Cizre ölçeğinde bir şehir…

15 Şubat 2016 Pazartesi

Albert Einstein’dan: “Yalnız barışçı değil, bir barış savaşçısıyım. Barış uğruna savaşım vermek istiyorum. İnsanlar savaşa savaş açmadıkları sürece, hiçbir şey savaşları ortadan kaldıramayacaktır…
“Harekât”’ bitmiş.
Resimler sosyal medyaya servis edildi.
Yazılı basında, “Sevgililer Günü” reklamlarına ait kıpkırmızı yürek ve armağan resimlerinin arasında.
Görsel basında ise aynı resimler, ama sesli ve hareketli. Baskın renk, yürek kırmızısı.
Kan kırmızısı ile yürek kırmızısının birbirine karıştığı, hareketli ve hareketsiz resimler.
Yolların, daha doğrusu “bir zamanlarki” yolların resimleri. “Şehrin yolları …”, ama şehir eksik. Şehir yerine delik deşik yıkıntılar.

Kanlı görüntüler yasak…
Resimlerde kan yasağı var. Daha doğrusu kan ve ceset yasağı. “Görenler fena olur…” diye zahir.
Ama batı bölgelerinde, ışıklar ve alkol kokuları içinde yüzen şehirlerin sakinleri fena falan olmuyor. AVM’ler de boşalmış değil. Tam aksine. Tatil günlerinde ve işgünlerinin sonunda hepsi, sevgililer gününe geç kalmamak için hediye peşinde koşuşturanlarla dolu.
Sevgi sözcüğü, yasaklanmayan ender sözcüklerden. Çünkü zaten yok ki yasaklansın!
Sevginin her türü mezheplerin, tarikatların ve daha bin bir türlü ayrımcılığın girdabında çoktan yitip gitmiş. Geriye yalnızca birbirlerini sevdiklerini böyle bir günde ne de olsa yılda sadece bir güncük! söyleyen canlı sevgi kadavraları kalmış…
Bunları düşündüğüm günlerden birinin akşamında, şehrin ortalık yerinde, Sultanahmet’te, sabah dokuz Alman turistin bombayla parçalandıkları günün akşamında, gençlerle dolu bir pub’ın yanından geçerken, alkol kokularına masalardan birinden yüksek sesle bir “rahatlama” karışıyor: “Neyse! Ölenlerin arasında hiç Türk yok!”

Peki ya ‘ölenler’ kim?
Ya da şöyle sorulabilir mi: “Peki, ya böyle deyip rahatlayanlar, hangi canlı türünden sayılmalı?
Cizre’den kalanlar yayımlandı.
Bir zamanlar insanların, bir adım sonra, birkaç merdiven basamağına doğru ilerlerken, bir vitrine bakarken, bebeğine içireceği süt yeterince ılınmış mı diye diliyle tadarken, ya da sokağa çıkma yasağı yüzünden gömemeyip birkaç gün önce buzdolabına kaldırdıkları cesetler bozulmuş mu diye dolabın kapağını açıp bakarken, kurşun, şarapnel ya da taş yağmurlarında can verenlerin yaşamış oldukları mekânlar.
Akşam haberlerinde de artık sıralama belli.
Birinci sırada, o gün ölenler ve öldürülenler.
İkinci sırada, daha önce ölenlerin cenazeleri.
Üçüncü sırada  burayı siz kendiniz de doldurabilirsiniz.
Biz, isterseniz yine Einstein’a dönelim: “İnsanlar savaşa savaş açmadıkları sürece, hiçbir şey savaşları ortadan kaldıramayacaktır…
Ne dersiniz? 


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017