergesi bu, güzel kızım.

Ömrümün sonuna kadar unutmayacağım.

Hep dışarıdakiler, içeridekilerin doğum gününü kutlayacak değil ya, güzel kızım.
Benim yanında olamadığıma aldırma, kalbim hep senin yanında.

Doğum günün kutlu olsun. Seni çok seviyorum.

Baban…

                                                                    ***

Mektup, Silivri’de “esir” arkadaşımız Emre İper tarafından doğum gününde yanında olamadığı kızı Yağmur’a yazıldı.

Meşhuriyet”in çocuğu Laura, büyüyünce ne olacaksın sorusuna cevaben “Meşhur olacağım” diyor.

Cumhuriyet’in çocuğu Yağmur, büyüyünce ne olacaksın sorusuna, “İnsan olacağım” cevabı veriyor!

Olmak ya da olmamak…

İşte mesele bu!..

***

Meşhur olmak isteyen Laura’nın bu memleketteki “yoldaş damlaları”na “şöhret tavası” olan Acun, St. Tropez’de her ânını görünür kılmak için elde telefon hoplayıp zıplayan çiçeği burnunda eşiyle rüya gibi düğünde…

İnsan olmak” isteyen Yağmur’un, onunla gurur duyan babası Emre, 172 gündür kâbus bir tutsaklıkta.

İşte size bugünün Türkiye’sine ilişkin, ileride tarihin mihengine vurulacak iki kare!..

Hep söylüyoruz, popüler kültür, sadece “popüler kültür” değildir; popüler, politiktir diye…

St. Tropez’deki ile Silivri’deki arasındaki fark, onların iktidarın neresinde durdukları ile ilgili bir fark!..

***

Emre’nin yazdıklarını okurken benim de gözlerimden “Yağmur” gibi damlalar düştü, durdu.

Bir yandan onunla aynı ailenin, Cumhuriyet’in bir üyesi olmanın gururlu duygusallığıyla!..

Diğer yandan, onunki gibi bir “Yağmur Damlası”nın şu gök kubbenin altında benim de payıma düşmüş olmasının duygudaşlığıyla!..

Bizim Damlalarımız, “kızgın tava”ya düşse tava buz keser!

Bizim Damlalarımız, kurak toprağa düşse bereket fışkırır! 

Bizim Damlalarımız, karanlık iktidarların topluma reva gördüğü tutsaklığın üzerine düştüğünde de özgürlük filizlenir. Er ya da geç!..

***

O yüzden bugün öğleden sonra “damla damla” toplanıp çağıl çağıl Çağlayan’a akıyor olacağız!

Emre’yi Yağmur’a kavuşturmak için! Murat’ı, Akın’ı, Kadri’yi, Ahmet’i haramilerin tutsaklığından koparıp almak için!..

Ve bu memleketin “damla”larının “kızgın tava”da heba olmaması, kâinatla hemhal olması, Nâzım’ın diliyle söylersek; 

Merhaba Kâinat”…

Diyerek düşebilmesi için!..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları