Gezi Parkı Kitaplıkları…

10 Haziran 2013 Pazartesi

“…Böylesi hiç görülmemişti!”
Son günlerdeki direnişleri en iyi özetleyen, ortak bir paydaya indirgeyen deyişlerden biri sanırım buydu ve bu deyiş, düşünülebilecek en doğru saptamalardan birini de içerdiği için bunca çarpıcıydı; evet: “
Böylesi hiç görülmemişti!”
Başka deyişle, ortada bir
“büyük ilk” vardı.
Çatısının altında çeşitli “
ilk”leri barındıran bir büyük ilk.
Bu çeşitli ilklerden biri de, Taksim’deki Gezi Parkı’nda, yani bütün direnişlerin odak noktası niteliğindeki mekânda bir “
kitaplık” kurulmasıydı.
Evet.
İnsanca bir çevre için, böyle bir çevrede yaşanması gereken insanca hayatlar için direnişe geçen gençliğin ilk işlerinden biri, Taksim’deki mekânlarında bir kitaplık kurmak oldu. Kalaslarla ve beton taşlarla raflar yapıldı. Bu raflar hızla uzadı. Çünkü uzadıkça daha çok kitapla doldu. İnsanlar, bu kitaplığın hızla zenginleşmesi için çanta ve kucak dolusu kitap taşıdılar. “
Başkaları da” okusunlar diye. Sonra kitaplığın çevresindeki ağaçların altları, bağdaş kurmuş veya uzanmış olarak ellerindeki kitaplara dalmış gençlerle doldu. Kendi başlarına okuyan ya da okuduklarını hemen başkalarıyla paylaşmaya, tartışmaya koyulan gençler.
Burada gerçekleşmesini çok istediğim bir düşten söz etmiyorum. Yıllar boyu gerçekleşmesini çok istediğim ve o yılların ardından günün birinde, hayatım boyunca yaşamış olduğum şehrin en tarih yüklü meydanında karşıma somut bir olgunun tüm gücüyle çıkan bir gerçeklikten söz ediyorum.
İstanbul’dan sonra, aynı gerçeklik ile Ankara’da karşılaştık.
Gezi Parkı direnişlerinin tarihi çok ama çok dikkatle yazılmalı.
Bu ülkede kitlelerin, kendi hayatlarını kendi kurguları çerçevesinde yaşama özgürlüğü için, başka deyişle birey olabilme özgürlüğü uğruna yollara düşüp meydanlarda toplananların ve (evet, kocaman bir VE!) bu özgürlük savaşımı için zorbalığı değil, fakat kitap okumayı ve okutmayı araç olarak seçenlerin oluşturdukları kitlelerin tarihi, çok dikkatle, çok saygıyla, bütün yönlerinin hakkı verilerek yazılmalı.
Böyle yapılmalı, çünkü yaşadığımız ülkenin demokrasi, özgürlük ve eşitlik tarihinde
“kitap”, ilk kez yiyecek ve içecek kadar, gecenin serinliğinden ve neminden korunmak için sırta geçirilenler kadar veya çadırlar kadar “olmazsa olmaz” niteliğiyle direnişin meydanlarına getiriliyor.
Getirenlerin nitelikleri de çok ama çok önemli. Çünkü o getirenler, direnişin meydanlarında hemen kitaplıklar kuranlar, on yıllardır izlenen bir
“resmi” eğitim politikası gereği kendilerine “nasıl düşünmeleri gerektiği”nin öğretilmesi yerine, “neleri düşünmeleri gerektiğinin ezberletilmeye çalışıldığı” kuşaklardan geliyorlar.
Onlar, yani Gezi Parkı’nda kendi kurdukları kitaplıkların başında ve çevresinde öbeklenenler, böyle bir eğitim politikasının ne denli çağdışı olduğunu kanıtlama görevini üstlenmiş olan gençler. Onlar, ne yakma ne yıkma ne de yağmalama peşindeler. Onlar, hayatlarını kurgulamak, kendi iç yolculuklarını gerçekleştirmek için kitabı, yani DÜŞÜNMEYİ rehber edinmiş olan gençler. Ve bu nedenle de, “
kimileri” için, “kimilerinin” gözünde doğal olarak çok ama çok sakıncalılar!

\n

Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017