Yapısal Reformlar ve Türkiye

Yapısal reformlar ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Hukukun üstünlüğünü kabul etmiş ve uygulamasına da yansıtmış, demokratik düzeni işlerlik kazanmış, eğitimini bilimsel temellere dayandırmış, düşünce ve ifade özgürlüğünü içselleştirmiş toplumlarda yapısal reformlar ağırlıklı olarak ekonomik konuları kapsar. Türkiye gibi bu konuları çözümleyememiş ülkelerde ise ekonomik alandaki reformlar yapısal reformlar için yeterli olmuyor. Bu ülkelerde hukukun üstünlüğü konusunun öncelikler arasında olması gerekiyor. Dr. Mahfi Eğilmez de Yapısal Reformlar ve Türkiye (Remzi Kitabevi) adlı incelemesinde Türkiye’de sosyal, siyasal ve ekonomik alanda yapılması gerekenleri ve sorunların kaynağını tartışıyor.

21 Mayıs 2022 Cumartesi, 00:02
Abone Ol google-news

DEVLET, DEMOKRASİ, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, GÜÇLER AYRIMI

Kitabın yazarı Dr. Mahfi Eğilmez bir iktisatçı. Ama Yapısal Reformlar ve Türkiye (Remzi Kitabevi) başlıklı kitapta bir iktisat metni bekleyen okuyucuyu baştan uyarayım, böyle bir durum söz konusu değil.

Eğilmez ilgi alanı geniş olan bir araştırmacı. “Hitit uygarlığı” ilgileri arasında öne çıkıyor. Bu alanda Anitta’nın Laneti ve Hattuşa’dan Kaçış adlı iki kitabı var. İlgiyle okunan Sahte Sultan ve İnferis adlı iki romanını da ekleyeyim. Onu televizyonda uzun yıllar yaptığı ekonomi yorumculuğundan da tanıyorsunuz.

Bu çalışmayı alışagelmiş bir ekonomi metninin dışına çıkaran, onun özgün yaklaşımı. Kolay okunan 168 sayfalık incelemenin 43 sayfalık girişi, devlet / demokrasi / hukukun üstünlüğü / güçler ayırımı konusuna ayrılmış.

Kitap, “Hukukun bittiği yerde diktatörlük başlar” diyen filozof J. Locke’un sözleriyle başlıyor. Yargısı “İdeal devlet konumuna ulaşmadan gelişmiş ülke konumuna erişmek pek kolay görünmüyor. Türkiye’de yapısal reform ekonomi ile sınırlı kalamaz, sistemin tümünü kapsamalı…”

Yapısal reform konusunun Türkiye’deki şansızlığı, reform konusunun çirkin politikacı tarafından bir “öcü” olarak takdimi. Politikacı, yapısal reformu bir IMF anlaşmasıyla özdeş takdim ediliyor.

Oysa Türkiye’nin IMF ile imzaladığı 19 anlaşmasında demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile ilgili tek bir sözcük bulamazsınız. IMF için ulusal paranın değerinin düşürülmesi, yüksek oranlı zamlar onların değişmez amentüsüdür.

ÜLKEYİ ANLAMANIN YOLU!

Peki, ülkenin bir yapısal reform yap(a)mama nedeni nedir? Dr. Eğilmez’in yanıtı ilginç: “Türkiye birçok alanda var olan zorlukların anlaşılması kolay olmayan ilginç bir ülkedir. Türkiye’yi anlamanın belki de en kolay yolu birçok şeyi tersten okumaktan geçer.”

Sonra örnekliyor: “Hukukun üstünlüğü, ‘üstünlerin hukuku’, serbest faiz, ‘faize müdahale’, para politikası, ‘politika parası’, görev zararı ‘zarar görevi’ şeklinde uygulanıyor. Siyaset ‘Türkiye’de değiştirilmesi gerekenin ekonomik model olduğunu’ anlasa bile önce nasıl yapılacağı konusunu çözemiyor, sonra hangi tercihe yöneleceğini bilemiyor, en önemlisi yapısal reformları topluma kabul ettirmenin mümkün olamayacağını düşünüyor.”

YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE DEMOKRASİ AZLIĞI!

Dr. Eğilmez’e göre “ekonomi” alanında yapılacak ve zorunlu olan yapısal reformlar hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını oluşturacak bir sosyal programla başlamak zorunda.

Bunun için yargı siyasetin emrinden çıkarılmalı, laiklik ilkesi tartışmasız olmalı. Onun deyimiyle “ahbap çavuş demokrasisi” olarak uygulanan “demokrasi azlığı” giderilmeli.

Partili cumhurbaşkanlığı sistemi terk edilmeli. Dr. Eğilmez’in sözleriyle bunu yaptığımızda “20 yıl geriye gitsek, 50 yıl ileriye gitmiş olacağız”.

Milletvekilliği en fazla 2 dönem olmalı. Siyasi liderlerin hegemonyasının kırılması için siyasi partiler yasası değişmeli. Dünya endeksinde 194 ülke arasında 170. olan ülkenin siyasal yapı reformları bu nedenle bir anayasal değişiklikle başlamak zorunda.

SİYASAL REFORMLARIN TAMAMLAYICILARI…

Siyasal reformları tamamlayan ayak “kurumsal” oluyor. Öncelikle Merkez Bankası bağımsız olacak. Mevcut yasası bunun için yeterli. Yeter ki müdahale edilmesin…

Kısa adı DPT olan Devlet Planlama Kurumu yeniden kurulsun. “Müsteşarlık” makamı yeniden oluşsun, siyasal bakan yardımcılığı iptal edilsin. TÜİK’in nesnel veri üretmesi için kamu-özel ortaklığında bir şirket oluşturulsun, TÜİK personelinin maaşları da bir havuzdan ödensin.

Bütün bunlarda “hesap verilebilirlik” temel ilke olmalı. Karar almak için “talimat beklemek” yerine “liyakat esas olmalı”. Zira “Aldığı kararlar ve yaptığı uygulamalarda hesap sorulmayan bir iktidarın hatasını, yanlışını düzeltme imkânı yoktur”.

YAPISAL REFORM İÇİN EKONOMİ POLİTİKA UYGULAMA REHBERİ

Dr. Eğilmez, bu çerçeve ile yetinmemiş. Kırk sayfalık reform yaklaşımının yanında “Yapısal Reform İçin Ekonomi Politika Uygulama Rehberi” yazmış, niyeti olan politikacı için “al da uygula…” dercesine kitabın ekinde toplu ve özet bir gösterim yapmış.

Eğitim konusuna da ayrı bir yer vermiş çünkü ülke PİSA sıralamasında 37 ülke içinde 31’inci sırada yer almakta. Dr. Eğilmez, “Eğitim sisteminde 1930’larda egemen olan sisteme geri dönüp revize etsek bile ciddi bir reform yapmış oluruz” diyor.

RADİKAL VE KARARLI BİR DURUŞ ŞART!

Yapısal reform, aynı zamanda radikal ve kararlı duruş gerektiriyor! İncelemeden bir örnek vereyim: Garantili köprü ya da hastane türü büyük ölçekli yatırımlara “gayri meşru borç” adını veriyor Dr. Eğilmez ve öngördüğü önlem şu: Bu yatırımların kamulaştırılması en doğru çözümdür…

Dış politika konusu bile yapısal reformlar kapsamında yer alıyor. İlke “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” olmalı. Ama bunun bile inandırıcılığı, demokrasi ve insan hakları konusunda doğru adımların atılmasını gerektiriyor.

Hukuk devleti ile başlayan Dr. Mahfi Eğilmez’in incelemesi bir mitoloji öyküsüyle bitiyor, öykünün içinde umut gizli. Onca zorlu “yapısal reform” başlığı ve buna ayak süren siyasetçiye karşın, umudun nasıl egemen olduğunu anlamak için, ben / bana göre demeyen, zorlamalı ekonomik tanımlar yapmayan, yer yer gizli mizah içeren Yapısal Reformlar ve Türkiye kitabını okumanızı öneririm. Dr. Mahfi Eğilmez’i bu eseri için kutluyorum.