‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

10 Nisan 2017 Pazartesi

Gecelerimizi ve gündüzlerimizi neredeyse bütünüyle bir ‘Evet’ ile bir ‘Hayır’ arasında tüketmeye başlayalı epey zaman oldu…
Şimdi ‘ömür’ dediğimiz, sanki bu iki sözcük arasına sıkışıp kalmış bir karabasandan başka bir şey değil!
Şimdi zamanımın çoğunu kulaklarımın dibinde ‘Evet’ mi, yoksa ‘Hayır’ mı demem gerektiğini haykıran uğursuz bir koronun kuşatması altında geçiriyorum.
Koro çok kalabalık ve üstelik her soruya yanıt verebilmek savında. Ama benim kafamda neye, neden evet ya da hayır demem gerektiği sorusu epeydir hep yanıtsız kalıyor.
Böyle bir ortamın adı, sanırım kaos’tur ve ben, sürekli kaos içerisinde yaşayabilecek biri değilim. Hele kısa süre önce peşpeşe iki kalp krizi geçirmiş biri olarak böyle bir gücüm kesinlikle yok. Öte yandan, artık ‘akıl’ kavramı bağlamında da umarsız bir kargaşanın egemen olduğu bir ortama sürgün edildiğimin de bilincindeyim. ‘Akıl’, ‘üst akıl’, ‘üstün akıl’, ‘öteki akıl’ -ve daha başkaları- türlerden yana epey zengin bir akıl pazarı. Bu pazarda sadece ‘benim aklım’a ve böyle bir aklı oluşturabilme çabalarıma yer yok …

Kendi aklımın yollarını aramak…
Ben de, aslında böyle zamanlarda hep yaptığım gibi, radikal bir yol seçtim ve yine bir sahafın yolunu tuttum.
Sahaf, benim için yeryüzü cenneti ile eşanlamlı bir mekândır. Gerçek bir sahafın kapısından içeri adım attığım anda, kendimi daha önce hiç olmadığım kadar güvende hissetmeye başlarım. Çünkü sahaf raflarını dolduran, daha önce nice parmakların dokunuşuyla canlanıp nice bakışlar aracılığıyla bilinçlerde mekân tutmuş olan ciltler ve sayfalar, asla yalan söylemezler. Bu arada, elbette başkalarının veya sizin düşündüklerinizden farklı şeylerin sözcülüğünü yaparlar. Ama fark ile yalan arasında en ufak bir benzerlik bile yoktur ve herhangi bir konuda oluşturma ihtiyacını duyduğunuz kendi düşüncenize uzanan en sağlam köprüleri de ancak yalan ve yanıltma nedir bilmeyen sahaf sayfalarının desteğiyle inşa edebilirsiniz!

Babil’in düşünce dillerine sığınmak…
İşte ben de böyle yaptım ve hastaneden eve döner dönmez babil sahaf’ın yolunu tuttum. Lütfi Bayer’in kitaplardan oluşma imparatorluğunun adı olan babil sahaf, daha önce de Moda’daydı. Ama kısa bir süredir Moda’daki evimin tam karşısına taşındı. Şimdi bana hem pencereden seslensem duyurabileceğim kadar yakın, hem de hiçbir düzmece dünyanın kapıma yaklaşamayacağı kadar uzak!
Merak edenler, Babil Kulesi’nin ve onun çalışkan işçilerinin öyküsünü Kutsal Kitap’ta bulabilirler: O öyküye göre Tanrı, başlangıçta tümü aynı dili konuşan insanları binbir dilden gelme kılmakla onları birbirlerine düşman kılmayı değil, fakat insanca zenginleştirmeyi amaçlamıştır!  


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017