Ertan Aksoy hazırladı: 'AKP'nin ertelenmiş mutluluk vaadi'

Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı (SODEV) ve AKSOY Araştırma Şirketi'nin kurucusu Ertan Aksoy; gündemdeki son gelişmeleri, verilere dayalı analizlerle, siyasilerin gündem belirleyen açıklamalarını ve bu açıklamaların toplum üzerindeki etkilerini Cumhuriyet için değerlendiriyor. İşte Ertan Aksoy'un bu haftaki değerlendirmesi...

06 Haziran 2022 Pazartesi, 13:25
Ertan Aksoy hazırladı: 'AKP'nin ertelenmiş mutluluk vaadi'
Abone Ol google-news

AKP, özellikle kuruluş dönemlerinde siyasal elastikiyeti son derece yüksek bir partiydi. Bu sayede milli görüşçü, milliyetçi, Kürt sağı ve liberal eğilimdeki dört seçmen grubunu tabanını oluşturan kitleye dönüştürebilmişti. Uzun süre bu tabanını koruyabildi. Her gruba ayrı ayrı ekonomik ve manevi tatmin alanları yarattı.

AKP’nin kuruluş ruhundaki bu elastikiyet, iyi çalışılmış siyasi iletişim faaliyetleri ile birlikte, çoğu kez, doğal tabanı dışındaki kitleleri de destekçisine dönüştürebildi. Bu duruma ilişkin en iyi örneklerden biri, 2010 yılında sandık başına gidilen Anayasa Değişikliği Referandumu’dur. Birikimine, siyasal derinliğine inandığımız çok sayıda demokrat, sosyalist, sosyal demokrat “yetmez ama evet” saflarında yer alarak, Siyasal İslamcı bir gelenekten gelen kadronun, demokrasiyi geliştireceğine, ülkenin temel sorunlarına demokratik çözümler bulacağına, ülkenin karanlık geçmişiyle hesaplaşacağına, bu minvalde Kenan Evren’i yargılayacağına inandılar. Böylelikle AKP, kendi kurucu ve kurmaylarından daha eğitimli ve daha birikimli insanların, yapıların, grupların desteğini de alarak, referandumdan istediği sonucu çıkarabildi.

Bugüne geldiğimizde; AKP’nin gerilemesinde payı olan, bu siyasal elastikiyetini ortadan kaldıran iki önemli gelişme olduğunu belirtmek isterim. Bunlardan ilki, parti içindeki nitelikli kadroların tasfiye edilerek, yerlerine “af dileyen” kadroların getirilmesi, ikincisi ise, MHP ile ittifakıdır. Kadroların tasfiyesi AKP’nin gerilemesini başlatsa da hızlandırıcı etkinin MHP ittifakı olduğunu söyleyebiliriz. MHP, ittifak olmanın gereği olarak, esnemesi gerekirken, tam tersine kendi siyasal önermelerine tam bağlı kalarak AKP’yi kendi siyasi hattına gelmeye zorladı. Açıkçası bunu başardı da. Bugün artık AKP, ancak MHP’nin ona çizdiği siyasal çemberin içinde siyaset yapabilmekte ve MHP’nin şerh düşmeyeceği siyasi hamleleri gerçekleştirebilmektedir. Bu nedenle siyasal İslamcı ve milliyetçi partinin bir araya gelmesi ile birlikte bu sağ iktidar, aşırı sağ iktidara evrilmiştir.

Yukarıda özet geçmeye çalıştığımız gelişmeler nedeniyle, AKP artık toplumun önüne daha özgürlükçü, reformist, kalkınmacı, refah artırıcı, toplumsal barışı büyüten politikalar koymaktan oldukça uzak. Tersine, toplumu devasa yapısal sorunların içine iten bir sarmala hapsolmuş durumda. Bu sorunlar içinde var olma savaşı veren toplum ise, gün be gün derinleşen bir mutsuzluk içerisinde. Mutsuz toplum, yüzünü siyasete çevirmiş bir umut arıyor. İktidar kanadı ise, seçmeninin bu umudu muhalefette görmemesi adına yeni bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem; “ertelenmiş mutluluklar” vaat etmek.

AKP’nin, artık iki ayaklı bir siyasal stratejisi izlediğini görmekteyiz. Ayaklardan biri, gerilimler üzerinden seçmen konsolidasyonu, diğeri, “ertelenmiş mutluklar”. Gerilimler üzerinden yürüttüğü strateji, hakaretten küfre varan bir düzeyde/düzeysizlikte hızla devam ediyor. Ertelenmiş mutluklarda ise durum fazlasıyla trajikomik. Gözlerden ışık saçılabildiğini ve bu ışık ile ekonominin gidişatı arasında güçlü bir korelasyon olduğunu iddia eden bir Ekonomi Bakanı’mız var. Bakan Nebati, farklı farklı zamanlarda enflasyonun hızlı bir şekilde düşeceğini anlatıyor.

Kişisel gelişim kitaplarından hallice bir içerik üretimi ile ekonomiye dair analizler yapan bu bakanın, sıklıkla ertelediği enflasyonsuzluk mutluluğunun, toplumdaki yansımasına gelin beraber bakalım. Geçtiğimiz yılın 22. haftasında 'Sizce Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyon var mıdır?' diye sormuştuk. Yanıtları aşağıdaki tablodan görebilirsiniz.

Geçen yılın 22. haftasında ülkede yüksek enflasyon olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 67,5. Bu oran AKP seçmeninde yüzde 58,1, MHP seçmeninde yüzde 68,6. Geride kalan bu süre içerisinde, tüm AKP kurmayları işlerin düzeldiğini ve daha da düzeleceğini anlatıyor, mutluluğu erteleye erteleye toplumun önüne koyuyordu. Peki, onlar bunu anlatırken toplumun bu konu özelinde düşüncelerinin ne yönde değiştiğine birlikte bakalım. Aynı soruyu bu yılın 22. haftasında sorduk. Yanıtları tablodaki gibi.

Aradan geçen bir yıl içerisinde, Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyonun olduğunu ifade edenlerin oranı düşmediği gibi, yüzde 67,5’ten yüzde 93,7’ye yükselmiştir. Yani toplum, AKP’nin ertelenmiş mutluluk vaadi yerine, kendi somut sorunları üzerinden kararlarını üretmektedir. Peki bu durum sadece yüksek enflasyon için mi geçerli? Gelin bir de yüksek işsizlik ve yüksek döviz kuru üzerinden bakalım.

Yüksek işsizlik olduğunu ifade edenlerin oranı geçen yıl bu tarihlerde yüzde 66,7 iken bu yıl yüzde 86,4’e çıkmıştır. AKP seçmeni içinde bu orandaki değişim yüzde 57,3’ten yüzde 74,9’a gelmiştir.

Bir diğer parametre olan döviz kuru üzerinden konuyu ele aldığımızda, geçen yıl yüzde 53 olan döviz kurunun yüksek olduğu kabulünün, bu yıl yüzde 91,4’e çıktığını görüyoruz. Özetle toplum, AKP kurmaylarının ne söylediğinden öte, kendi somut sorunlarından yola çıkarak kanaat oluşturuyor.

Umudu büyütemeyen AKP’nin, gerilimi büyütme çabasına dair geçtiğimiz hafta büyük bir örneğe daha tanıklık ettik. Erdoğan bu haftaki grup konuşmasında, Gezi eylemcilerini her zamanki gibi hedef haline getiren üslubuna bir de hakaret ekledi. Biz de hakaret içeren o konuşmayı, Türkiye temsili bir denek grubuna izlettik. Nasıl bir sonuç aldığına birlikte bakalım.

Bu tabloya baktığımızda; AKP’nin ülkede yaratmış olduğu ağır tahribatı ve temelinden sarstığı toplumsal barışın sonuçlarını görmekteyiz. Ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından dillendirilen bir hakarete verilen desteğin oranı yüzde 39…

Sıklıkla ifade ettiğim üzere, ilk seçimde iktidarın değişeceğine, sosyal demokrat bir iktidara kavuşacağımıza inancım tam. Bir özeleştiri de yaparak belirteyim ki, iktidar değişikliğini her ele aldığımızda içinde bulunduğumuz ekonomik sorunları konuşuyoruz. Fakat bu tablo bize ekonomik sorunlar kadar büyük bir toplumsal barış sorununu karşımızda bulacağımızı gösteriyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı bir vatandaş grubuna ağır hakaretlerden birini ediyor ve toplumdan yüzde 39 destek alıyorsa sorun hepimizin düşündüğünün ötesinde…