Viyana’da Eurovision’u izlerken ‘Bangaranga’

Viyana’da Eurovision’u izlerken ‘Bangaranga’

24.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Birol Kılıç
Takip Et:
Viyana’da Eurovision’u izlerken ‘Bangaranga’

Geçtiğimiz hafta Viyana, 70. Eurovision Şarkı Yarışması’nı “United by Music” sloganı altında zarafet ve güvenlikle yaşanan bir atmosfere dönüştürdü.

Geçtiğimiz hafta Viyana, 70. Eurovision Şarkı Yarışması’nı “United by Music” sloganı altında zarafet ve güvenlikle yaşanan bir atmosfere dönüştürdü. Ama gecenin belleklerde kalan tarafı sahne dekorları değildi.

Bulgaristan adına yarışan Dara’nın “Bangaranga” adlı şarkısı ilk bakışta sıradan bir pop parçası gibi görünüyordu. Oysa sözlerin içinde başka bir çağın huzursuzluğu vardı: “Ben o kargaşa çıkaranım. Gözleri kör eden ışıklar. Özgürlüğe ve isyana hoş geldiniz.”

O gece Avrupa ve Türkiye’nin ruh hali belki de tam buydu: savaşlardan, çifte standartlardan, kibirli iktidarlardan ve adaletsizliklerden bıkmış kitlelerin sessiz öfkesi.

SAVAŞIN GÖLGESİ 

Final anları geldiğinde büyük bir çoğunluk İsrail’in kazanmasını istemiyordu. Mesele artık yalnızca müzik değildi; salonun içine savaşların ve dünyanın vicdani yorgunluğunun gölgesi düşmüştü. Ama burada çok dikkatli olmak gerekiyor. Bir hükümete duyulan öfke, bir halkın tamamına yönelmez, yönelmemesi gerekir. Viyana, bunu en iyi bilmesi gereken şehirlerin başında gelir. Çünkü Viyana yalnızca bir kültür ve müzik başkenti değil; 20. yüzyılın birbirine düşman iki büyük ideolojisinin (Siyonizmin de Nazizmin de) fikir laboratuvarı olan şehirdir. Hıristiyan Sosyal Parti’nin kurucusu Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger (1844-1910), Yahudi düşmanlığını açık bir siyasi dile dönüştürdü. Bu dil iki insanı zıt yönlerde şekillendirdi. Yahudi kökenli gazeteci Theodor Herzl (1860-1904), “Ben baştan aşağı Viyanalıyım” diyecek kadar sevdiği bu şehirde Lueger’in yarattığı atmosferden kaçış yolu aradı ve siyasi Siyonizmin kurucusu oldu. Öte yandan 1906’da Viyana’ya gelen genç Adolf Hitler, aynı Lueger’i model aldı. Lueger, Yahudiler hakkında şöyle demişti: “Yahudi düşmanlığı ancak son Yahudi yok olduğunda yok olacaktır.”

YENİDEN İNSAN OLMAK 

Hitler yıllar sonra Mein Kampf’ta Lueger için şöyle yazdı: “Bugün onu daha önce olduğundan da büyük görüyorum; tüm zamanların en büyük belediye başkanı.” Herzl ile Hitler Viyana’da hiç kesişmedi ama fikirsel zincir kesintisizdi:

Herzl, Lueger, Hitler. Bu zincirin nereye vardığı 1938’de görüldü. Anschluss’un ardından üç ay içinde 60 bin Yahudi bu şehirde en aşağılık muamelelere maruz bırakıldı. Herzl, 1904’teki ölümünden önce vasiyetinde tek bir şey istemişti: “Bir gün bir Yahudi devleti kurulursa kemiklerimi oraya götürün.”

1949’da naaşı Viyana’dan adeta sökülerek Kudüs’teki Herzl Tepesi’ne taşındı. Sanki Ortadoğu’daki bu ayıplı düzenin kurucusu Avrupa, kendi vicdanının bir parçasını da o tabutla birlikte uğurluyordu.

Bütün bunları düşünürken aklıma 1992 yılı geldi. İstanbul’da, İspanya engizisyonundan kaçıp Osmanlı topraklarına sığınan Sefarad Yahudilerinin gelişinin minnetle ve sevinçle 500. yılı kutlanıyordu. Ben de davetliler arasındaydım. O gün verilen mesaj şuydu: İnsan bazen başka bir coğrafyada yalnızca hayatta kalmaz; yeniden insan olur. Bugün aynı tarihi Türkiye’deki Yahudiler 500. yıl kutlamasıyla andı; dünyanın başka ülkelerindeki Aşkenaz ve Sefaradlar ise Avrupa’daki soykırım anıtlarının önünde her yıl hüzünle toplanıyor. Ne çabuk unutuldu. Aradan 34 yıl geçti. Ve insan ister istemez soruyor: Müzik gerçekten insanları birleştirebiliyor mu yoksa artık herkes şarkıların içine kendi yarasını mı saklıyor?

“Bangaranga” (Özgürlüğe ve isyana hoş geldiniz) birinci oldu. Tebrikler.