Abone Ol google-news

İsrail devlet televizyonunda çarpıcı Türkiye iddiası

Programın sunucusu Roi Kais, Arap ülkeleri için en büyük tehdidin Türkiye olduğunu ileri sürdü.

01 Temmuz 2020 Çarşamba, 16:58

İsrail'in devlet televizyonu KAN'da yayımlanan bir programda Türkiye ile Arap ülkelerinin ilişkileri ve Ortadoğu'daki gelişmeler ele alındı.

Programın sunucusu Roi Kais, Arap ülkeleri için en büyük tehdidin Türkiye olduğunu ileri sürdü.

Oda Tv'de yer alan habere göre, Suudi Arabistan Ordusunun eski subaylarından Hasan A-Shari'nin "Türkiye ilk tehdit durumuna gelmiştir. Ve İran ikinci tehdit konumuna düşmüştür" sözlerini de aktaran Kais, sunduğu programda başka isimlerin de görüşlerini aktardı.

KAN’da yayımlanan program Tel Aviv’den Rafael Sadi çevirdi.

“NASIL OLUYOR DA TÜRKİYE ARAPLARIN KABUSU HALİNE GELDİ”

İşte Roi Kais’in Türkiye ve Erdoğan’la ilgili sözleri:

“Arap ülkelerini bu günlerde rahatsız eden nedir? İran, İsrail… Ne o ne de o. Onlar için en büyük tehdit ‘Sultan Erdoğan’.

Nasıl oluyor da Türkiye Arapların kabusu haline geldi? Anlamak için biraz daha geriye gitmek gerekiyor.

Her şey Arap Baharı ile başladı. Protestoların meyvaları en fazla Müslüman kardeşlerin hakim olduğu ülkeler topladı. Ve Erdoğan bunların başındaki kişidir.

Muhammed Mursi 13 milyon oy ile seçildi. Ancak Müslüman Kardeşlerin balayı İslam ülkelerinde oldukça kısa sürede sona erdi.

“HALİHAZIRDA SAVAŞAN TARAFLAR İSLAM'DAKİ ANA AKIMI TEMSİL ETMEKTEDİR”

Müslüman Kardeşler örgütünün lideri Muhammed Mursi’nin, Mısır Başkanı seçilmesinin ardından sadece bir sene geçmesinden sonra General Sisi tarafından görevinden azledildi. Ve Sisi şu andaki Mısır Devlet Başkanıdır.

Mursi’nin devrilmesi tabii ki planlanmış bir olay idi. Bu planlı durum özellikle Sünni ülkelerde halen devam etmekte olan iç savaşların bir devamı niteliğindeydi. Ve bu durum İslam ülkeleri arasındaki değişik akımların sonucudur.

Halihazırda savaşan taraflar İslam'daki ana akımı temsil etmektedir.

Cephelerden biri Müslüman Kardeşler ile özdeşleşen akımdır. Hayal ettikleri ise dini İslami bir imparatorluk kurmaktır. Erdoğan'ın Türkiye'si ve Katar bu akımın öncülüğünü temsil etmektedirler.

İkinci cephe ise Mısır ve Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE’dir. Bu ülkeler Müslüman Kardeşler örgütünü terör örgütü olarak kabul ediyorlar. Aynen kurtulunması gereken bir kambur gibi.

Sünni dünyasındaki mücadeleyi kazanabilmek için Erdoğan taktik değiştirmek zorundaydı. Ve Bugün Ortadoğu’da Erdoğan'ın parmak izlerinin olmadığı bir toprak parçası yok gibi.

Suriye'de o ülkenin kuzeyindeki topraklara yerleşti ve amacı Kürtlerin o bölgede bir Kürt Devleti kurmalarını önlemekti.

“ERDOĞAN SON AYLARDA BU ÜLKEDEKİ ETKİNLİĞİNİ DERİNLEŞTİRDİ”

Filistin konusunda ise her karışını ve köşesini karıştırmaktan geri kalmamaktadır. Rutin bir şekilde İsrail'e karşı tutumunu sürekli sürdürmektedir. Ve bunu da Arap ülkeleri hesabına yapmaktadır.

Türk Sultan'ı Afrika'da bile etkin olabilmenin ve oradaki servetin savaşını vermektedir. Son ise Kaddafi sonrası Libya’dır.

Erdoğan son aylarda bu ülkedeki etkinliğini derinleştirdi.

Libya adımı Erdoğan'ın büyük programının içinde bir bölüm daha ortaya koymuş oluyor. Kendisini Avrupa Birliği’ne almayan ülkelerinin gözlerine parmak sokmak gibi de diyebiliriz.

Akdeniz sahillerindeki bu etkinlik çabasının ardında neler yatıyor?

Bu sahiller gaz ve petrol ile doludur. Ve daha da az önemli olmayan ve Avrupa’yı milyonlarca mülteci ile doldurabilecek ülkelerden bahsediyoruz. Ve bu ülkelerde etkin olan Erdoğan için oldukça önemli bir tartışma kartı edinmiş oluyor.

“İMPARATORLUK HÜLYASI OLAN SULTAN'I UNUTMAYIN”

Peki, Erdoğan Ortadoğu’daki her tarafa ahtapot kollarını gönderirken aslında ne arıyor? Birkaç menfaati konuşabiliriz, düşünebiliriz:

Pek de parlak olmayan Türkiye ekonomik durumunu örtemeye çalışmak olabileceği gibi. Ve bununla kaldıraç kuvveti kullanıp Avrupa ve Dünya devletlerine baskı yapmak veya en basitinden Sünni dünyasında Mısır ve Suudi Arabistan hesabına güçlenmek olabilir.

Erdoğan kendi konumunu güçlendirmekte ve bölgedeki önemli bir oyuncu olarak kendisini güçlendirmektedir. Bunun sonucu olarak Uluslararası ve bölgesel güçler ABD, Rusya ve İran gibi ülkeler kendisini daima hesaba katmak durumundadırlar.

İyi de Sultan'ı durduracak kimse var mı? Emin değilim.

Doğru olan bir şey varsa o da Ortadoğu’da yayılmaya niyet eden İran'dan söz ederken bir imparatorluk hülyası olan Sultan'ı unutmayın.”

Tercüme: Rafael Sadi