Doğan Kuban’dan ‘Cehalet’ Üzerine...

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Prof. Dr. Doğan Kuban’ın Cumhuriyet’in 22 Ağustos tarihi Bilim/ Teknoloji ekindeki “Osmanlı, Türk, İslam Kimliklerimiz” başlıklı yazısı şöyle başlıyor: “Sayın Okuyucular, bundan sonra yazacağım her yazı ‘Cehaletle Kavga’ başlığı altında olacak! Çünkü ister cumhurbaşkanı seçmek, ister kadınları boğazlamak, ister tarihi ve doğal çevreyi yok etmek, ister ağaç kesmek, ister hırsızlık yapmak, ister tarih bilmeden onunla övünmek, ister dindar olmadan dini istismar etmek, trafik kargaşası, plansız gelişme, sınırsız toprak spekülasyonu gibi olayların tümü cehalete dayalı olgular…”
Doğan Kuban’ın kitaplaşmış ve henüz kitaplaşmamış yazılarının tümü, Türkiye’nin yakın kültür tarihinin ender rastlanır saydamlıkta bir çözümlemesidir. Tarihimizin gerektiğinde en uzak köklerine kadar uzanan bu çözümleme, bütünüyle eleştirel düşünce temeli üzerinde inşa edilmiştir. Bu nitelikten kaynaklanan belki de en önemli sonuç, söz konusu çözümlemeyi eline alan her okurun kaçınılmaz bir biçimde kendi zihinsel süreçlerini seferber etme zorunluğu ile karşılaşması ve böylece kendisine bu çerçevede sunulan bütün verileri bilgiye çevirebilmesidir.
Bilim ve düşünce insanı yapısı ile katıksız bir “Rönesans İnsanı” kimliğini taşıyan Doğan Kuban, bundan sonra yazacağı her yazının “Cehaletle Kavga” başlığı altında olacağını ilan etmekle, okurlarına çok önemli bir çağrı yöneltiyor. Çünkü ülkemiz, günümüzde artık bütünüyle bir “derin cehalet” uçurumuna yuvarlanmış durumda ve Doğan Kuban’ın eski yazılarından birinde çok doğru bir tanımlama ile “örgütlü cehalet” diye de adlandırmış olduğu bu uçurum, uzunca bir zamandan bu yana iktidar katındakilerin “ilerleme” ya da “reform” diye nitelendirdikleri her girişim ile birlikte artık daha da derinleşmekte.
Bu yazdıklarımı okuyanlar arasından kimilerinin şöyle bir soru sormaları rahatlıkla düşünülebilir: “Peki ama, üniversitelerinin sayısı neredeyse 180’i bulan bir ülkede böylesine vahim bir cehaletin egemenliğinden nasıl söz edilebilir?” İlk bakışta haklı görülebilecek böyle bir soru, ne yazık ki son derece “vahim” cevabını da beraberinde getirmektedir: “Asıl böylesine azgın bir üniversite enflasyonunun geçerli olduğu, üniversite açmanın böylesine ‘ucuzlaşabildiği’ bir ülkede böylesine örgütlü bir cehaletin varlığından söz edilebilir!”
Eğer bir ülkede her yeni kayıt döneminde üniversiteler reklamlarını bilimsel başarılarıyla ve yayımladıkları bilimsel eserlerle değil, fakat binalarının ve tesislerinin resimleriyle yapıyorlarsa, eğer ülkenin 180 üniversitesinden hiçbiri bilim dünyasında kayda değer bir başarıya veya sonuca imza atamıyorsa ve son olarak yine böyle bir ülkede ortaöğretim son hızla dini eğitimin hizmetine giriyorsa, o ülkede düşünen her kafanın ve kalemin kendini cehalete karşı bir topyekûn kavganın hizmetine adamasının da zamanı gelmiş, dahası neredeyse geçiyor demektir!
Bu nedenlerle Doğan Kuban Hoca’nın “cehaletle kavgası” bütün aydınlanmadan yana olanlarca bir seferberlik çağrısı olarak değerlendirilmelidir!  


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017