Deneme üzerine birkaç not…

26 Eylül 2016 Pazartesi

Genelde her yaptığımı sorgularım; ama ne tuhaftır, sanırım günün birinde deneme üzerine bir şeyler yazmam istenene kadar, neden deneme yazdığım ya da yazdıklarımı neden ‘deneme’ diye nitelendirdiğim gibi sorularla hiç uğraşmadığımın farkına vardım.
Deneme türü ile ilk karşılaşmam, Montaigne’i Sabahattin Eyuboğlu’nun
o nefis çevirisinden okumamla olmuştu. Onu, Eyuboğlu’nun kendi denemeleri izledi. O ilk turu, Cumhuriyet Aydınlanması’nın öteki temsilcilerinin, Azra Erhat’ın ve Vedat Günyol’un denemeleriyle tamamladığımı anımsıyorum.
Zaman içersinde onlara bizden ve yabancılardan başka ustalar eklendi. Deneme türünün doruklarını Stefan Zweig’la tanıdım. Dilimize neredeyse bütün eserlerini çevirdiğim Ingeborg Bachmann’ın “Roma’da Gördüklerim ve Duyduklarım” başlıklı denemesi ise, benim için yaşanmışlığın deneme kalıbında dile getirilmesinin en yetkin örneklerinden biri oldu. Sonraki yıllarda Nermi Uygur’un denemeleri elimin altından hemen hiç eksik olmadı. Felsefeyi kendi yaşamına doğal bir bilgelik kaynağı niteliğiyle geçirebilmiş ender düşünürlerden olan Nermi Uygur’u okumak, benim için bilginin edebiyatta nasıl damıtılabileceğini somut biçimde görmekle eşanlamlıydı.

Kendini sorgulama eylemi…
Gündüz Vassaf’ın kitaplarıyla tanışmamla birlikte ise, bir deneme yazarının her yazdığı ile aslında kendisini sorguladığı gerçeğinin bilincine en somut biçimde vardım. Bu arada Vassaf’ın bu kadarla da kalmadığını, bence Montaigne ile ortak noktasını oluşturan bir eylemi de gerçekleştirdiğinin farkına vardım. Çünkü Vassaf da, tıpkı Montaigne gibi, her yazdığını okura açık ya da örtülü yönelttiği şu soru ile noktalar: “Peki ey okur, ya sen ne düşünüyorsun?” Bir okursanız eğer, belki görmezlikten gelmeye çalışabileceğiniz, ama asla yok sayamayacağınız ağırlıkta bir sorudur bu!
 
‘Uslanmış yazar’dan deneme yazarı çıkmaz!
Ve deneme yazarı için bundan kaynaklanan yaşamsal sorun şudur: Bir deneme yazarı olarak ele aldığınız konu bağlamında önce kendinizi sorgulamaktan kaçıp yalnızca başkalarına yönelik bir ahkâm kesme ile yetinirseniz eğer, kişiyi gerçek anlamda deneme yazarı kılan en önemli niteliğe hiçbir zaman erişemezsiniz. Başka deyişle, ele aldığınız konuda tümüyle size özgü, başka deyişle özgür bir düşünce geliştirmek yerine, okurlarınızın karşısına yalnızca toplum içersinde uslanmış bir yazıcı olarak çıkarsınız!
Böylesi, bir deneme yazarına değil, fakat sadece başta kendine, sonra da okurlara yalan söylemeyi alışkanlığa dönüştürmüş birine yakışan bir tutumdur!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları