Hikmet Çetinkaya

Tarikat pansiyonları...

04 Şubat 2018 Pazar

Tarihe not düºmek için - 23

Kuşadası, Manisa, Fethiye yörelerindeki “tarikat kampları”Cumhuriyet muhabirleri ortaya çıkarınca yobazlar birden ayağa kalktılar. Cumhuriyet’e, “Cumhuriyetle yaşıt 70 yıllık gazete” suçlamasıyla gerçek yüzlerini saklamaya, eskisi gibi örtmeye çalıştılar.
Bu kişiler köşelerinde, özel TV kanallarında sık sık neler söylüyorlardı?
Şöyle:
Şeriat düzenine dayalı İslam devleti...
Bu kişilerin uzaktan yakından “demokrasi” ile ilişkileri yoktu. Zaten bunu da açık seçik her yerde söylüyorlardı. Kurulu düzeni yıkıp yerine “ümmetçi bir toplum” yaratmak istiyorlardı.
Gazetelerin kimi dönek Marksist köşe yazarları da bu kişilere “çanak tutuyor”; demokrasi, düşünce özgürlüğü ve çokseslilik adı altında onları sarıp sarmalıyorlardı.
Türkiye’de izinsiz olarak eğitim yapan “yatılı Kuran kursları”, 12 Eylül 1980 sonrası “Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği Pansiyonu” adı altında çalışmaya başladı. Yaşları 7-15 arasındaki çocuklar tarikat yöneticilerince örgütlü bir biçimde yurdun dört köşesinden toplanıp pansiyonlara yerleştiriliyordu.
Burada tek amaç vardı, o da şuydu:
“Yoksul ailelerin çocukları toplanacak ve onlar eğitilecek...”
Tarikatların öğrenci yurtlarında yatan bu öğrenciler (kız ve erkek öğrencilerin pansiyonları ayrı ayrıydı) gündüzleri okula gidiyor, akşamları ise pansiyonlarda tarikat eğitimi görüyorlardı.
1983 yılından sonra “tarikat pansiyonları”nın sayısı hızla arttı. Trabzon’dan Erzurum’a, Gaziantep’ten Denizli’ye, Afyon’dan Bursa’ya ve Balıkesir’e dek bir “tarikat ağı” kuruldu. Bunlar daha sonra “vakıf kimliğine” bürünüp ANAP iktidarınca da parasal olarak desteklendi.
Unutmadan hemen ekleyelim: 12 Eylül’ün cuntacı ve üstelik “katıksız Atatürkçü (!) paşaları”, tarikatların mal varlığına, yurtlarına el koymadı; onları korudu, kolladı. Çünkü tarikatçıların önde gelenleri, o dönemde cuntacı, Atatürkçü (!) paşaların peşinde ibrikle dolaşıyor, ülkenin bölünmez bütünlüğü için çalışıyorlardı...
Evet, iktidarda ANAP vardı ve tarikatlar bu partinin kuyruğuna takılmışlardı artık. Başta İçişleri olmak üzere tüm bakanlıklarda örgütleniyor, kurdukları dershanelerle askeri liselere sızıyorlardı.
Örnek mi?..
Belki kimi okurlarımız anımsar Akyazılı Vakfı’nı. Bu vakıf, yurdun dört bir yönünden özellikle kırsal kesimden yoksul aile çocuklarını toplayıp getiren bir tarikat kuruluşudur. Bugün Türkiye’nin pek çok yerleşim biriminde Akyazılı dershaneleri ve okulları “örümcek ağı” gibi yaygındır.
1987 yılında İzmir DGM’de ilginç bir dava başladı. Dinlenen tanıkların 23’ü Maltepe Askeri Lisesi’nde öğrenciydi.
İşte sanıklardan Mustafa Gönülalın’ın o tarihte DGM tutanaklarına geçen ifadesi:
“Akyazılı Dershanesi’nde 20 gün kadar kaldım. Bilahare kursu ikmal ettikten sonra Maltepe Askeri Lisesi’ne girebilmem için sağlık kurulundan geçerekrapor almam gerekiyordu. Önce özel bir klinikte muayene oldum. Belkemiğimde bir arıza olduğu için askeri liseye giremeyecektim. Ali Zeybek bizim din dersi öğretmenimizdi. Benim yerime bir başkasını muayeneye soktu. Benim belgelerim üzerindeki fotoğrafları, tanımadığım o kişinin fotoğraflarıyla değiştirdi. Tanımadığım kişi sağlam çıktığı için de ben Maltepe Askeri Lisesi’ne kaydoldum.”
1971 doğumlu Taner Dündar:
“Rapor almak için Ankara’dan İzmir’e geldik. Hatay’da İlahiyat Fakültesi’nin üst taraflarında bir eve yerleştik. Burada bir ay kaldık. Bu arada başka evlere gidip geliyorduk. Belimden rahatsız olduğum için benim yerime Necdet Durmaz adlı kişi askeri hastanede muayene oldu. Bu kolaylığı İbrahim Belge yaptı. Ayrıca İbrahim Belge, evde bulunduğu sırada Said-i Nursi’nin Risale-i Nur adlı kitabını okuyarak bize açıklamalarda bulunuyordu. Sızıntı dergisi ve bazı kitapları okuyordu. Bu düzenin iyi olmadığını, Fethullah Hoca’nın sayesinde ileride bu düzenin değişerek yerine şeriat düzeninin geleceğini söylüyordu. Bu arada yanımda Murat Bulut, Necdet Durmaz, Murat Aran ve Polat Çiçek bulunuyordu.”
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki askeri okullara “tarikat pansiyonlarında” yetiştirilip sızdırılan 92 öğrencinin kaydı yine 1987 yılı Haziran ayında silindi...
Bizim tüm bu anlattıklarımız, “çokseslilik” maskesiyle ortalıkta dolaşanlara, kanlı Sivas olaylarını yaratanlara sanırım ışık tutuyordu. O nedenle de Cumhuriyet gazetesine karşı aynı çevrelerden saldırı geliyordu.
Yobaz çevrelerin tek amaçları vardı. Artık bunu her yerde açık seçik söylüyorlardı:
“Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmak ve yerine şeriat düzenini getirmek...”
Susacak mıydık?..
                                                                 Bu yazı 24 Temmuz 1993 tarihinde yayımlanmıştır. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018