Leyla Erbil’den Zaman ÜzerineBir Felsefe: ‘Kalan’

06 Ocak 2012 Cuma
\n

\n

Roman, felsefe değildir. Ama bir romandan yola çıkılarak felsefe yapılabilir. Veya -çok kişisel görüşüm-, roman, bir felsefenin diline, aracına dönüşebilir.

\n

Leyla Erbilin son romanıKalangibi

\n

Kalan”, zaman üzerine bir sorgulama. Bir hayatın geçmiş zamanlarına yönelik bir yeniden kurgulamaeylemi. Olayların geçtiği yer, yazarın-çok yakın ve biraz yakın çevresiyle, o çevreyi bütünüyle kuşatan İstanbul, hatta daha da öncesi, Konstantinopolis. Bugünden hatırlanabilen, hatırlamanın biraz, çoğunlukla da epey eskimiş yelkenlerini açarak ulaşılabilen bütün zaman kalıntıları. Epey eski bir hikâyemde şöyle demiştim: “…eskiden, zamanın denizinde yüzerken etrafımdan geçen irili ufaklı zaman parçalarını yakalamaya çalışırdım. Şimdi ise daha çok, zamanlar gelip bana çarpmakta…” Bunları hatırlayıverdim, çünkü Kalanı okurken karşımda ansızın Leyla Erbilin yüzü beliriverdi. Zaman parçalarının kovalamacasında yalnızca bilenolmaktan çıkıp, artık bilgeleşmişbir yüz

\n

“…adını bildiğimiz bilmediğimiz onca insanla birlikte ömründen önce öldürülmüş …” Romanın ortalarında bir yerdeki bu cümle ile felsefenin iklimlerinden esen hoyratça bir rüzgârı yüzümde hissediyorum. Aslında hayatları, kendilerineben yaşıyorumdeme hakkını kazandıran bütün yaşam belirtileri çoktan son bulmuş, ama sırf henüz nefes alıp verişlerinin etkisiyle yaşadıkları yanılsamasını hâlâ sürdüren adını bildiğimiz bilmediğimiz onca insan…” Ya da bilinçlerine erdikleri/ermeleri gereken anlardan başlayarak, aslında hiç yaşamamış, dahası belki ömürsüzdoğmuş insanlar!

\n

Nermi Uygur, Felsefenin Çağrısıbaşlıklı kitabında Nedir?sorusunun felsefenin kurucu sorusu olduğunu belirtir; çünkü Nedir?örneğin Nasıl?sorusuna verilebilecek hiçbir karşılığın somutluğunu taşımayan, buna karşılık tüm soyutluğu içersinde, yöneltildiği her konuya damardan girenbir sorudur. Hayat nasıldır?sorusuna verilebilecek yanıtların olası kaçamaklarını daha en baştan gündem dışı kılan bir soru. Tıpkı Leyla Erbilin alıntıladığım cümlesinde olduğu gibi. Çünkü Kalanromanının yazarı, o cümleyle, aslında çok yalın bir biçimde, şunu sormakta: Nedir yaşamakdenilen şey? Ömür bitmeden ölünürse? O zaman ölümnedir?

\n

“…tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyudan çıkmak için, / çocukluğa / daha da dibe / toprağın altına inip binip göreceğim. Bu, anlatıcının hayatına ilişkin olarak Leyla Erbilin daha romanın en başında verdiği yol ve zaman haritası. Her hayatın çocukluktan, doğumdan çok ama çok öncelerine uzanan nehir-romanı. “…insanların kendi kendilerine icat ettikleri / insanlardan nefret eden tanrıların / tükenmeyen hınçları yüzünden / insanlığın çektiği çilelerden birini mutlaka çekmiştir rosa da…”

\n

Aslında, hepimiz gibi!

\n

“…insan kendi hayatını sorgulamadan yaşamayı sürdürürse / insan sayılmaz denildiği günler…”

\n

Demek varmış bir zamanlar böyle denildiği günler. Peki, artık denilmezolunca ne olmuş? “…ağız açık / nutuklar / sözcükler / sözcükler / tekrar tekrar sözcükler / giderek zorba ve hain yıllar / yerlerini replikalarına terk ederek / kendi cellatlarına oy veren ahmaklaştırılmış halk / o halkın evlatlarının / cezaevlerinden yükselen / sonsuz çığlıkları / sürüp gidiyor / bunca yıl…”

\n

Zaman içersindeki uzun yolculuğu boyunca, sanırım temel bir meselesi var Leyla Erbilin: Zamanlarını doğru ve zamanında görebilmek. Tıpkı Süreyya Berfenin Seferis ile Üvezindeki uyarısının gereğini yaparcasına: Zamanımızı /zamanında öğrenemediniz / Gördükleriniz / başka bir zamanı mekânı gösterdi…”

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017